UZAKLAŞMAYA GELMİYOR..
Ahmet ZORLU
Evet neler olmuş bitmiş bir haftada..
Uzaklaşmaya gelmiyor, yorumlardan, köşelerden.
Birikiveriyor, eleştirilecekler, övgü alacak konular.
Hadi başlayalım, o zaman;
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonominin iyi yöndeki sinyallerine rağmen marketlerdeki fahiş fiyatların düşüş göstermemesine tepki göstererek, "Böyle dönemler kârı artırma değil, belki biraz kısma dönemidir. Bu marketlerde, halkımızı sömürenlerden hesabını sorarız." demiş.
Sayın Cumhurbaşkanım, önce bir noktada mutabık kalalım. Ekonomide iyi yönde sinyaller size geliyor olabilir ama Vallahi de Billahi de bize hiç bu anlamda sinyal gelmiyor. Ekonomide iyi sinyal dediğiniz, hayati kurumları satarak doları frenlemeye çalışmaksa, onda başarılısınız. Ama inanın onun ötesi yok.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Ülkemizin geçmişte bu gelişmelere seyirci kalması, devri geçmiş teknolojilerin çöplüğüne dönüşmesi üzüntü verici" dedi.
Sayın Cumhurbaşkanım, bu konuda çok haklısınız. Şu Kılıçdaroğlu var ya şu Kılıçdaroğlu, ‘Yerli uçağımız göklerde’ dedi fos çıktı, yerli otomobil yapacağız diye bizi oyaladı, TÜBİTAK gibi bilimsel kurumların başına Hayvanat Bahçesi yöneticisi getirdi, Diyanete bile “Okumuş adamlar dinden uzaklaşıyor” diye açıklama yaptırttı, cehaleti körükledi. 20 yıldır ülkeyi geriye götürecek her şeyi yaptı. İnşallah sizin iktidarınızda, bilimsel ve teknolojik devrimle başlayacaksınız işe.
AKP'nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki'nin makam araçlarına ilişkin "Eskortlar, önden gidenler, arkadan gidenler, korumalar falan, filan. Ne oluyor, bu ne saltanat? Üç günlük dünyadayız şurada" sözleri dikkat çekti.
Sayın Özhaseki, hayırdır başınıza kiremit mi düştü. Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alıp, eleştiriyor topa tutuyorsunuz. Siz bilmiyor musunuz, itibarın israfı olmadığını, olmayacağını. Ayıplıyorum, yadırgıyorum.
AKP’li Metin Külünk, AKP'nin belediye başkan adaylarını “Millette karşılığı olmayan isimler aday yapıldı” sözleriyle eleştirdi. Metin Külünk, "Partimiz 31 Mart'ta hayal kırıklığı yaşayabilir" diye konuştu.
Dini veya farklı tüm cemaatlerin kendi mevzisine çekilerek, devletleşme arzusuna son vermesi gerektiğini de vurgulayan Külünk, şu ifadeleri kullandı: “Açık açık söylüyorum. Sol, sağ fark etmez. Dindar ya da dindar olmayan fark etmez. Türkiye'de sivil yapılar devletleşmeyi seviyor. Halbuki sivil yapı demek özgün ve özgürlük demektir. Sivil yapılar eğer devlette muktedir olmayı tercih ederlerse bu işi tehlikeli bir boyuta götürür. Oysa devlet topluma aittir hepimize aittir. Dolayısıyla iki buçuk yıldır ben bunu anlatıyorum; cemaatler, sivil yapılar devlete dahil olmalı müdahil olmamalı. Devleti ele geçirme mantığı ile hareket etmemeli. Bugün çok ciddi bir zihin ve eylem ahlakı problemimiz var. İdealist bir devlet adamı yetiştirmemiz lazım. İnsanlar grup üzerinden yetişip hareket ederse oraya gittiği yerde topluma göre değil geldiği yere göre hareket eder. Bu yapı üzerinden konuşmalıyız. Bütün cemaatler mevzisine çekilmelidir."
Kırk Yıl düşünsem, Metin Külünk ile aynı çizgide görüşlere sahip olacağım aklıma gelmezdi. Ama Vallahi de, Billahi de doğru söylüyor.
Diyanet’in, öğrencilere ücretsiz dağıttığı, “Peygamber ve Gençlik” kitabında laiklik ve eğitim karşıtı propaganda yapıldı. Ekonomik sıkıntıda olan gençlerin daha fazla ibadet ettiği savunulan kitapta, “Tahsil ile dindarlık arasında ters yönlü ilişkiden bahsedilebilir” denildi.
Yani Diyanet demek istiyor ki, bir takım soytarıların kazanç kapısı haline getirilen din kavramı rayından çıktı, ama biz bir şey yapamıyoruz. Bu soytarılar da cahillere uydurulan dini yutturuyor, ama indirilen din konusunda aydınlatmıyor. Okumuşlar ise “Kardeşim sen bırak tarikatı, cemaati, şeyhi, şıhı, Yüce Kitap ne diyor onu anlat” dediği için dayatılan inancı kabullenmek istemiyor, gerçeği sorguluyorlar. Yaşasın Cehalet. Yaşasın Diyanet..
Bu da AKP’nin her şeye bakan adamı İsmet Yılmaz’dan;
Yılmaz, "AKP Adayı Hilmi Bilgin'e vereceğiniz destek, yarın ruz-i mahşerde (kıyamet günü) beraat belgelerinizden (kurtuluş) biri olacak diye düşünüyorum” dedi.
Valla ne diyim, Diyanet İşleri Başkanlığı bu densizliğe de sessiz kalırsa, milleti namaza, oruca, zekata çağırmalarına artık gerek yok. Ver seçimde iktidara oyu, koy cebine beraat belgesini. Yazıklar olsun. Din bu kadar ucuz hale getirilebilirdi, hem de bir siyasi tarafından.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın Biz belediye başkan adaylarını belirlerken Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan, Emniyet'in istihbaratından bilgi alıyoruz' sözünü anımsatarak "Bir siyasal partinin belediye başkan adaylarının şu ya da bu şekilde sorgulanması devletin önemli kurumlarının görevi midir? Siz Uğur Mumcu'nun katillerini bulmuyorsunuz ama devletin istihbarat örgütlerini başka bir amaçla kullanıyorsunuz" dedi.
Bu konuda da Kılıçdaroğlu çok haklı. MİT ve Emniyet İstihbaratın görevi, terörle, cinayetle, uyuşturucu ile yıkıcı ve bölücü faaliyetler uğraşmaktır. Bir partinin aday seçme kurumuna dönüştürürseniz, devlet mekanizması zaafa uğrar.
Bu günlük bu kadar.