UNUTULMAZLARDAN OLMAK..
Ahmet ZORLU
Türk siyasetinin Cumhuriyet Tarihi bölümünü incelediğimizde ne çok insan için kullandık oyumuzu, onları gönderdik, ülkeye, millete, vatana, topluma hizmet etsinler diye.
Sonra da tarihin merkezinde onlara birer oda ayırdık.
Aynı şey bürokrasinin tepelerine yerleştirdiğimiz adamlar için de geçerli.
Yaptıkları, geçen zamana rağmen bu günkü gibi hafızalarda yaşayan insanlar vardır.
Bunların bir bölümü, bu ülkenin bekası, geleceği, milletin refahı için gecesini gündüzüne kattı.
Onları kalbimize gömdük, hayırla yad ediyoruz.
Ama bazıları var ki, çeşme akarken testiyi doldurmanın telaşına düştüler.
Bir bölümü ise ‘Tamam efendim, emredersiniz efendim, sen benim velinimetimsin’ anlayışı ile, milletin yararını bir kenara atarak, kendilerine dikte ettirilene baktılar sadece.
Enerjilerini ülkenin, toplumun yararına değil, bir avuç yandaşın, yasal olmayan yollarla palazlanan sermayenin, kendilerini o listeye yazan veli nimetlerinin yararına kullandılar.
Elbette onları da unutmayacağız ve her zaman lanetle anacağız.
Siyasetin, dolayısıyla da siyasetçinin ülkemizde son yıllarda seviye kaybettiğini üzülerek görüyoruz.
Her ne kadar “üzülerek” diyorsam da; ortada dolaşan “değişen Türkiye” söylemlerine “uygun adım” mıdır bu bana ters görünen manzara; ona da yorum yapmıyorum.
Ama ne olursa olsun; “değişim” denen şey/olgu, toplumsal “yenileşme eylemi”; yaşanan ortama daha bir boyut/güzellik kazandırma çabası olarak yaşandı bugüne değin tarihte.
Ancak bu gün, özellikle ekonomik yozlaşma, kültürel yozlaşma, özelleştirme adına peşkeş, demokratik değerlerin paspasın altına süpürülmesi, devletlerle değil, bir takım yapılarla işbirliği noktasında siyasetçilerimiz Türkiye’yi deneme tahtası olarak kullanmaya başladılar.
Şöyle bir yakın tarihe göz attığımızda ülkemizin enerji ve maden kaynakları üzerinde oynanan oyunlarda baş aktör olarak yer alan Taner Yıldız’ı unutmak mümkün mü..
İzlediği başarılı! enerji politikası yüzünden bu gün 1 liralık elektrik enerjisi tüketen tüketici, o bir liranın yanına bir lira da ‘Hizmet bedeli’ adı altında ne idüğü belirsiz bir para ödüyor.
Dünyanın en pahalı benzini ve mazotunu tüketen bir ülkenin fertleriyiz, ama sesimiz bile çıkmıyor.
Ya da, uyguladığı Adalet Politikaları ile Adaleti mumla aranır hale getiren Sayın Bekir Bozdağ’ı nasıl unutabiliriz.
Veya, ‘Allah verdikçe veriyor’ sözleri bu gün hala kulaklarımda çınlayan, Devletin Mahremi Kozmik Odayı önce Fetöcülere, oradan da dünyadaki haber alma teşkilatlarına açan, bildiklerini ülkeyi yönetenlere karşı silah olarak kullanmayı tercih eden Bülent Arınç’ı..
Veya, yaşananlardan rahatsızlığını dile getirip, iktidarın önüne koyduğu nimetleri elinin tersiyle itip, millet için yollara düşen Abdüllatif Şener’i.
Yahut, başında bulunduğu partisini iktidar partisinin yamağı gibi kullanmaktan çekinmeyen Sayın Devlet Bahçeli’yi.
Partisinin organlarını yönetenlerin oyuna başvurdukton sonra, çıkan iradenin aksine görüş açıklayarak iktidar kayığında yer kapmanın mücadelesini veren, Yalçın Topçu’yu kendine rehber edinerek Muhsin Yazıcıoğlu’nun mirasını hoyratça harcayan Mustafa Destici’yi.
Demokratik Tarihimizde rol alan tüm siyasetçileri, bürokratları tarihin kara kaplı defteri elbette yazacaktır.
Önemli olan bu sayfaların onur listesinde yer almak, alabilmek.
Atatürk gibi, İnönü gibi..
Onlar, demokrasi denen kavramın, daha dünyada lüks kabul edildiği bir dönemde bu millete inanç aşıladılar, Osmanlı’nın küllerinden yeni bir devlet yarattılar ve bu devletin yönetimini demokrasi ile taçlandırdılar.
Bu gün ise, bu tacı milletin başından almak isteyen, İngilizlere, yönettikleri ülkenin kapılarını açarak, Şehr-i İstanbul’un altın anahtarını teslim eden, Osmanoğlu Ailesinin bu ülkenin tepesine yeniden gelmesini isteyen, tarih bilgisinden yoksun cahiller korosu her gün Cumhuriyetin, Demokrasinin mimarlarına ağza alınmayacak hakaretler ediyorlar.
Çünkü cahil insanların topluma sunacak fikirleri olmadığı zaman onlar kaba güçle haklılıklarını göstermeye çalışırlar.
Ülkede Adalet Yürüyüşü başlatan Kemal Kılıçdaroğlu’nun güzergahına mermi atmak, kamp yerinin yakınına hayvan gübresi dökmek gibi eylemler de bu cehaletin birer örneğidir.
Ya da devletin bir bakanının çıkıp, ‘Biz yolları teröristler yürüsün diye yaptırmadık’ diyerek milletin yarısını teröristlikle yaftalaması da, söyleyecek söz bulamamalarından kaynaklanmaktadır.
Tarihin nok defterine altın harflerle yazılacak insanların söz sahibi olduğu günlerin yaşanması dileğiyle.
Köşe Yazısı