TUTARSIZLIK, KARARSIZLIK..
Ahmet ZORLU
3 Nisan 2018..
Devlet Bahçeli, Partisinin Meclis Grup Salonunda kürsüde konuşuyor. Cumhur ittifakının ülkenin dörtbir yanında uyum içinde çalıştığına dikkat çekiyor ve “Zamanında yapılacak seçimlerle Türkiye’nin önü açılacak..” diyor.
Tam 15 gün sonra.. 18 Nisan 2018..
Yine aynı salon, yine aynı kalabalık huzurunda konuşuyor ve “Gerekli uyum yasalarının süratle çıkarılması halinde MHP seçimlerin erkene alınmasından yanadır. Teklifimiz 16 Ağustos’ta seçimlerin yapılması yolundadır” diyor.
Cumhurbaşkanı bu konuşmanın ertesi günü Bahçeli’yi Saray’a davet ediyor ve Bahçeli’nin ‘Erken seçim’ çağrısı ‘Acil Seçim’ kararına dönüşüyor.
Ortada daha uyum yasaları bile yok.
Meclisin bu gelişmelerden haberi bile yok.
İki kişi oturdu, Türkiye’yi erken değil acil seçime götürme kararı aldı.
Sayın Cumhurbaşkanının, erken seçimin ilkelliği ve zararları üzerine bu güne kadar yaptığı açıklamaları derlerseniz, zaten kitap olur.
Parlamenter Demokrasi’nin sözde hala yürürlükte olduğu güzel ülkemde, en hayati kararların bile bir-iki kişinin aldığı şekilde yürüdüğünün en açık göstergesini yaşadık.
Zira o kararı alanlar da biliyor ki, ekonomi treni büyük bir hızla ve freni boşalmış şekilde duvara toslamak üzere.
Şirket iflasları, işsizlik, kontrol edilemeyen pahalılık, devasa dış borç faiz ödemeleri, cari açık, paramızın değerinin her gün biraz daha yitmesi, eğitim ve sağlıkta gelinen içinden çıkılmazlık vatandaşı artık isyan ettirmeye başladı.
Bana göre bu seçim, ülkede köklerinden sökülerek çöpe atılmak istenen Demokrasi’nin devamı ya da ülkenin sonu belirsiz bir maceraya atılması anlayışları arasında vatandaşın tercih yapacağı bir seçim olacaktır, olmalıdır.
Bu seçim, ülkede elde kalan birkaç kamu tesisinin de satılmaması veya onların da elden çıkarılması arasında yapılacak tercih anlamına gelmektedir.
Bu seçim kimliksiz ve kişiliksiz dış politika anlayışı ile ülkenin temellerinde yer alan, ‘Yurtta barış, dünyada Barış’ anlayışı arasında bir tercih seçimi olacaktır.
Bu seçim, Parlamerter Demokrasinin devamı ya da her şeyin tek adamın iki dudağı arasında olduğu melez bir rejim arasında tercih yapacağımız bir seçim olacaktır.
Bu seçim tarafsız ve bağımsız yargının yürütme, hatta yasamayı yeniden denenetler hale geleceği bir yapılanmanın, Adalet karşısında herkesin eşitliğini her şeyin üzerinde tutacak bir anlayışın tercih edilip edilmeyeceğinin de seçimi olacaktır.
Bu seçim, ülkemin Çağdaş Dünyada mı, ilkel dünyada mı yer alacağının tercihinin yapılacağı bir seçim olacak.
Ekonomide, Sefalet mi, istikrar mı diye soracağız kendimize.
Çocuğumuzun bilimsel çağdaş bir eğitim mi, orta çağ hurafeleri ile donanan bir eğitim mi almasına karar vereceğimiz bir seçim olacak..
Bu seçim, tüten bacaların tütmesinin önündeki emperyalist engelleri kaldırıp kaldırmayacağımızın seçimi olacak.
O nedenle iki parti liderinin kafa kafaya verip aldıkları kararların değil, halkın kahır ekseriyetinin aldığı kararların geçerli olup olmadığının test edileceği bir ‘Acil seçim’e doğru hızla gidiyoruz.
Muhalefet Blokunun kişisel hırs ve beklentilerini bir yana bırakarak, ortak bir ilkeler bütününde acilen uzlaşması gerekir.
Bu ortak çizginin olmazsa olmazları ise, fikir özgürlüğü, güçler ayrılığı ilkesi, üretim, istihdam, gelirin hakça bölüşümü gibi temel noktalarda gerçekleşmelidir.
Tam bir yıl önce, bir Nisan Ayında bu ittifak sağlandı ve hileyle de olsa, sağduyunun galip gelmesi engellendi.
Ama bu kez, ortak payda Türkiye’nin geleceği olmalıdır.
Muhalefet Blokunun bu seçimden galip çıkmaması için hiçbir neden yoktur.
Tek vaatleri Demokrasi olmalıdır, bir de yapanın yanında kar kalmayacağını, kalmadığını bu millete göstereceklerinin güvencesini vermeleri yeterli olacaktır.
Yani, umudu sandığa götürdükleri takdirde, umut galip gelecektir..
Zira, Sayın Bahçeli 2001 yılında Erken Seçim dedi, Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidar yaptı.
Şimdi Erken seçim dedi, hatasını onarmak ve Erdoğan’ı iktidardan götürerek Millete kendini affettirmek istiyor..
Bütün mesele budur