TÜRKİYE'DE SURİYELİ OLMAK..
Ahmet ZORLU
Günlük yazılarımı yazdığım, kitap çalışmalarımı yürüttüğüm bürom Sahabiye Mahallesi’ndedir.
Kayseri’nin en eski semtidir Sahabiye..
Yılların dostlukları vardır.
Ve son yıllarda, kiraların ucuz olmasından sanırım, Kayseri’de yaşayan Suriyelilerin çok büyük bölümü de Sahabiye Mahallesi’ndeki evlerde ikamet eder.
Sokağa çıktığımda, kulak misafiri olduğum ikili konuşmalarda, Türkçeden çok Arap diliyle yapılan konuşmalara tanık olurum.
Kendilerine ait giyim mağazaları, lokantaları, marketleri, hatta kuyumcuları vardır.
Büyük bölümü, uyum noktasında yetiştikleri kültürle, dille, geleneklerle yaşamaya kararlı, Türkiyeli olmaya dirençlidir.
Sahabiyenin maskotu, isimlerini bilmediğim, kara bir kız ve yine siyah tenli bir çocuk vardır.
O ikisini günlük görürüm.
Kız olanının elinde ya sakız kutusu, ya kağıt mendil paketleri vardır.
Herkesle dostturlar, arkadaştırlar.
Ara sıra, Sahabiyeye takılanlar gibi ben de harçlık konusunda destek veririm.
Onlar ısrarcı değildir.
“Bu gün param yok” dediğinde ‘Canın sağolsun’ derler, karşılaştığında güler yüzleri ve günaydını eksik etmezler. Hatta bazen sonuna ‘Hayırlı işler’i eklerler..
Bir de herkese karşı önyargı ile yetişmiş ekseriyet vardır.
Bakışlarında, kin, nefret, kurallara uyma noktasında kayıtsızlık sonsuzdur.
Örneğin, yaz akşamlarının birinde İnönü Parkı’na, Barış Manço Parkı’na gidip gözlemleyin.
Ülkemizde yerleşik kültüre uyum yerine, onlar Suriye’de aldıkları yoz kültürü bize dayatmakta ısrarlılar.
Buna rağmen, hoşgörü sınırlarımız sonuna kadardır.
Zira onlar, nedeni ne olursa olsun ülkelerinden kopup ülkemize gelmek zorunda kalmıştır.
Oturduğunuz evi bile değiştirdiğinizde yaşadığınız huzursuzluğu düşünün.
Onlar ülkelerini değiştirdiler.
Yani, bizden nefret etseler de misafirimizdir onlar.
Son zamanlarda, ülkenin değişik yerlerinden kavga ve ölüm haberleri gelmektedir.
Zira, onlar mülteci disiplini içerisinde Türkiye’ye gelmemiştir.
Açılan sınırlardan ellerini, kollarını sallayarak gelip, beğendikleri kentlere yerleşmiştir.
Devlet olmak ciddiyet ister.
Bunların derdini derdi bilmeli Türkiye Cumhuriyeti, misafir olarak ağırlanmaları noktasında her türlü özeni sergilemeli.
Ama Bakkal Mehmet Efendi vergi ve SGK Primleri, Zabıta denetimi altında ezilirken, bunlara sonsuz imkanlar sağlar, kendi vatandaşınızdan esirgediğiniz sosyal katkılar sunar, kendi vatandaşınıza karşı onları himaye ederseniz, vatandaşınızı incitirsiniz.
Zira Suriye başta olmak üzere, İran, Irak, Afganistan, Pakistan ve çeşitli Afrika Ülkelerinden gelen mültecilerin ortak hedefi, Hristiyan ve Demokrat Avrupa’ya kapağı atmaktır.
Dolayısıyla, vatandaşlık vereceğiz söylemleri hükümete destek yerine , karşı görüşün saflarını sıklaştırır.
Misafirimizdirler.
Cebimizden onların hayatını kolaylaştırmak için katkı vermeyi borç kabul ederiz.
Ancak bu toplum katmanını rehabilite etmeden, Türk Kültürüne adaptasyonunu sağlamadan, yabancı haberalma teşkilatları ile, terör örgütleri ile ilişkisi olup olmadığını ortaya çıkarmadan onlara verilecek vatandaşlık, sorunlar yumağı içerisindeki güzel ülkemin sorunlarına yenilerini eklemekten öte işe yaramaz.
Benden uyarması..