TÜKÜRME ÖZGÜRLÜĞÜ..
Ahmet ZORLU
Yazılarımı takip edenler hatırlamıştır.
Daha 4 gün önceki köşe yazımda, “OHAL’den sonra milletin elinde nefes almak ve kana kana su içme özgürlüğü dışında özgürlük kalmamış, tek adam anlayışı ülkenin üzerinde şimdiden çöreklenmiştir.” demiştim.
İktidarın yeni gözdesi, dönek sanatçıların onur abidesi Yavuz Bingöl Türkiye’nin ne kadar özgür ve demokrat bir yönetime sahip olduğunu anlatırken, özgürlüğümüz sayesinde kafamıza estiğinde yere tükürebildiğimizi anlatmış gazetecilere.
Tabi bakış açısı.
Ben hayatımda yere tükürmedim.
Yere tükürmeyi de özgürlük değil, zontalık ya da magandalık olarak addederim.
Ama beyefendi bunu özgürlük sınırlarımızın genişliğine misal eyledi ise, buyrun adam orada, tükürün yüzüde..
Nedense Yavuz Bingöl efendinin yere tükürmeyi özgürlük olarak tanımlamasından sonra, aklıma Ahmet Arif’in Anadolu Şiiri geldi.
“Beşikler vermişim Nuh’a,
Salıncaklar, Hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Tanıyor musun” diye başlayıp;
“ Öyle yıkma kendini/ Öyle mahzun, öyle garip/ Nerede olursan ol/ İçerde, dışarda, derste, sırada/ Yürü üstüne üstüne/ Tükür yüzüne celladın/ Fırsatçının, fesatçının, hayının” diye devam eden..
Evet, Yavuz Bingöl gibi, dönekleşmiş o kadar çok sözde toplum önderi var ki aramızda, ancak bunların yüzüne tükürülecek kadar aydın bir toplum oluşturabilirsek, tükürmeyi özgürlüğün ölçüsü olarak alabiliriz.
Aksi takdirde, tekrar söyleyeyim, sokağa tükürmek zontalıktır, magandalıktır.
Gelelim bir başka konuya.
Ahmet Takan’ın köşe yazısı Pazar günü Yeniçağ Gazetesi’nde manşetti.
Aralarında Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ın da bulunduğu bir AKP Heyetinin İngiltere’de kürt hareketinden bazı isimlerle görüşmeler yaptığı iddiası.
Takan bu iddiasını 11 Nisan günkü köşe yazısında da gündeme getirmiş, bir de fotoğraf paylaşmıştı.
Hükümet çevrelerinden Ahmet Takan’ın bu iddialarına ilişkin ne 11 Nisan’da, ne de şimdi bir açıklama gelmedi.
Takan’ın iddiaları doğru ise, masada Öcalan’a ev hapsi, PKK’ya siyasi af, eyaletler kurulması, bölge gelirlerinin paylaşımı, banka kurulması, ilkokuldan üniversiteye kadar ana dilde eğitim verilmesi, kadın hakları, LGBT hakları gibi yığınla konu varmış.
Biz gazeteciler şeytanın avukatıyız ya, Ahmet Takan’ın yazısını okurken birden bire aklıma takılıverdi;
“İngiltere’de bu görüşmeler devam ederken Devlet Bahçeli’nin birden bire affı gündeme getirmesi sadece bir tesadüf mü?
Ve bir başka konu;
Seçimler yatlaştıkça tarikatların bakanlıklardaki kadrolaşma hareketinin yoğunluk kazandığı yolunda çok sayıda şikayet şikayetler geliyor.
Recep Tayyip Erdoğan dışında kalan adayların, iktidar mensuplarına Gazi Mustafa Kemal’in tekke ve zaviyelerle ilgili sözlerini bir kez daha hatırlatmalarında yarar var.
Zira bu köhnemiş zihniyet, eski günleri yakalayabilmek için Gazi ve Genç Cumhuriyetin yöneticilerini sürekli dinsizlikle suçlayıp, camileri ahır yapmakla itham ediyor.
Oysa Atatürk;
“Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu yapılar, din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz, göreceksiniz ki bazı kişiler, bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğumuzu ileri sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama, sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca nutmayın ki, o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır” diyordu.
Yaşadığımız süreçlere baktığımızda, Atatürk’ün yaklaşık yüz yıl önce söylediklerinin bir bir gerçekleşmeye başladığını siz de görüyor musunuz?