Ahmet ZORLU

TERCİH ..

Ahmet ZORLU

Farkında mısınız?
Birbirimizin dediğini anlayamaz olduk.
Ya da denilen her kelimenin, her cümlenin altında farklı bir ima arıyoruz..
Her sözün altından kasıt emaresi bulmaya çalışıyoruz.
Ya da, ‘Benim gibi düşünmesi mümkün değil’ diyerek karşımızdakinin söylediği, bizim düşüncemizi yansıtsa bile karşı duruyoruz, tepki koyuyoruz..
Hepimiz AB uzmanı kesildik.
Hepimizin ekonomik konularda söyleyeceği söz var..
Hepimiz, Kızıl Çin ile Kızıl Rusya’nın kurduğu ittifakın ne kadar mübarek bir oluşum olduğunu dillendirmeye başlayanları alkışlıyoruz koro halinde.
2004 yılında, “AB Görüşmeleri başladı, anlaşmayı imzalamak bize nasip oldu, Elhamdülillah” derken de Recep Tayyip Erdoğan’ı ellerimiz patlarcasına alkışlıyorduk, “Bana bak açarım kapıları” derken de aynı tempoda alkışlıyoruz..
Dolar’ın kontrol edilemez yükselişini bile, “Bize ne, pilav yeriz biz de” diye makul göstermeye çalışan bir kısım zeka yoksunu, o pilavın hammaddesi buğday, pişirirken kullandığı gaz, içine koyduğu yağ’ın bile doların artışından etkileneceğinden bihaber..
Kısacası, ülke içerisinde hakim kılınan “Ya taraf olursun, ya da bertaraf” ilkesini komşularımızdan başlamak üzere dünya ülkelerine de dayatmaya çalışıyoruz.
2004 yılında, yandaş gazetelerin manşetleri, “Avrupalı olduk” müjdesiyle süslenmişti.
Aynı gazeteler şimdi, “Hain Avrupa” manşetleriyle çıkıyor.

Daha bir ay önce Trump’a ön adıyla hitabeden Sayın Cumhurbaşkanı’nın sözlerini hatırlayın.

Şimdi, koro halinde “ABD, AKP’yi gözden çıkardı” söylemleri..

Ne oldu, ne değişti iki ayda.
Sadece o kadar mı, ülkemin aydınları ikiye bölündü, yarısı “Türkiye Araplaştırılıyor” derken, diğer yarısı da “Türkiye Hristiyan hayranı bir ülke haline geliyor” görüşünde ısrarlı..
E be kardeşim, ortası yok mu bunun.
Bakın size kronolojik olarak, nasıl yalnızlaştırıldığımızı özetleyeyim..
Libya konusunda taraf olduk, yüzlerce müteahhidimiz, milyonlarca dolar alacağını bırakıp canını zor kurtardı. Libya’da inşaat işi yapan, ama kaçmak zorunda kalan birlerce vatandaşımız ekmeğe muhtaç şimdi. Bu gün bırakın askeri uçakları, yolcu uçaklarımız bile Libya hava sahasını kullanamıyor. Bavulla rejim muhaliflerine gönderdiğimiz paralar da uçup gitti.
Mısır’da sandık başına giden yüzde 52 oranındaki seçmenin yüzde 24 oyunu alıp iktidar olan birinin yanında saf tuttuk, diğer dinamikleri reddettik. Hatta düşmanca bir tutum içine girdik. Mısır ile ticaretimiz sıfırın altında bu gün. Suudi Kralını aracı yapıp ilişkileri düzeltmeye çalışıyorken, Katar Sevdası yüzünden Suudlarla da papaz olduk.
Irak’ta ABD askerleri cirit atarken bizler ‘Bir koyup on alacağız’ hevesine düştük. Kurulan hükümette başbakan yardımcısı olan, ama ülkesinden kaçmak zorunda kalan bir ismi, yanında da Musul Valisine kapılarımızı açtık. Musul’un Işid tarafından işgal edilmesine sessiz kaldık. Irak Hükümeti bizi düşman belledi. Buradaki Türkmenlere sahip çıkmadık. Musul’un yeniden ele geçirilmesi gündeme geldiğinde de Misak-ı Milli dedik ama, Şiilerin burasını işgalini seyretmek durumunda kaldık. Kuzey Irak’ı ticari partner yaptık, ama balayı uzun sürmedi, şimdi Irak Hükümeti Kanka, Barzani hain oluverdi. 

Suriye’de Emevi Camii’nde Cuma Namazı kılma hevesimiz kursağımızda kaldı. Orada savaşıyoruz resmen. Ama bu savaşın sonucunda ne olacağını biz de bilmiyoruz. Zira muhatabımız olarak Irak Devleti’ni değil, devşirmelerin yanında saf tuttuk. O kadar zikzak çizdik ki, şimdi ‘Katil Esed’i kardeş Esat olaras kabullenme aşamasına geldik.   Ama bu arada Suriye ile  ticaretimiz durdu. Antep, Urfa gibi illerde Suriye pazarının kapanmasının yarattığı kriz ülkeyi etkiler hale geldi. 3 milyonun üzerinde insanı doyurma çabası da işin cabası.
Rusya’ya efelenmenin bedelini çok ağır şekilde ödedik. Sonunda ‘ağamsın” demek zorunda kaldık. Ama Rus kini, öyle kolay kolay bitecek gibi değil. Nitekim 24 Kasım günü en seçkin askerlerimizin bombalanmasının altında Rus Parmağı olduğundan adım gibi eminim.
İsrail ile, One Mute krizi ve Mavi Marmara’ya rağmen Allah var ticaretimiz sekteye uğramadı. Gemiciklerimiz İsrail Limanlarının en hatırlı işlerini yapmaya devam etti.
ABD ile ilişkilerimizde Reza Zarab ve Fetö Sayesinde kriz geldi kapıya dayandı. Hatta hükümet edenler, Reza’nın sanık sandalyesinden kalkıp Tanık Yapıldığı davayı kullanarak bu seçimi ABD Düşmanlığı üzerine kurgulamanın hesaplarını yapmaya bile başladı. Reza’nin Türkiye’nin itibarı üzerinde tepinmesini izleyeceğiz önümüzdeki birkaç gün.

Bir yündün da, ülkelerle tek tek dalaşmanın kendilerini kesmemeye başlaması üzerine Sayın Yöneticilerimiz, “Teker teker değil, hepiniz bir gelin” diyerek Avrupa Birliği’ni hedef tahtasına koydu.
Hep birlikte başladık, Avrupa’nın ne denli rezil, ne denli fakir, ne denli ahlaksız olduğunu dillendirmeye.
Beyler kendinize gelin..
Ürettiğini yabancıya satamayan ülkenin kaderi sefalettir, açlıktır, fakirliktir.
Beğenelim veya beğenmeyelim.
İhracatçımıza açık kalan tek pazardır Avrupa Pazarı.
Ülke ihracatının yüzde 60’ını bu bölgeye yapıyoruz.
Sanayicimizin açık kalan tek kapısı Avrupa.
Onu da kapattığımız anda, tek alternatif Mars Gezegeni kalıyor.
Daha da önemlisi tam 10 milyon vatandaşımız rızıklarını bu ülkelerde temin ediyor.
Ne diyor du, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek;
“75 milyon Avrupalı, refah ve huzur içerisinde yaşıyor” 

Yazarın Diğer Yazıları