TAŞERONLUK..
Ahmet ZORLU
CHP’nin şanssızlığından mıdır, nedir bilinmez..
Tek ilkesi koltuk olan ve parti içinde yer edinen bazı modeller, seçimlerde istedikleri gerçekleşmeyince, içinde bulundukları partiyi terk edip taşeron parti saflarında yer tutarlar.
Mustafa Sarıgül’ün aday gösterilmemesi üzerine keşfedilen Demokratik Sol Parti, bu seçimin “Yıkım Taşeronu” olarak birden bire sahneye çıkıverdi.
Ankara’da Büyükşehir Belediye Başkan Adayı çıkaracaklarını açıkladılar. CHP’nin kalesi Şişli’de Mustafa Sarıgül ile birlikte, İstanbul’un tüm ilçelerinde aday çıkaracaklarını açıkladılar.
HDP’li diye, CHP’lilerin bile karşı çıktığı Celal Doğan’ı dahi saflarına katılar.
Sadece bu kadar mı, yıllardır CHP listelerinden belediye başkanı seçilen ve partinin gençlere yer vermesi nedeniyle aday gösterilmeyen bir çok CHP’li birden bire DSP’yi keşfettiler.
Şu anda önlerindeki tek hedef, CHP’nin güçlü olduğu il ve ilçelerde oyları bölüp, Cumhur İttifakı’nın önünü açmak.
Ama sorarsan, “Sosyal Demokrasi” adına hareket ediyorlar.
Yaşananlara bakıldığında aklıma Merhum Alparslan Türkeş döneminin MHP’si, Bülent Ecevit’in CHP’si geliyor.
İkisi de partilerinin şu anda düşürüldüğü konuma bakıp mezarlarında ters dönüyorlardır.
Zira onlar, hizmet ettikleri misyonun başarısızlığına neden olmaktansa, partilerinin kapısına kilit vururlardı.
Geçen seçimlere giremeyecek kadar halsiz, mecalsiz olan Demokratik Sol Parti’nin birden bire şahlanıp Millet İttifakı’na darbe vurma çabası ise insanın aklına bazı kirli ilişkileri getiriyor.
Mesela, bir çok vilayette teşkilatı bile olmayan, bir iki yerdeki teşkilatla hayatiyetini sürdürmeye gayret eden DSP’ye paranın nereden geldiği gibi..
Geçmişte Fetullah Gülen’in CHP Operasyonu olarak nitelendirilen Mustafa Sarıgül modeli siyasetçilerin bu seçimde, kimin CHP Operasyonu olmayı seçtikleri gibi.
Siyaset tarihi bu kirli ilişkileri ilerde yazacak ve bizde elbette öğreneceğiz.
Mesela Yalçın Topçu’nun genel başkanı olduğu BBP’yi bir zamanlar nasıl iktidar partisinin emrine sunduğunu ve bugün partisi can çekişirken, kendisinin nerede olduğu gibi.
Ya da Süleyman Soylu’nun DP’yi iktidara meze yapması gibi.
Veyahut Numan Kurtulmuş’un Has Parti’yi, ikbal ve istikbali için bırakması gibi..
Kamuoyu Araştırma Şirketlerinin anketlerine bakıyorum, özellikle Ankara’da ve İstanbul’da Cumhur İttifakı adayları ile Millet İttifakı adayları arasındaki fark yüzde 1’lerle hesaplanıyor.
Dolayısıyla, Cumhur İttifakı’nın, Millet İttifakına fark atması için bir ‘Yıkım Ekibi’ne ihtiyacı vardı, sanırım bu yıkım ekibi DSP amblemi ile sahaya sürüldü.
Yani diyeceğim dostlar, iktidar partisi yine muhalefete hem de muhalefetin içinden gol atmaya hazırlanıyor.
Tarih, Demokratik Sol Parti’nin bu hamlesini kapkara puntolarla yazacak ve o yazı bu günün DSP’lilerinin alınlarında bir yafta olarak kalacaktır.
Nasıl ki, Sayın Devlet Bahçeli’nin partisini iktidara payanda etmesi unutulmayacaksa.
Nasıl ki Numan Kurtulmuş’un kendisine güvenip arkasına takılanları iktidara meze yapması hatırlanacaksa.
Nasıl ki, Süleyman Soylu’nun, en köklü hareket Demokrat Parti’yi koltuğa takas etmesi unutulmayacaksa.
Ya da nasıl ki, Merhum Alpaslan Türkeş’in soyadı mirası, çocukları tarafından koltukla takas edildiği ülkücü hareket tarafından acı içinde hatırlanıyorsa..
Şimdi sıra DSP’de.
Ancak merak ediyorum, DSP’den Millet İttifakı’nı bölmek üzere görevlendirilen isimler yarın Sosyal Demokratların karşısına çıktıklarında ne diyecek, hangi yüzle oy isteyecekler?