Ahmet ZORLU

TANZİM SATIŞ..

Ahmet ZORLU

Ne uğraşacaksın kardeşim.

Uçak yapmakla, otomobil üretmekle, domatesle, patlıcanla, biberle..

Alman veriyor sana 50 bine otomobili. 100 bin gümrük vergisi, 50 bin ÖTV  bir elli bin de KDV.

Tüketiciye satıyorsun 250 bine.

Uçak mı lazım?

Trump’a bir ziyaret. Zaten önüne koyuyor ABD Firmalarının uçak listelerini, alım antlaşmasına da bizzat şahitlik ediyor.

Ara sıra da memleket büyüklerimize, başka memleket büyüklerinden Hediye! Uçak da geliyor nasılsa.

İşin gücün yok Pazar araştırması yapacaksın, fabrika kuracak adamlar seçeceksin,  onların ürettiği otomobil beğenilmeyecek, Pazar yapmayacak, al sana sıkıntı.

Tarımda da öyle bakıyor, bizi yönetenler meseleye.

Patatesin fiyatı mı arttı, çağır yandaş ithalatçıyı, getirsin gemiler dolusu patatesi.

Dağıtsın ülke geneline.

Çok düşmese de fiyatlar dizginlenir.

Ne uğraşacaksın üretim planlaması ile teşvikle.

Biber mi pahalandı, ver talimatı belediyelere. Birer seyyar kamyon, Antalya’dan yüklesin malı, benzin mazot gideri belediyeden. Vergiden muaf. Semt semt gezdir hesaplı şekilde tüketici domates, patlıcan, biber yesin.

Ama birileri çıkıp işin şeytanlığında.

Soruyorlar işte, “Devlet fındık satmaz diye, devlet zeytinle uğraşmaz diye, devlet çaycılık yapmaz diye, devlet kasaplık yapmaz diye yok edilmedi mi FİSKOBİRLİK, TARİŞ, ET VE BALIK KURUMLARI, Sümerbanklar, TEKEL, elden çıkarılmadı mı ÇAYKUR?” diye.

“Damızlık hayvan üretiminde, sütte, peynirde hatta hindide fiyat unsuru olan Devlet Üretme Çiftlikleri AKP İktidarı ile birlikte peşkeş çekilmedi partililere?” diye..

Hani diyor ya memleket büyükleri, “Faiz lobisi ekonomimizle oynuyor..”

Hayır faiz lobisi oynamıyor ekonomi ile.

Ekonomi ile oynayanlar “İthalat lobisi”ni oluşturan 5-10 yandaş.

Ve artık anlayın,

Bu hükümetin tarım, köylü, hayvancılık diye bir sorunu yok.

Anayasanın amir hükmüdür, “Milli gelirin yüzde biri tarımsal kalkınmanın desteklenmesi için ayrılır” ilkesi..

Ayırıyorlar mı?

Hayır.

Bütün dünya ve gelişmiş ülkeler tarım ve hayvancılığı belli bir program dahilinde sübvanse eder.

Bizimkiler, Anadolu toprakları ekilemezken Sudan’dan milyonlarca metrekare arazi kiralayıp oranın tarımını ayağa kaldırmaya çalışır.

O nedenle kafa yormak istemiyorlar bu tür şeylerle.

Ne diyor Tarım Bakanımız, “Paramız var ki dışarıdan ithal ediyoruz..”

İşin özeti.

Getir nohutu, üstüne koy gümrük vergisini KDV’yi. Hem hükümet kazansın, hem de yandaş nohut ithalatçısı.

Köylüyü çiftçiyi ne yapacaksın diye soruyorsun ya, çok safsın.

Sarsın yorganını sıkıca gelsin kent varoşlarına.

Nasılsa Belediyeler her sabah ekmek veriyor.

Kaymakamlıklar, geliri olmayanlara belli zaman dilimlerinde iaşe ve kömür de dağıtıyor.

Yaşlısı ve hastası varsa, yine devlet o aileye hasta bakım maaşı bağlıyor.

Yaş 65’i geçtiyse varoştan kente, kentten varoşa gidip gelmek bedava.

Yakında “Millet Kıraathaneleri”de açılacak hizmete.

Ye keki, iç çayı, yuvarlan çimlerde.

Çocuğun eğitimi mi dediniz.

Envai çeşit vakıf onların hizmetinde.

Hastalık mı dediniz, “Yeşil Kart” bu günler için var..

Oy zamanı geldiğinde de süreceksin “Beka” meselesini masaya.

Sahi Beka demişken, iktidar ve yancısı “Beka sorunu var” diyorlar, muhalefet ise ‘yok’ta ısrarcı.

Size göre beka sorunu var mı?

Bana göre var.

Eğer bir ülkenin demokratik sistemi risk altına sokuldu ise o ülkenin beka sorunu vardır.

Eğer bir ülkenin adaleti, adalet olmaktan çıkarıldı ve Trump’un, Merkel’in ricasıyla kararlar alınıyorsa, o ülkenin beka sorunu vardır.

Eğer bir toplumun en hayati ihtiyacı olan beslenmesi,  ilacı dışarıdan geliyor, en stratejik kurumları yabancıların eline geçmişse o ülkenin beka sorunu vardır.

Eğer bir ülke, devletlerle değil, örgütlerle başka devletlerin yönetimlerine operasyon çekiyorsa, o ülkenin beka sorunu vardır.

Ve eğer bir ülkede, toplumun çok büyük bölümü yaşanan gaflet ve delaletten bihaber ise, yani medyasının gösterdiği tozpembe tablolara inanıyor, iktidar ve ortağının güdümündeki kanallardan başka haber izlemiyorsa o toplumun da geleceği pek aydınlık değildir.

Hepsinden önemlisi ise, artık yoksulluk çizgisinde yaşayan halk açlık, orta halli çoğunluk ise yoksulluğu kabul etmiş, buna rağmen “Ama” demekten, “Fakat” demekten acizse o toplumun yaşadığı ülkenin de beka sorunu vardır.

Beka demişken, 2001-2002 yılları son büyük krizleri yaşadığımız yıllar.

Ama hiç kimse ülkenin beka sorunu olduğunu söylemiyordu.

Nereden çıktı bu beka sorunu.

Kimin ürünü.

Galiba biz, varsa bile Beka sorununu yaratanlardan, Beka sorununu çözmeyi umuyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları