STRATEJİK YALNIZLIK..
Ahmet ZORLU
STRATEJİK YALNIZLIK..
Türk Dış Politikasının hatalı uygulamalarla içinden çıkılmaz bir hal aldığını ısrarla tekrarlıyor, oynanan ve piyonu olduğumuz oyuna bir kez daha dikkat çekmek istiyorum..
Hayatımda hiç ganyan kuponu doldurmadım, ama yarışlarda kazanma ihtimali kuvvetli at ve atlar üzerine oynandığını biliyorum.
Ya da 'Bahis' olarak adlandırılan ve devlet eliyle oynatılan kumar şeklinde de, kazanacak takımları ve skorları bilmek ve tahmin etmek esastır.
Dış Politika da öyledir.
Ülkenin ekonomik ve ticari ilişkileri, politikanın çizgilerinin belirlenmesinde temel esastır.
Tunus'tan başlayalım. Fas, Cezayir, Mısır, Libya, Irak, İran, şimdi de Suriye ve Rusya..
Bu ülkelerde başgösteren ya da başgösterilmesine katkı sağlanan iç karışıklıklarda Türkiye olarak, üzerine bahis oynadığımız, Müslüman Kardeşler ve uzantıları, bağlantıları hezimet yaşadı.
Irak'ta Sünni bir devletçik kurulması hayali ile buradaki aşiretlerin 5 yıl boyunca Türkiye'ye davet edilerek ağırlandığını, bu devletçik için hazırlıklı olmalarının kendilerine telkin edildiğini Musul'un son Başkonsolosu CHP Milletvekilinin kürsü konuşmasından öğrendik.
Peki ne oldu.
Bu sünni devletin kurulması için taşeronluğu üstlenen Işid bölgede hakimiyet kurunca bize ve sünni aşiretlere nanik yaptı. Sünni Aşiretler Işid'in safına biat etti. Biz ise havamızı aldık, konsolosluk görevlilerimiz rehin alındı, Süleyman Şah Türbesini bile Işid'in kontrolündeki bölgeden apar topar kaçırmak zorunda bırakıldık.
Suriye'de durumumuz malum. ABD ağabeyimiz, 'Aman uçaklarınız Suriye sınırını ihlal etmesin, Putin S400'leri hazırladı, uçağınızı anında indirir" uyarısı yaptı, şimdi Fırat'ın batısını kırmızı çizgi ilan eden Türkiye Cumhuriyeti Suriye'de yaşananları görmemezlikten geliyor.
Baktılar bölgede çırak çıkacağız, Musul'a askeri birlik gönderdiler.
Ama o da ne, Irak Merkezi Hükümeti ayağa kalktı, Birleşmiş Milletler devreye sokuldu, bir bölümünü çaktırmadan geri çektik, kalanlar da Obama'nın telefonu ile 'intikal'e başladılar. İntikal ne demekse, şuna gerisin geriye dönüş desenize kardeşim.
Yani kısaca, ADB ve Avrupa'nın oluşturduğu ve bir zamanlar eş başkanı olduğumuz Büyük Ortadoğu Projesi'nde, Obama eş başkanlığı bizden aldı, Putin'e verdi. Belli bir süre birlikte yol almaya devam edecekler. Bize ise, 'Aman sınırlarınıza duvar örün' tavsiyesinde bulundu ABD, biz de duvar örmekle meşguluz.
Nereye mi duvar örüyoruz?
Çok değil 4 yıl önce sınırları kaldırdığımız, ortak bakanlar kurulu toplantıları yaptığımız, iki ülkenin insanlarının gönül rahatlığı ile birbirini ziyaret ettikleri Suriye ile.
Sabah bir meslektaşım, Putin ve Rusya'nın emperyalist emellerinden bahsediyordu yazısında ve diyordu ki, "Putin'in yayılmacı politikasını görmemezlikten gelerek Rusya'yı ziyaret eden Demirtaş bunun hesabını Türk Milletine vermelidir"
Altına imzamı atarım.
Ama sevgili dostum, Rusya'nın yayılmacı emperyalist emellerine dikkat çektiğin kadar ABD'nin, İngiltere'nin, Fransa'nın, İsrail'in, Almanya'nın yayılmacı emellerinden de bahsetsene.
Rusyanın Suriye'de ne işi var diye ahkam kesenlerin, 'ABD'nin, Çin'in, Almanya'nın, ingiltere'nin, Fransa'nın hatta İspanya'nın Suriye'de ne işi var' demesi gerekmez mi..
Askeri üslerimiz bu ülkelerin uçaklarının cirit attığı yerler haline geldi.
Şunu herkesin iyi bilmesi gerekir.
Bu gün Suriye'yi parçalamak için Akdeniz'i savaş üssü haline getiren bütün ülkeler, bir zamanlar Türkiye'yi parçalamak için gemilerini Canakkale açıklarına parketmişlerdi.
Türk Milleti kararlı bir duruş sergileyerek bu ülke askerlerinin pis postalları ile ülkemin topraklarını çiğnemesine izin vermedi. Can verdi, kan döktü ama bağımsızlığına zeval getirmedi.
Bu gün bu ülkelerin radarları, füzeleri, uçakları bölgede fink atıyor.
Türkiye'nin bu günkü ortamda, kararlı bir şekilde dillendirmesi gereken Irak ve Suriye Politikası, bu iki ülkenin toprak bütünlüğü noktasında olmak durumundadır.
Siz Irak'ta Sunni bir yapılanma, Suriye'de sünni bir yapılanma için çaba sergilerseniz, başkaları da Şii bir yapılanma, Kürt Devleti için çaba sergiler.
Ve öyle bir gün gelir ki, iki yıl öncesine kadar efelendiğiniz, insanlık suçu soykırım uygulamakla itham ettiğiniz İsrail'le el sıkışmak zorunda kalırsınız, bırakılırsınız.
Yani diyeceğim, Türk Dış Politikası'nın başka ülkelerin al-i menfaatleri doğrultusunda değil, Gazi Mustafa Kemal'in bize miras bıraktığı 'Yurtta Barış, Cihanda Barış' çizgisinde yeniden ve vakit geçirmeden yapılanması gerekiyor.
Felsefesi barış olan bir ideoloji, devletlerle ters düşse bile milletlerin gönlünde her zaman yer bulur..