Ahmet ZORLU

STRATEJİK SIĞLIK..

Ahmet ZORLU

Güzel ülkem, büyük bir uluslararası oyunun figüranı haline getirilmek isteniyor diye,  bir kuşku taşıyorum, bir kuşku yaşıyorum.

Her geçen gün yaşanan gelişmeler ise, bu kuşkumun gittikçe gerçeğe dönüşmeye başladığını ortaya koyuyor.

Hemen belirteyim, bir ülkenin savaşa girmesi kadar kolay bir şey yoktur. O nedenle günümüzde ulusların başarısı, savaşa girmeden çevrelerindeki ülkelerle olan ihtilaflarını çözmeye çalışmaları ile ölçülmektedir.

İkinci Dünya Savaşı döneminde, yönetenler bunu çok iyi başarmış, Türkiye insanı bu dünya savaşından burnu bile kanamadan çıkmayı bilmiştir.

Ancak son yıllarda, dış politikada izlenen tutarsız uygulamalar toplumun kafasını karıştırmaya devam etmektedir.

Komşularla sıfır sorun denileli çok değil 5-6 yıl oldu. Ama sorunsuz komşu bırakmadık bu zaman dilimi içerisinde.

Sadece komşularla mı, çok iyi işbirliklerimiz bulunan Libya, Mısır, Tunus gibi ülkeleri de sorun yaşadığımız ülkeler arasında  sayabiliriz.

Bakınız, Libya konusunda yönetenlerin ilk çıkışı neydi;

"Nato'nun Libya'da ne işi var"

Çok değil 5 gün sonra,  aynı ağız 'Nato, Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için Libya'ya girmelidir" dedi.

Bavullarla dolar taşıdığımız Kaddafi Muhalifleri iktidar oldu, bu gün bırakın Libya ile iş yapmayı, Türk Bayrağı taşıyan uçakların Libya Hava Sahasına girmesi bile yasak.

Ardından Tunus'ta taraf olduk, malesef bu gün  Türkiye'ye mesafeli bir Tunus iktidarı var işbaşında.

Mısır'daki karışıklık sırasında 'Müslüman kardeşler' Örgütüne kayıtsız şartsız destek verdik. Bu gün Mısır-Türkiye ilişkileri sıfırın altında. Bizi Mısır konusunda kışkırtan Suudi Arabistan, ABD gibi ülkeler ise Sisi ile can ciğer kuzu sarması..

Ardından merceği Irak üzerine tuttuk. Devrik Başbakanını getirip İstanbullu yaptık. Merkezi hükümet yerine 'Barzani bize yeter' dedik. Kayserinin bakanının uçağını havada çevirdiler anlamadık. Şimdi Barzani yönetiminin ali menfaatleri için çaba sergiliyoruz.

Ben bu satırları yazarken Irak Merkezi Hükümetinin tepkisine neden olan askeri birliğimizi parça parça geri çekmeye başladığımıza dair  haberler düşüyordu ajanslara.

Irak'tan sonra, yönetenler 'İran bizim ikinci evimiz' dediler. 

Oysa İran yönetimi Türkiye'nin Müslüman kardeşler gibi Sünni oluşumlara destek vermesinden rahatsızdı. Uyardılar, anlamadık. Şimdi adı konulmamış bir enformasyon savaşı yaşıyoruz İran ile..

Olsun dedik, nasılsa ABD ve Nato yanımızda.

Ama bu iki gücün ortak hedefi ve idealinin Irak ve Suriye'nin Kuzey bölgelerinde bir kürt devleti kurmak olduğunu çok geç anladık. Şimdi 'Fırat'ın batısı bizim kırmızı çizgimiz" diyoruz, ama dediğimizle kalıyoruz. Rusya destekli Büyük ADB Planı tıkır tıkır işliyor. Hedef Musul ve Kerkük Petrolünü,  kurulacak Kürdistan içerisinden Akdeniz'e indirmek.

Zaten Rusya ile durumlar ortada.  Putin sistemli bir süreç izleyerek, Rus Halkı'nın da Türk düşmanlığını körüklüyor.

Siz bakmayın 'Azerbaycan, Türkmenistan   yanımızda' edebiyatına.

İnanın, yarın tercihe zorlarsak Rusya'nın yanında yer alacaklardır. Çünkü stratejik çıkarları bunu gerektirmektedir.

Peki ne oldu da,  uyguladığımız başarılı! dış politika sayesinde Akdeniz'i  savaş tamtamlarının çaldığı bir deniz haline getirdik.

Aklınıza hangi ülke gelirse, Akdeniz'de yığınak yaptı. Yani Üçüncü Dünya Savaşı için bir kıvılcımın çakılması bekleniyor.

Bu arada ekonomi çevreleri, uyguladığımız dış politikada devletleri değil de örgütleri dikkate aldığımız için bu ülkelerle yaptığımız kimine göre 55, kimine göre 75 milyar dolarlık ticaretin buzdolabına konulduğunu söylüyorlar.

Türkiye'nin içinde bulunduğu bu kritik durumu görmemezlikten gelen, ucuz kahramanlar ise Tezek Edebiyatı yapmaya devam ediyor.

Tamam kardeşim, doğalgazı keserlerse tezek yakalım diyeceğim ama;

Tezek için inek, saman, arpa lazım.

İneği de, samanı da, hatta arpa ve buğdayı da dışardan aldığımızı unutuyorsunuz galiba..

Yani dileceğim odur ki, Stratejik derinlik diye diye, bizi stratejik bir sığlığın içine attılar.

Allah sonumuzu hayır eylesin..

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları