SON HAFTA..
Ahmet ZORLU
Evet, bu hafta sonu Türkiye’nin geleceği konusunda karar vermek adına sandık başına gideceğiz.
Yanımıza almamız gereken belgeleri biliyoruz da, asıl unutmamamız gereken, sandığın başına geldiğimizde aklımız ve vicdanımızın yanımızda olmasıdır.
Onların ışığında vereceğimiz karar en doğru karar olacaktır.
Ancak şunu kabullenmek gerekir.
Eşit olmayan şartlarda bir referandum süreci yaşadık.
Her şeyden önce, seçim ve referandum gibi toplumsal etkinliklerin her türlü baskı ve tehditten uzak olması gerekir.
Ama öyle olmadı.
Bu Anayasa Metninin, Türkiye’nin geleceği için iyi olmadığını kitlelere anlatmak amacıyla yola çıkanlara yaşatılanlar, aslında Hayır Cephesine yaradı.
İlk kez madur edebiyatı ile oy devşirme girişimi tutmadı.
Zira, yeterli fikri birikimi olmayan, körü körüne bir söylemin arkasına takılan bazı kesimler tartışmak ve konuşmak yerine güç kullanmaya çalışır.
Meral Akşener’in gittiği her vilayette neredeyse aynı tipler tarafından protesto edilmeye çalışılmasının temelinde, bazılarının yaşadıkları ezikliği kaba kuvvetle bastırma çabası vardır.
Özellikle Bolu’da göstericilerin kadın eteği ve kadın ayakkabısı fırlatarak Akşener’i protesto etmeye kalkışması, kadın gerçeğine yapılmış en büyük hakarettir.
Sinan Oğan’a, Ümit Özdağ’a, Yusuf Halaçoğlu’na yönelik saldırılar, CHP’lilere ve en son Melikgazi Standına gelerek yumruklaşmaya kadar işi ileri götüren anlayış, fikri kıt anlayıştır.
CHP Milletvekili Çetin Arık’a Talas İlçesi’nde gerçekleştirilen fiili saldırı sonrası bazılarının çıkıp, “Satır bıçak yoktu” türünden açıklamalara yönelmesi ise yargının işine müdahaledir.
Son bir haftanın bu anlamda tüm kesimlerce çok titiz çalışmalarla tamamlanması gerekmektedir.
Yaratılan gerginlikler, ülkenin, milletin geleceğini etkilemektedir.
Özellikle son 5 gündür söylemler, CHP’lileri PKK ile yan yana, Fetö ile yan yana gösterme noktasında odaklandı.
Ama bu millet, daha birkaç ay önce Karadeniz’de CHP Liderine kurulan pusuyu unutmadı, madem yanyanalar neden öldürmek istesinler Kılıçdaroğlu’nu, sorusu soruldu.
Fetö konusuna gelince, hiç kusura bakmayın, Mecliste kurulan araştırma komisyonunun bile çalışmasını engelleyen anlayış ortada. Bu soruşurmadan tek bir siyasinin bile burnu kanamadan çıkması ise ayrı bir ibret manzarası.
Ve tekrar vuyguluyorum, kamuoyu yoklama şirketlerinin verilerine baktığımızda bu metin ya yüzde 52 ile kabul edilecek, ya dayüzde 52 ile reddedilecek.
Oysa Anayasalar toplumsal uzlaşma metinleridir.
Yüzde 50’nin görüşüne uygun olmayan bir Anayasa Metni daha haftasında tartışılmaya başlanacaktır, milletimiz tarafından.
Yukarda vurguladım, Evet için yapılan çalışmalar vicdanları rahatsız edecek boyutta harcamalarla yapılırken, Hayır Cephesi büyük imkansızlıklar içerisinde yürütmüştür süreci.
Ne enteresandır ki, buna rağmen Evet Cephesi geride bıraktığımız hafta sonuna kadar umduğunu bulmaktan çok çok uzaktadır.
Bırakın tarafsız kesimleri.
Her seçimde AKP’ye oy verdiğini göğsünü gere gere dile getiren işadamı, memur, çiftçi, emekli, şimdi aynı soruyu sormaktadır;
“İktidar partisi ve onun ileri gelenleri, bu ülke için, bu millet için ne yapmak istediniz de kim engel oldu size?”
Ya da, “Hangi konuda adım atmak istediniz de, kim kolunuzdan tutup sizi alıkoydu. 15 yıl sonunda ülkeyi getirdiğiniz durum ortada. Şimdi bu yetkileri aldığınızda ne yapacaksınız?”
AKP’nin kuruluş yıllarını yakından izleyen bir gazeteci olarak, hatırlatmak isterim ki;
3 konuda bu millete söz verdiniz. Üçünün de tersini yaptınız.
Unuttuysanız hatırlatayım.
Yoksullukla mücadele dediniz; Yoksullaştırdınız.
Yolsuzlukla Mücadele dediniz; Yolsuzluk Cenneti yarattınız.
Yasaklarla Mücadele dediniz; Ülkeyi yarı açık cezaevine çevirdiniz. Cezaevleri ise tıka basa dolu.
Yani kırık bir karneyle giriyorsunuz, referandum sınavına..