ÜÇLÜ STANDART..
Ahmet ZORLU
Anayasamız, atanmışlarla seçilmişlerin görev esaslarını olduğu gibi, görevden alma esaslarını da, geçmişin deneyimlerinden yararlanarak belirlemiştir.
Ama Türkiye’de, her alanda olduğu gibi, belediye başkanlıkları konusunda da tam bir çadır tiyatrosu yaşıyoruz..
İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir gibi büyük illerin Belediye Başkanları, kimi ağlayarak, kimi ‘Neden istifa ediyorum? anlamadım’ diyerek, istifa ettiler iyi mi?
Bu belediye başkanlarının bazıları, Ak Saray ile Belediye arasında mekik dokudular ve görev sürelerini birkaç gün daha uzatmak için ellerinden geleni yaptılar, fakat istifa etmek zorunda bırakıldılar.
Peki istifanın nedeni nedir?
Meçhul.
Eden ve ettiren arasında bir sır olarak kaldı.
İstifa ederken gözyaşı dökerek uzaklaşan bu isimlerin yerlerine yeni isimleri yine bir merkez dikte etti, belediye meclisleri de onun için el kaldırdı.
Bir de görevden alınanlar vardır.
Mesela Doğu ve Güneydoğu Anadoluda bir çok il ve ilçe..
İçişleri Bakanlığı tarafından, bu merkezlerin belediye başkanları alındı, büyük bölümü tutuklandı, yerlerine ise o ilin valisi veya ilçenin kaymakamı atandı.
Büyükşehirlere de partiden gönderilen genel sekreterler, belediyeleri bir güzel idare ediyor.
Mesela Van..
Ömrü hayatında Van’ı belkide hiç görmeyen, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin kıdemli Genel Sekreteri Mustafa Yalçın Van Büyükşehir Belediyesi’nin Genel Sekreteri uzun zamandır.
Şimdi sıra CHP’li Belediyelere geldi.
Ataşehir Belediye Başkanı, daha önce kendi başvurusu ile Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturup akladığı 4 konu gerekçe gösterilerek İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alındı.
CHP ayağa kalktı.
Yargısal boyut sürecek gibi.
Ama İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun HDP’li Belediye Başkanlarından sonra CHP’li Belediye Başkanları için de güç gösterisi yaptığı gerçeği ile karşı karşıyayız.
Zira siz bu satırları okurken, başta Muğla olmak üzere, CHP’li bazı belediye başkanlarının kapısının da müfettişlerce çalındığı bilgileri var.
Gerekçesi ne olursa olsun, bir belediye başkanı hakkında bir soruşturma yapılacaksa, bunu yargı yapar, soruşturmanın sonuçlarına göre de hükmünü verir.
Belediye Başkanı hakkında bir yasal süreç yürütülüyorsa, yerine başka bir yerleşim biriminden değil, o merkezin belediye meclisinden yeni bir isim getirilir ve yasal sürecin sonucuna göre hareket edilir.
Yargının takipsizlik verdiği iddiaları ısıtıp müfettişlerinize hazırlattığınız bir rapor ile bir belediye başkanını görevden alırsanız, müfettişlik müessesesini yargının üzerine çıkarmış olursunuz.
Belediye Başkanlarını, o merkezin halkı seçer.
Yanına da Belediye Meclisi seçer ki, seçtiği başkanı denetlesin, köklü yatırımlar yaparken onun takipçisi olsun diye.
Ve Anayasa, bir belediye başkanının görevden alınmasının hangi durumlarda gerçekleşebileceğini olduğu gibi, yerine seçilecek ismin de nasıl seçileceğini belirlemiştir.
Demokrasilerde, “Tehditler evime, aileme kadar ulaştı” diye ağlayarak görevini bırakan belediye başkanı olmaz.
Eğer görevden alınacak noktaya geldi ise bir belediye başkanı, ya yolsuzluk yapmıştır, ya teröre destek vermiştir.
O zaman da o belediye başkanının sadece istifa etmesi değil, yargıya hesap vermesi gerekir.
Ama ortada, 3 siyasi yapı, 3 siyasi yapıya bağlı belediye yönetimleri ve 3 siyasi yapıya göre uygulanan kriterler vardır.
Demek ki, güzel ülkemde belediye başkanlarının üzerinde, siyasete göre despotizm uygulanmaktadır.
Melih Gökçek, Kadir Topbaş, Recep Altepe, Ahmet Edip Uğur, Faruk Akdoğan gibi isimlerin neden istifa ettikleri ortaya çıkmadıkça, bu milletin vicdanı rahata ermeyecektir.
Ve göreceksiniz, 2019 seçimlerinde, partisine göre belediye başkanı hakkında işlem yapan iktidar bunun hesabını sandıkta çok ağır şekilde ödeyecektir.