SOĞAN..
Ahmet ZORLU
Biliyor musunuz?
Komünist, solcu, laik, Kemalist, Sosyal Demokrat, Atatürkçü, Demokrat, Milliyetçi, Kafatasçı, gibi yaftalarla yaftaladığımız bazı adamlar var ya, onların güzel ülkemin geleceği için duydukları kaygının onda biri, ülkenin dümen kollarını tutanlarda olsa, bir çok sorunu oluşmadan çözer, Türkiye Gemisi yoluna daha sorunsuz devam ederdi.
Olumlu Örneğimiz; Ovacık’ta hazine arazilerini kiralayarak ürettiği tarımsal ürünlerde Ovacıklı öğrencilere burs sağlayan bir belediye yönetimi.
Olumsuzluğun örneği ise soğan ithalatı.
Hani 1 ay önce Ankara Yöresindeki depolara baskın yapıp piyasaya sürülmesini sağladığınız soğan var ya işte o.
Düzenli periyotlarla piyasaya verilen soğanı depolardan çıkarıp pazara erken sürdüğümüz için elde stok kalmadı.
Bu sefer soğanda gümrük vergisini sıfırlayarak fırsatçılara gümrük kapılarını açtık.
Enteresan olan nedir biliyor musunuz.
Sıfır gümrükle soğan ithal etmek için 45 günlük süreniz var.
Dış ticaretten pek anlamadığım için ithalatçı bir dostumla konuştum, 45 günde bu işin sonuçlandırılması gereken adımları öğrenmeye çalıştım.
Çok ilginç bilgiler verdi.
“Merak etme Sayın Zorlu, soğan yüklü gemiler yola çıkmıştır bile 3-5 güne limana yanaşırlar” dedi.
Sonra da anlatmaya başladı;
“Gıda piyasasını kontrol eden iktidara yakın işletmeler vardır. Onlar önce piyasada fiyatlarla oynarlar. Sonra o ürün için ithalat bağlantıları yaparlar. Bu arada iktidardaki adamlarını harekete geçirerek kısıtlı bir zaman dilimi için gümrük vergisini sıfırlatırlar. Bu kısıtlı zaman diliminde, dış ticaretle uğraşanların gidip dış bağlantı yapmaları olanaksız göründüğü için de sadece o firmaların ürünleri gümrüksüz olarak piyasaya girer ve o üründe fiyat istikrarını sağladık diye ilgili bakan gerine gerine açıklamalar yapar. Bu sadece soğan için yapılan bir uygulama değildir. İthal edeceği malı, gemilerle kıyılarımızın açıklarına getirdikten sonra 3-5 gün için gümrük vergisi sıfırlanan ürünler bile olmuştur bu iktidar ve geçmiş iktidarlar döneminde.”
Bu da işin ithalat kısmındaki dümen.
Bir de üretim planlaması boyutu var ki, beni asıl ilgilendiren bu.
Anadolu’nun kıraç topraklarının hangi noktasına ekerseniz ekin soğanı, sizi bile şaşırtacak boyutta ürün alırsınız. Ama soğan ithal ediyoruz soğan.
Bırakın kıraç toprağı.
Apartmanınızın balkonunda saksılara ekseniz, bir-iki aylık ihtiyacınızı karşılamanız mümkün.
Ama güzel ülkemin dümeninde oturanlar soğanı bile dışarıdan getirtecek kadar kalkındırdılar! Ülkeyi-Milleti.
Kim uğraşacak bağla-bahçeyle, ne diyor Tarımdan sorumlu Bakan;
“Paramız var ki ithal ediyoruz..”
Peki gerçekten paramız var mı?
Başka ülkelerin hazinelerinin yüzde 1 faizle borçlandıkları bir dönemde yüzde 7,5 faizle borçlanıp para dileniyoruz, sonra bu parayı soğan için, nohut için, buğday için har vurup harman savuruyoruz.
Yani aslında paramız da yok.
Baksanıza, 3 kuruş dış yatırım için Devletin en önemli Silah Sanayii olan Tank Palet’i özelleştirdik.
Sayın Memleket Büyüğü bunun özelleştirme olmadığını, ‘İşletme Hakkı devri’ olduğunu söylese de, bal gibi özelleştirme.
Artık sınır güvenliğimizi sağlayan Tanklar ve Obüsler için Etem Sancak ve ortağı Katarlılara muhtacız yani.
Sonuç;
Ben bu kadar çok danışmanın, bakanın, kurulun, komitenin, sivil toplum inisiyatifinin, üniversitenin, araştırma merkezinin faaliyet gösterdiği güzel ülkemde;
Artık patates soğan ithalatının konuşulmasına, bahçelerimizde, tarlalarımızda İsrail Tohumu ile ürün ekmek zorunda kalmışlığımıza, ülke hayvancılığı yok edildikten sonra, dışarıda boğa spermi, canlı hayvan ve et ithal edilmesine, verimli Anadolu Toprakları ekilemezken, soğan ithal edilmesine, ülkemin savunmasının güvencesi olan Hava İkmal, Anatamir, Tank Palet gibi Milli kuruluşların özelleştirilmesine, yıllardır bizi yönetenlerin üretim ve istihdam adına bir arpa boyu yol alamamasına, sağlığın, eğitimin bile kapitalizme emanet edilmesine, demokratik değerlerimizin, Cumhuriyet Kurumlarının hoyratça satılmasına, pancardan üretilen şeker yerine kanser yapan mısır şurubuna muhtaç edilişimize, pamuk, kâğıt, tütün, pancar, buğday gibi tarımın temelini oluşturan ürünlerin üretiminin önüne engeller konulmasına, bir bölümünün üretiminin neredeyse yasaklanmasına, bütün bunların sonucu olarak Trump gibi bir hadsizin, ‘Türkiye’yi ekonomik yönden mahvederiz’ seviyesizliğine bile sessiz kalınmasına isyan ediyorum.