ŞİMDİ SÜKUNET ZAMANI..
Ahmet ZORLU
Türkiye Büyük bir felaketin eşiğinden, milletin kararlı tavrı ve duruşu ile döndü.
Eğer o gece meydanlar dolup taşmasaydı, bu gün sokaklarımızda tanklar dolaşacak, belki binlerce namuslu şerefli Türk Subayı, bir o kadar siyasi ve sivil vatandaş infaz edilmiş olacaktı.
Ama şükür ki, başta Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta Kademesi, siyaset kurumları, milletvekilleri ve halkımız büyük planı bozdu, demokrasinin galibiyeti için zemin hazırladı.
Artık sükünetle, geçmişe mercek tutma zamanı..
Nasıl örgütlendiler, nasıl haberleştiler, nasıl bu kadar büyüdüler, neden Sayın Cumhurbaşkanının kararlı çıkışlarına rağmen, devletin en kritik noktalarına hakim olmayı sürdürebildiler. Nasıl kamufle oldular. Hepsinden önemlisi de finans kaynakları kimlerdir..
Hiç şüphesiz, bu yapının örgütlenmesinde, çok uluslu istihbarat birimlerinin desteği vardır.
Zira bu kadar derin bir yapılanma, ancak uluslararası standartlara sahip gizli örgütlerin desteği ile başarılabilir.
Dün gece kamyon kornaları arasında, geçmişe ait arşivimi taradım..
Kabul edelim, bu yapının palazlanmasına hep birlikte katkı vermişiz, vermeyenler ise seyretmiş.
Zira, bu yapı aleyhine yazılan her yazı, bu yapının elindeki medya gücü kullanılarak, yazanın vatan hainliği ile damgalanmasına kadar varıyordu.
Bize salonlarda ve sosyal medyada, Kazak Kızının 'Dön gel bir tanem dön gel' türküsünü dinlettikleri günlerde, ya da Sudanlı Aişe'nin 'İstiklal Marşı'nı ne kadar güzel okuduğunu gösterdikleri günlerde, Türkiye'nin sermaye yapısını kontrolleri altına almışlardı.
2011 yılının Türkçe Olimpiyatlarının Sponsor Firmalarının isimlerine bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
Önce Türk Silahlı Kuvvetleri, Yargı ve Emniyetteki yapılanmalarını tamamladılar.
Şerefli kamu görevlilerinin, biat etmeyenlerini uydurma belgelerle ve uydurma gizli tanıklarla Silivri'de yaptırılan özel hücreli cezaevlerine doldurdular.
Bu yapıyla ilgili uyarıcı yayın yapan, kitap yazan insanları da onların yanlarına koydular.
Sonra da kademeli olarak ülkenin Mali Kaynaklarını kontrol edecek ortaklıklar, yapılanmalar oluşturdular.
Eğitim onların hayat kaynağıydı. Dersanelerinden geçmeyenin sınavlarda başarı şansı olmadığı gerçeğini pompaladılar. Abi evleri, Abla evleri adı altında, masum çocukların beynini yıkadılar.
Liselerinde yetişen başarılı öğrencileri, asker, polis, hakim, savcı olma noktasında desteklediler, sınavlarda başarı sağlamalarına zemin hazırladılar.
Hatta öyle zamanlar oldu ki, sınav sorularını bir gece önceden kendilerine yakın insanlara dağıtmakta beis görmediler.
Basın Yayın kurumları ve devletin TRT'si eleman alırken referansı STV veya Zaman Gazetesi olmayanları içeri bile sokmadı. Yayıncılıktan Turizme, kamu çalışanlarından, kargo taşımacılığına, bankacılıktan, gıda sektörüne kadar her yerde ama her yerde artık onlar vardı.
Hiç bir işleri bürokrasiye takılmıyor, 'Bu yasal değil' diyen bürokrat ikinci gün görevden alınıyordu.
Eeee, içinde bunca paranın, rantın, gelirin olduğu bir derin yapının güçlenmemesi için ise hiç bir neden yoktu.
Hiç bir kamu görevlisi, hiç bir siyasetçi, 'Benim bu harekete katkım olmadı' diyemez.
Sonuç; Salaklıklarına doymasınlar, güzel güzel yönetttikleri ülkenin tapusunu da almak, Pensilvanya'daki zat-ı Humeyni gibi getirip memleketin başına oturtmak hevesi ile darbe yapmaya kalktılar.
Biz uyardık demeyeceğim. Zira yüzlerce köşe yazısı gösterebilirim 2010'dan itibaren yazdığım. 'Yapmayın, bunlar devleti ele geçiriyor' dediğim.
Şimdi geçmişi tartışmak yersiz.
Türkiye'yi yönetenler, siyaset kurumları el ele vermeli, bu yapının lekesini bile bırakmayacak şekilde Türkiye'den kazınmalarını ve hukuk içinde hesap vermeleri sağlanmalıdır.
Zira, siz farkında değilsiniz ama, kentlerin meydanlarında, boyunlarında Şanlı Bayrağımız ile gösteri yapanların büyük bölümünü yine onlar oluşturuyor.
Demokrasi nöbeti, demokratik olgunluk varsa anlamlıdır.
Bir takım magandaların sabahın altısına kadar, sokaklarla hem de kamyonlarla korna çalması, hastayı, yaşlışı, kundaktaki çocuğu uyutmaması ile olmaz demokrasi nöbeti.
Gün demokrasi günü ise, hepimiz devlet kurumlarına işlerini yapmaları noktasında fırsat vermeliyiz.
Şehitlerimize sahip çıkmalıyız..
Şanlı Ordumuza selam sarkıtmalı, ordu düşmanlığı yaratacak söylem ve girişimlerden azami şekilde kaçınmalıyız.
Ve, hepsinden önemlisi bu yapı hakkında hepimiz özeleştiri vermeli, toplum olarak 15 Temmuz'un gelmesine verdiğimiz katkıları sorgulamalıyız.