ŞEHİR, TARİH VE İNSAN..
Ahmet ZORLU
İnsanların olduğu gibi şehirlerin de bir çehresi vardır.
Bir insan ne kadar asık suratlı ise onun yanına yanaşmak onunla sohbet edebilmek o kadar zordur.
Tıpkı şehirlerde böyledir.
Beton yığınlarına dönüşmüş, tarihle olan bağlarını koparmış; kimliğini kaybetmiş, yeni bir yön arama sevdasına tutulmuş şehirler, insanlar gibi yalnız kalır.
Yalnızca yeninin peşinde koşan; tarihin sayfalarını okumayan şehirler sıkıcı olmaya mahkûmdur.
Sokaklarıyla, caddeleriyle, tarihi mekânlarıyla bir bütünlük arz eden şehirler kendinden daha bir emin olarak gülen yüzüyle bizlere mutluluk verir.
Çünkü şehirler emeğin, zekânın, bir yönüyle tarihin eseridir.
Şehir medeniyettir.
Güzel ve faydalı ne varsa şehirlerde muhafaza edilir.
Bu yönüyle geçmişi günümüze taşır.
Milletlerin gelişmişlik seviyesi, uygarlık ölçüsü şehirlerden başlar.
İnancın maddeye aksetmesi, kültürümüzün bin yıllar boyu bugünlere gelmesinde şehirlerin ve orada saklı bulunan yapıların, büyük etkisi vardır.
İnsanımızın yarattığı kültürel değerlerin şehirlerde somut bir sanat esrine dönüşmesi ve kalıcı olması insanımızda var olan iyiye, güzele ulaşma arzusunun ve ulaştığı estetik duygunun yer bulup fışkırmasıyla mümkündür.
Haklı olarak gururlanacağımız; bizi tarihimizle ve bugünlerimizle barışık kılan güzel şehirlerin yaratılması hiç de zor değildir.
Yeter ki özümüzden kopmadan hayallerimizi süsleyelim ve maddeye bu anlayışla şekil verelim.
Ancak o zaman şehirlerimiz bize gülümser ve biz de haklı bir gururla medeniyet yolunda emin adımlarla ilerleriz.
Bu anlamda Kayseri’nin tamamladığı ve yeni başlattığı hamleler, geleceği açısından bana büyük umut vermektedir.
Ama Kayseri’den çıkan bir siyasinin Türkiye Genelinde SİT Kavramını yerle bir edecek uygulamalarla, ülkenin cennet köşelerini betona çevirecek uygulamalara yönelmesi de beni endişelendirmektedir.
Önce Kayseri’deki tarihe yönelik çalışmalara göz atalım.
Altyapısı, geniş caddeleri bir yana, kültür için başlatılan çalışmaları ben çok daha önemsiyorum.
Kayseri Kalesi’nin önünden veya Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi, Yeni Adıyla Selçuklu Müzesi’nden yola çıkacaksınız, Tarihi Kale, Kapalı Çarşı, Vezirhanı, Tarihi Kayseri Lisesi Binası ki, bu bina da Müze oldu. Karşısındaki kilise binasının kütüphane olarak düzenlenmesi iyi düşünülmüş bir çalışmadır. Devamında Kayseri’yi simgeleyen bir iki konak, Atatürk’ün Kayseri’ye geldiğinde konuk olduğu tarihi yapı, Etnoğrafya Müzesi..
Veya Amele Pazarı bölgesinden sağa dönün, restore edilerek açılan, ancak yeterince tanıtılamayan eski Kayseri evleri. Restore edilerek, yeni bir çehre ile açılan Sahabiye Medresesi'ni de unutmamak lazım.
Bu yapıların hepsi Kayseri’nin bir dönemini yansıtıyor.
Bunlara, bir bölümü yeterli bakımı göremese de kentin simgesi konumundaki Selçuklu Kümbetlerini ekleyin.
Ve Erciyes.
Kayseri’nin Dik Başı, bazen dumanlı, bazen bembeyaz zirvesiyle Kayseri’yi selamlayan Erciyes.
Biz Kayseri olarak yukarıda saydığım büyük potansiyeli harekete geçirmekte gecikmişiz.
Olsun, başlatılan atak yavaş yavaş meyvelerini vermeye başladı ya..
Ticaretin, kültürün, sağlığın başkenti Kayseri, tarihin, turizmin de başkenti olma yolunda.
Dikkat edin, her kent bir unsuruyla ön plana çıkmıştır.
Ama Kayseri son yıllarda, bir kaç alanda adından söz ettirmeye başladı.
Bu anlamda Kayseri’nin geleceği aydınlık, yüzü sempatik ve geleceğe umutla bakan bir yapı var ortada.
Tüm bunları neden mi hatırlattım, yukarıda saydığım hamlelerin büyük bölümünü yapan Sayın Mehmet Özhaseki artık tüm şehirlerin çevre ve tarihinden sorumlu bir makamda oturuyor.
Gelen bilgilere göre, SİT kavramını yerle bir eden uygulamalar başlattı. Bazı kentlerde tarihi doku, sahil kentlerimizde gözümüz gibi baktığımız cennet koylar betonlaşma tehdidi altında.
Türkiye’nin her kenti, tarihi ile, cennet köşeleri ile turiste cazip gelen bölgeler. Bunların geleceğimiz olan çocuklarımızını bize emaneti olduğu gerçeğini unutmadan, bir avuç rahtiyenin rant hesaplarına kurban edilmemesi gerekir.
Sayın Mehmet Özhaseki, Sayın Memduh Büyükkılıç ve Sayın Rıfat Yıldırım’ın yönettikleri yörelerde tarihi dokuya gösterdikleri özen, tarihi dokuyu yeniden ayağa kaldıran projeleri 100 yıl sonra da övgüyle bahsedilecek çalışmalar olacaktır.
Ama ülkenin cennet köşelerini betonlaştıracak SİT düzenlemelerinin yerle bir edilmesine öncülük edecek bir anlayışın ise 1000 bin yıl sonra bile lanetle anılacağı gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
Bu anlamda, Sayın Mustafa Çelik’in başlattığı kültür ve tarihe yönelik çalışmaların da övgüye değer olduğunun altını çiziyor ve Tarihi Kale’nin bir an önce kent halkının kullanımına açılmasını diliyorum..