SEÇİM..
Ahmet ZORLU
Demokrasinin olmazsa olmazıdır seçim..
Mensubu olduğun toplumun, kitleninin, meslek kuruluşunun yöneticisini seçmek.
Bir onurdur, özgürce kullanabilene.
Her ne kadar son yıllarda siyaset demokrasiyi oyuncağa çevirmiş, seçim yapmakla mükellef halkı tescil makamı haline getirmişse de, ülke ve kurumların yönetiminde söz sahibi olmak çok güzeldir.
Demokratik rejimleri bunun için çok seviyorum.
Seçersin, izlersin, yanlışı olduğunda uyarırsın, yanlışta ısrarcı olduğunda alternatifine destek verir, onu görevden sandıkta azledersin.
Demokrasinin olmazsa olmazı, olması gerekeni budur.
Mesela Başbakan seçti ise millet, bir dahaki seçime kadar o başbakanın görev güvencesi olmalıdır.
Zaten yapamıyorsa, kendisi affını ister, görevden çekilir.
Ya da kentin Belediye Başkanı.
Milletin helal oylarıyla belediye başkanı olan biri, kendisine verilen görev süresi içinde hizmete ve millete odaklanmalıdır.
Yolsuzluk, usulsüzlük yapmadığı sürece işini en iyi şekilde yapmanın, milletine her konuda hesap vermenin gönül huzurunu yaşamalıdır.
Yani demek istiyorum ki, Milletin bir ferdi olarak beni yöneteni ben seçti isem, yargıyla yolu kesişmediği sürece, görevinden edilme korkusu yaşamamalı, çalışmaya odaklanmalıdır.
Ama bir ülkede, halkın oyları ile seçilen bir başbakan, halkın oylarıyla göreve getirilen bir belediye başkanının görevi bir kişinin iki dudağı arasında ise, o başbakan, o belediye başkanı kendisini seçen milletin mutluluğu ve huzuru için değil, kaderi iki dudağı arasında bulunan kişiyi memnun ve mutlu etmek için çalışır.
Bu nedenle de, demokratik siyasette her siyasal parti, başbakan olacak kişi için, belediye başkanı adayı olacak kişi için önce iç bünyesinde seçim yapar.
Derki partili seçmen, “Bu adam, diğer partinin Başbakan adayından, Belediye Başkanı adayından daha çok çalışacak biri. O nedenle bu adamı aday gösterelim ki, başarılı olalım.”
Bu seçimin adına da önseçim deriz.
Demokratik ve adil olan, seçim kurulu önünde yapılanıdır.
Ama son yıllarda, bu sistem sulandırıldı.
Örnek verecek olursak:
24 Haziran’da yapılacak seçim için Kayseri’de iktidar Partisi, ‘Teşkilat eğilim yoklaması’ adı altında resmi olmayan önseçim yaptı.. Hangi Aday Adayının kaç oy aldığını bir gelen ve eğilim yoklamasını yapan genel merkez yöneticisi, bir de Partili Cumhurbaşkanı biliyor.
Şimdi diyebilir misiniz, 94 aday adayının içerisinde ilk 10 isim bu şekilde belirlendi, genel merkez de eğilim yoklamasının gereğini yerine getirdi..
Eğer öyle ise bile, gizli oyla yapılan bu yoklamanın sonucu şeffaf bir şekilde partililerin huzurunda açıklanmadı ise, bu partilinin iradesine saygısızlıktır.
Bir başka konu, AKP Seçmenin, son genel ve son yerel seçimlerde seçtiği, ülkenin başbakanı bu gün azledilmiş durumdadır. Ankara, İstanbul, Bursa, Balıkesir gibi önemli illerin belediye başkanları, zorla istifa ettirilmiştir.
24 Haziran için AKP’nin dayattığı listede yer alan bir çok isim, parti tabanı tarafından sevilmemekte, tasvip edilmemektedir.
O zaman demezler mi adama;
Partiyi eğilim yoklaması adı altında, gizli oy ve gizli sayım için ne diye seferber ediyorsunuz. Seçmeni, niye önüne sandık koyup yoruyorsunuz.
Yalınlayın bir kanun hükmünde kararname, “Kayseri’de ilk 7 isim yeniden milletvekili olarak görevlendirilmiştir. Bunlar seçimden muaftır.” deyiverin..
Partili taban ve seçmen ‘onay’ makamı değildir.
Onlar ilçe yöneticisini, il yöneticisini, milletvekilini, belediye başkanını hür iradesi ile seçtikleri sürece bu ülkede demokrasi vardır.
. . . . .
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce arasında bir tartışma sürüyor.
Mesele, Fetullah Gülen’den icazet alındı mı, alınmadı mı?
Önceki gün Sayın Muharrem İnce, bu görüşmenin yapıldığını 18 yıl önce yazan Ömer Nasuhi Güngör’ün kitabından bu görüşmenin yapıldığını bölümü aktardı Kırşehir’de.
Bu yalaka gazeteci bozuntusu hemen Twıtter da, “Benim kitabımdaki bilgiler doğru değildir. Bir duyuma dayanmaktadır” diye açıklama yaptı.
Bunun açılmışını yazayım.
Demek istiyor ki bu gazeteci müsveddesi;
“Bu bilgi o zamanlar gerekliydi, Tayyip için yararlıydı yazdım. Ama bu gün konjoktür değişti. Sayın Erdoğan’ı zor durumda bırakacak bir bilgi haline geldi. O nedenle bu bilgiye kitapta yer vermiş olsam bile bu gün inkar etmek zorundayım. Zaten bu sayede getirildiğim TRT’deki koltuğum altımdan çekildi. Bir de cezaevine girmek istemiyorum..”
Şimdi anladınız mı, “Evrensel Basın Meslek İlkelerine her fırsatta vurgu yapmamın nedenini.
Evrensel gazetecilik, bırakın 20 yılı, 50 yıl önce yazdıklarınızın 50 yıl sonra bile arkasında durabilmek sanatıdır.
Dün velinimet kabul ettiğiniz ve methiyeler dizdiğiniz birine, iki gün sonra saldırıyor ve paçasından ısırmaya kalkışıyorsanız, yazdığınızın gerçeği yansıtmadığını yazmak zorunda kalıyorsanız, siz gazeteci değil, insan müsveddesisiniz.
Allah hiçbir gazeteciyi, Ömer Nasuhi Güngör’ün durumuna düşürmesin diyeceğim ama, maalesef gerçek gazeteciler, onurlu kalemler ya cezaevinde, ya da işsiz. Dolayısıyla devir, yandaşlık, yalakalık ve soytarılık devridir. Daha çok Ömer Nasuhi Görgör ile muhatap olacağız, önümüzdeki dönemde..