SANDIK, UMUT VERSİN YETER.
Ahmet ZORLU
Türkiye, ekonomik, sosyal ve siyasal yönden bir tükenmişliği yaşıyor.
Siz sanıyor musunuz, seçimlere 17 ay varken iktidarın birden bire sandığa son umut sarılmasının, milletin refahı ve mutluluğu için düşünüldüğünü.
İktidar ekonomik politikalarla ülkeyi getirdiği felaketi ötelemeye çalışıyor.
Ve eğer 24 Haziran seçimlerinden başarılı çıkarsa, millete acı reçeteleri ardı ardına dayayacak ve bir süre daha iktidarda kalmaya çalışacaktır.
Tek amaç budur.
Peki muhalefet cephesi seçimleri kazanırsa ne olur derseniz;
O zaman da paramız olmayacak belki, ama umudumuz olacak.
Umut ise güzel şeydir.
Gelin, 16 yılda ülkenin ekonomik ve sosyal açıdan geldiği noktaya bir göz atalım.
Türkiye’nin toplam dış borcu, Eylül 2017 itibarıyla 453.2 milyar doları aştı.
Bunun 136.2 milyarı doları (yüzde 29) kamuya ait.
316.4 milyar doları (yüzde 70) özel sektörün borcu.
Toplam dış borcun milli gelire oranı ise yüzde 53.3 ile 2001 krizindeki seviyelere yaklaştı.
Türkiye’nin iç ve dış toplam borçları ise 3 trilyon 604 milyar liraya ulaşarak milli geliri aşmış durumda.
Güzel ülkem, ÖTV, KDV gibi vatandaşa dayatılan günlük parasal hareketlerle hayatiyetini sürdürmeye çalışıyor.
Hatırlayın;
İlk defa bir Cumhurbaşkanı “Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz.” dedi
İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı.
İlk defa carî açık verilirken döviz kuru arttı.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı zam isteyen memura “İMF’yi ikna edin ” dedi.
İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı.
İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
İlk kez Yunan Kilise Bankası Türkiye’ de banka satın aldı.
İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
İlk defa düşük faizli dış borç, yüksek faizli iç borç ile ödendi.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı “Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya!” dedi.
İlk defa petrol kanunu ile yabancılara elli yıllık imtiyaz verildi.
İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
İlk defa tezkere reddedilmesine rağmen Dışişleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
İlk defa tütün üreticisi tütün ekmeyeceksin denilerek joplandı, gazlandı.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı Türkiye’yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı çiftçilere “Gözünü toprak doyursun.” dedi.
İlk defa kapkaç diye bir sektör ortaya çıktı.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı “Borç yiğidin kamçısıdır.” diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
İlk defa çiftçi için ve ülke için stratejik önemi bulunan Şeker Fabrikalarının satışı gündeme geldi, onca tepkiye rağmen tek tek satıldı, satılıyor.
İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı Danışmanı Amerikalılara Başbakan için “Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin.” dedi.
İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
İlk defa bir Cumhurbaşkanı TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi. Yetmedi Çiftçinin Bankası olarak bilinen Banka yayın grupu satın alan iktidarın adamına 700 milyon dolar 2 yıl ödemesiz 10 yıl vadeyle kredi verdi.
İlk defa Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti. Hem de 10 Kasım günü,
Türk Telekom, Arap’ın, Telsim İngiliz’in, Kuşadası Limanı İsraillinin, İzmir Limanı Hong Konglunun, Araç muayene işi Alman’ın, Başak Sigorta Fransız’ ın, Adabank Kuveytlinin, İETT Garajı Dubailinin, Avea Lübnanlının, Petkim Ermeninin, Rakı Amerikalının, Finansbank Yunanın, Oyakbank Hollandalının, Denizbank Belçikalının, Türkiye Finans Kuveytlinin, TEB Fransızın, C bank İsraillinin, MNG Bank Lübnanlının, Alternatif Bank Yunanın, Dışbank Hollandalının, Şekerbank Kazak’ın, Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan’ın, Turkcell’in yarısı Finli’nin Rusun, Garanti’ nin yarısı Amerikalının.
Bu kurumların hepsi yerli idi, bir zamanlar, hem de çok değil 15 yıl önce.
Daha yaptıkları köprüler, havaalanları ve hastanelere girecek bile değilim.
İşte erken bile değil, acil seçimin sırrı bu verilerde gizli.
Ve hiç biriniz, hiç birimiz 24 Haziran sonrası hiçbir siyasetçiden mucize beklemesin.
Dedik ya, sandıktan umut çıksın, huzur çıksın, barış ve kardeşlik tohumları ekilsin yeniden güzel ülkemin topraklarına.
Ha bir de bu vatanı bu hale getirenlerin hesap verdiğini görelim yeter.
Biz çalışır, sattıklarını geri alırız.
Yeter ki çalışacak bir ortam, çalışacak bir kurum, çalışacak huzur ve imkan yaratılsın.