SAHİBİ SANMA..
Ahmet ZORLU
Ülkemizde yaşanan büyük bir hastalık haline gelmiştir, anlatacağım manzara.
‘Bir kurumun başına gelen veya getirilen insanların, o kurumun artık ila-nihai kendilerine ait olduğunu sanma hastalığı’ olarak özetlenebilecek bir tablo, maalesef siyasetten kamuya, demokratik kurumlardan, özel işletmelere kadar her yerde yaygın olarak yaşanmakta ve etki alanını her geçen gün genişletmektedir.
Bu hastalığın bir başka versiyonu da, yönetici veya yetkili konuma gelen insanların önce çevrelerindeki ehil insanları temizlemek, böylece kendilerine alternatif hale gelmelerini önlemek şeklinde gösterir kendini.
Oysa demokrasiyi içselleştirmiş, başında bulunduğu kurumu başarıya odaklamış her yöneticinin, ekip çalışması ruhunu özümsemesi ve başarıyı ekip çalışması ile elde edeceğini bilmesi gerekir.
Ülkemizde öyle kurumlar vardır ki, başındaki yönetici genç bir birey olarak oturmuştur yönetici koltuğuna, buradan emeklilik hakkını elde etmiştir, ama hala gözü bir dönem daha bu işi yürütmeye odaklıdır.
Ya da, koltuğu yabancıya bırakmak yerine oğluna, yeğenine teslim etmektir tek hedefi, bazı sözde yönetenlerin.
Bu tipler genelde demokratik rejimlerde ‘yönetici’ olarak değil, ‘idareci’ olarak adlandırılırlar.
Yani yönettiği kurumu başarıya götürmek gibi bir amaçları yoktur, günü kurtarmaktır onların tek gayesi.
Zamanlarının tamamını, başında bulundukları kurumu başarıya taşımak yerine, kendilerine bu görevi bahşedenlere yağ çekmekle geçirirler.
Ta ki bir duvara toslayana kadar.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan tabloyu genelden-yerele kadar buna bir örnek olarak sunmak mümkündür.
Haluk Pekşen-Hüsnü Bozkurt.
Milletvekili olarak parlamentoda CHP ilkelerini sonuna kadar savunmuş, muhalefet milletvekili olmanın hakkını tam olarak vermiş iki isim.
Her ikisi de parlamentoda değil bu gün.
Nedeni mi?
Olur ya, genel başkanın koltuğuna göz diker, kurultayda aday olurlar diye..
Benzeri tablo Kayseri’de yaşanıyor bu günlerde.
Akkışla Belediye Başkan Adayının kim olacağı noktasında taban ve örgüt bir isim üzerine karar kıldı. Ama kendini her şey sanan hakim irade alel-acele bir başkasını çıkarıp aday olarak cepheye sürünce parti yönetiminden bazı isimler duruma isyan ederek görevlerinden istifa etti.
Salı günü CHP Genel Başkanı Kayseri’de yaşanan sıkıntılar için çağırdığı bir heyetten 1 saat 40 dakika bilgi aldı.
Gündemin seçim olması gereken, gündemde ittifak adaylarının başarısına odaklanılması gereken bir dönemde yaratılan bu krize rağmen birileri meseleleri suskunlukla halletmeyi tercih etmekte, bildiğini okumayı sürdürmektedir.
Kayseri’de onlarca kurumdan benzeri örnekler verebilirim.
Mesela, Kayseri Emekliler Derneği.
Başkanı 1991’den bu yana koltukta.
Artık yaşlandı, son kongrede kendisi ile aynı soyadını taşıyan birini yönetim kuruluna seçtirdi, başkanvekili yaptı.
Olur ya, hak baki olunca koltuk emin ellerde olsun diye.
AKP Kocasinan Örgütünde nöbet değişimi yaşandı.
Yönetim Kurulu listesini isim isim inceledim.
Neredeyse yüzde 80’i aşina olduğum soyisimler.
Yani kimi babasının oğlu, kimi de amcasının yeğeni.
Bir çok oda, dernek, sendika, birlik ve siyasi partide manzara aynı.
Ondandır içine düştüğümüz, düşürüldüğümüz kısır döndü.
Bu ‘adamın adamı’ hastalığından kurtulup, başta siyaset kurumu olmak üzere, seçimle ve atamayla görevlendirmenin yapıldığı kurumların görev, yetki ve sorumluluklarını net çizgilerle belirlemediğimiz sürece de koltuklar babadan oğula, amcadan yeğene, dayıdan emmiye devredilmeye devam edecektir.
Bunun için de, yönetenler öncelikle ekip ruhunu benimsemek, sonra da yerlerine kendisinden daha başarılı olacağına inandıkları genç, geleceği gören, yenilikçi insanları hazmetmek ve onlara imkan vermekle yükümlüdür.
Yoksa ta tepeden başlayan ve tüm kurumlarımızı bir habis gibi saran ‘sahibi olma hastalığı’ korkarım tahribat alanlarını genişleterek sürdürecektir.
Ne mi demek istiyorum.
Her yerde, her alanda, önce itaat yerine ‘Liyakat’ diye haykırmanın zamanı geldi de geçiyor bile..