PAZARIN FOTOĞRAFI..
Ahmet ZORLU
Dün sabah uyanır uyanmaz açtığım TV Haberlerinde, gıda fiyatları ile ilgili bir araştırma vardı.
Bir kilo yeşil fasulyenin perakende fiyatının 30 lira olduğunu belirten bir habere odaklandım.
Erinmedim, Pazartesi Pazarına giderek fiyatları şöyle bir gözden geçirdim..
Gerçek enflasyon her fiyat etiketinden kendisi gösteriyordu.
Bahar geldi neredeyse, Yahyalı Elması bile 5 liranın altına inmemek için direniyor.
Antalyalı sebze üreticisinin serasından 70 kuruşa çıkan 1 kilo domates manav ve marketlerde 6 lira. Pazarda hormonlusu 4, salkımı 5 liradan satılıyor.
Pazar yerinde özellikle alış-verişe gelen insanları gözlemledim dolaşırken.
İnanın, kuruşu hesaplayarak, kalitelisini ucuza alabilmek için tezgah tezgah dolaşıyorlar.
Satıcı da hoşnut değil tablodan, alıcı ise isyan ediyor.
Gözlerim Türkiye’yi referandum sürecine taşıyan siyasilerimizi aradı, ama ortalıkla kimse yoktu.
Oysa eskiden seçim ile ilgili siyasi çalışmalara pazar yerlerinden başlanırdı.
Tanıdık birine rastladım.
Gündemi yakından izleyen bir vatandaş.
Cumhurbaşkanlığı Danışmanlarından birinin de konuşmacı olarak katılacağı bu gün yapılacak Anayasa Paneli ile ilgili bir konuya takmış. Diyor ki, “İki etkinlik düzenlediler. Lordları öğle yemeğinde 5 yıldızlı otelde ağırlıyorlar. Avam takımına ise akşam 19.00’da Kadir Has Kültür Merkezi Salonunu uygun görmüşler. Buna rağmen ilçelere ferman gönderildi, iktidar sayesinde bir işin ucundan tutanların otobüslerle getirilmesini ve Kadir Has Salonunun doldurulması istendi” dedi.
Ben de takıldım kendisine.
“Sivil Dayanışma Platformu toplumsal bir hareket. Katılımcıların hepsini 5 yıldızlı otelde ağırlarsa iflas ederler” dedim.
Hemen cevap geldi, “O zaman öğle etkinliğini de aynı salonda yapsalardı. Bakın o zaman Lordlardan katılacak kaç kişi bulurlardı..”
Sonra da pazardaki tabloya getirdi lafı bu siyaset emeklisi.
Fiyatların durumuna dikkat çekerek, “Allahını seversen gel bir tezgahın arkasına oturtayım seni. Geleni geçeni izle. Mutlu, yüzü gülen bir tek kişi bulursan bana da haber ver. İnsanların özellikle ekonomik olarak yaşadıkları hayal kırıklığı iç isyana dönüşmeye başladı. Eskiden pazara gelenler meyveyi kiloyla, sebzeyi kiloyla alırdı. Şimdi sayıyla almaya başladılar. 3 portakal, 4 elma, 2 domates, 6 sivri biber. Çünkü artık günlük yaşamaya başladık.” dedi.
Israrla Pazar tezgahlarından birinin başına götürdü, pazarcı ile bir süre sohbet ettik. Pazarcı esnafı da yaşananlardan ve ekonomik tablodan rahatsız. Eskiden, pazarın büyüklüğüne göre, çeşit olarak tezgaha koydukları ürünlerden en az 10’ar kasa bulundurduklarını, şimdi ise 2-3 kasa sattıklarında kendilerini mutlu hissettiklerini söylüyor ve “Yazı iple çekiyoruz. Çünkü yaz aylarında fiyatlar düşük olduğu için vatandaş 3 kilo 3 kilo alır sebzeyi, meyveyi” diyor.
Ha unutmadan, pazarı dolaşırken aklıma geldi, birkaç tezgaha sordum, “Taze fasulye var mı?” diye.
İnan sözleşmişçesine hepsi küfür eder gibi baktılar yüzüme. Bir tanesi, “Ağabey Taze Fasülye alacak kadar zenginsen burada ne işin var. Sosyete manavlarını bir dolaş belki oralarda bulabilirsin” diye cevap verdi sonra da ekledi, ‘Fasulyenin fiyatından haberin yok herhalde” dedi.
Yani;
Bu günlerde yeni Türkiye, Güçlü Türkiye gibi söylemlerle sokakları arşınlayanlar, size tavsiyem fiyatları öğrenmeden sakın Pazar yerlerini dolaşıp ‘Evet’ için destek isteyelim diye düşünmeyin.
Pazarcılar başta olmak üzere, pazarda kim varsa, alıcı, satıcı, çalışan hepsi hayat pahalılığına isyan ediyor.
Yeni ne evet umurlarında, ne de hayır.
Onlar için varsa yoksa aile bütçesinde oluşan ve her geçen gün büyüyen deliğin nasıl kapanacağı.
Bu konuda söyleyecek sözünüz varsa gidin çarşıya, pazara.
Aksa takdirde, kuru nutuklara vatandaşın karnı hayli tok gibi görünüyor..