ORTAK SES BEKLEMEK..
Ahmet ZORLU
Toplumları bir arada tutan, toplumların ortak değerleri ve ortak duygularıdır.
Bunların başında vatan gelir.
Bayrak gelir.
İnanç bütünlüğü ve farklı inançlara saygı gelir..
Yönetenlerin birleştirici, uzlaştırıcı, huzuru, barışı, kardeşliği ön planda tutan söylemleri gelir.
Sonra kültür gelir, sanat gelir, eğitim gelir..
Demokrasi gelir mesela, Cumhuriyet gelir..
Zor zamanlarda yöneticilerin çıkıp kürsülerden toplumun tüm katmanlarına umut veren, onlara sahip olunan değerleri hatırlatan konuşmaları gelir.
Süleyman Demirel’i örneklemek isterim bu konuda.
Ülkenin en sıkıntılı döneminde çıkardı ekran karşısına, Cumhuriyet ve Demokrasi ile kat edilen mesafeyi, sağlanan başarıları, üretimi, eğitimi konuşur, umutsuzluğu umuda çevirirdi.
Bülent Ecevit, Turgut Özal bu anlamda, oturdukları koltuklardan hiçbir zaman toplumun bir kesimini dışlayan cümle sarfetmemiş, hiçbir ülkeye ‘Eyyy’ diye efelenmemiş, muhalefetken iktidarı, iktidarken muhalefeti, nezih ve seçkin bir dille eleştirmeyi tercih etmişlerdir.
Örneklediğim yakın dönem liderleri bu ülkeyi en zor zamanlarda yöneten isimlerdi.
Ama onlar biliyorlardı ki, toplumsal moralin yüksek olduğu ülkelerde sıkıntı paylaşıldıkça azalır, mutlulukta paylaşıldıkça artardı.
AKP uzun yıllar sivil dayanışmayı boşveren bir yönetim anlayışı sergiledi.
Liderlerinin söylemleri Amerikan, uygulamaları Irakçaydı.
Türkiye’nin sorunlarını dertlerini paylaşabileceği komşu ve ülke kalmadı bu yüzden.
Bakmayın, Rusya’nın, İran’ın bu günlerde bize yakın durmalarına, onların ortak amacı ABD ile Avrupa ile aramızda kalan pamuk ipliğine bağlı işbirliğini de koparmak ve yalnızlaşan Türkiye’yi yanlarına mecbur etmek.
Bu anlamda, sivil demokratik yapılanmaları her zamandan çok önemsiyorum şu dönemde.
Zira onlar çıkıp ‘Kral çıplak’ diyebilecek güce sahiptir günümüzde.
AKP Çizgisinde adına ‘Sivil Dayanışma Platformu’ denen bir yapı vardır.
Başında da Hemşehrimiz Ayhan Oğan..
Hafta sonu Kayseri’de sivil yapıların temsilcileri ile bir toplantı gerçekleştirdi SDP.
Kitabımla ilgili yoğunluktan dolayı davetli olduğum bu toplantıya katılamadım.
Ama biliyorum ki katılımcılar bulunduğumuz kritik süreçle ilgili temsil ettikleri kurumların görüşlerini dile getirmişlerdir.
Hiç değilse, toplumu paramparça eden liderlerin söylemlerinin toplumda yarattığı travmaya dikkat çekmişlerdir.
Böylesi zor zamanlarda liderler, liderler diyorum dikkat edin, yani toplum öncüleri millete sabır, metanet, birlikte yaşamanın hoşgörü gerektirdiği, herkesin lider gibi düşünmek zorun olmadığı gibi gerçekleri hatırlatması gerekir.
Aksi takdirde, parçalanan toplum vazosunu yeniden onarmak mümkün değildir.
Türk Tabipler Birliği, Türkiye Barolar Birliği gibi kurumlar başta olmak üzere, Mimarı, Mühendisi, Esnafı, Sanayicisi, İşçi Sendikası böylesi zor zamanlarda sinmişlikten, pusmuşluktan sıyrılmak ve yaşanan olumsuzlukları dillendirmek zorundadır.
Yönetenlerin de bu sıkıntılara kulak verip, günlük çözümler üretmek yerine, uzun vadeli önlemler almak gibi bir sorumlulukları vardır.
Senin örgütünü kapattım, sen her şeye he demiyorsun hainsin, benim gibi düşünmüyorsan adının başındaki ‘Türk’ ya da ‘Türkiye’ adını kaldırıyorum yaklaşımı, sonuç alınacak yaklaşımlar değildir.
Huzurun olmadığı, üretimin olmadığı, hukukun can çekiştiği, demokrasinin paramparça edildiği, toplumun kutuplaştırıldığı, dış ilişkilerin arapsaçına dönüştürüldüğü bir ortamda, doktor örgütünden, avukat örgütünden, esnaf örgütlerinden, sanayici yapılarından, işçi sendikalarından, çiftçi örgütlerinden tek ses çıkmasını beklemek saflıktır, demokratik bir yaklaşım değildir.