OLMADI VEKİL GİTMEYECEKTİNİZ..
Ahmet ZORLU
15 Temmuz gecesini hatırlıyorsunuz değil mi?
Milletimizin, tankların namluların önünde göğsünü siper ettiği, bayrağını alıp meydanlara koştuğu geceyi..
Cumhurbaşkanın çağrısını emir telakki edip, kırıntısı bile olsa, demokrasiye sahip çıktığı geceyi..
Günlerce, haftalarca işe gider gibi, her akşam eşini, çocuğunu alıp meydanda sabahladığı geceleri..
Neydi ortak talep..
Türkiye'yi karanlık bir tünele sokmaya çalışan kim varsa, onların Bağımsız Türk Adaletine hesap vermesiydi, unuttun mu?
Zira emir yukardan gelmişti;
"Bu illegal yapıya kim bulaştıysa, neferliğini kim yaptıysa, parasal kaynak sağlayan kim varsa hesap verecek" diyordu Cumhurbaşkanı..
Kentlerde valilerden, mahalle bekçisine kadar herkes bu hain planda yer alan, bu hain planı hazırlayan, parasal destek veren, örgütlenmesine katkı koyanların peşine düşmemiş miydi?
Askeri kurumlarda, emniyette, yargıda, kamuda ön plana çıkmış isimler tek tek alınmaya, sorgulanmaya başlandı..
İşadamları, Fetö Sermayesi, Sivil Toplum Kuruluşlarının başındakiler, işletme yöneticileri hesap verdikçe millet 'İyi oldu, demokrasi kazandı' diye seviniyordu.
Ama o da ne..
Kayseri Şeker'e gelindiğinde bu karanlık yapının duvarları alındı, temeli, kolonları ve çatısına gelince görünmez bir ses, 'Dur, hamili kart yakınımdır' diyerek bu karanlık yapının gün ışığına çıkmasına engel oldu.
Millet, 'Adalet ağır işler ama mutlaka adalet yerini bulur' diyerek beklemeye başladı.
Operasyon iş dünyasına yöneldiğinde ise 100 dolayında isim tek tek toplandı evlerinden..
Ama onların içinde biri vardı ki, 'Ben yanarsam, sizi de yakarım' havasındaydı.
Gözaltına alındığının ertesinde, gazetelerde şöyle bir haber; 'Mahmut Hiçyılmaz'ın oğlunu arayan hatırlı bir siyasi, korkulacak bir şey yok, bir-iki güne serbest kalacak' demiş.
Millet 'Ne oluyor?' sorusuna cevap ararken, 16. gün Kayseri Adalet Sarayı'nın kapısına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plakalı bir araç yanaştı.
Hemen ertesinde iş sağlam olsun diye, Mahmut Hiçyılmaz başta olmak üzere hatırlılar Savcı tarafından 'Denetimli Serbestlik' hükümlerine göre serbest bırakılması talebi ile mahkemeye sevkedildi.
O Meclis Plakalı araçla Adalet Sarayına gelen Sayın Vekil..
Ergenekon, Balyoz döneminde yaptığınız 'Adalete ayar veren' telefon konuşmalarınız hala Youtube de..
Belki Adalet Sarayına başka bir konu için gittiniz.
Ama bu millet, hani o meydanlarda toplanıp demokrasiye, rejime sahip çıkan milletin bitamamı, senin adalet mekanizmasına baskı yaptığını düşünüyor.
Geçen Perşembeden bu yana telefonum susmuyor.
Arayanların tamamı, 'Biz meydanlarda boşuna mı haykırdık, demokrasiye sahip çıktık?' diye soruyor.
Kayseri Adalet Sarayı ziyaretinizin iç yüzü, gelen haberler doğru ise tutanak haline getirilip Ak Saraya gönderilmiş.
Umarım öyledir, dilerim öyledir.
Zira, başta partilileriniz olmak üzere, Kayseri'de yaşayanların tamamı, "Bu hain girişimin faturası da yine garibanlara kesilecek. İlahlara dokunulmayacak" diye düşünmeye başladı.
Zira sizin adliyede aracınızın parkediliş şekli bile gözdağı içeriyordu.
Artık ben de yapılan operasyonların Milletin biriken gazını almaya yönelik olduğuna inanmaya başladım.
Zira, ilahların çizdiği halkanın dışında kim kaldıysa alınıyor, sorgulanıyor, ya tutuklanıyor ya serbest.
Ama halkanın içinde kalan kuzenler, kirli iş ortakları, İdris Naim Şahin ile dernek kurup Recep Tayyip Erdoğan'a sallayanlar, kirli ortaklıkları olanlar, damatlar, kayınbiraderler, köşelerinden adalete nanik yapmaya devam ediyor.
Yani diyeceğim Sayın Vekil..
Bu Adalet Sarayı ziyaretiniz size olan güvenin sıfırlanmasına, Adalete olan güvenin de yara almasına neden oldu..
Olmadı Sayın Vekil..
Gitmeyecektiniz..
Kayseri'de yaşayan Kahır Ekseriyet gibi ben de vekaletimi geri alıyorum.
Bu Milletin gönlünde vekil değilsiniz artık.
Özür dileyin, gereğini yapın..