OLMADI REİS..
Ahmet ZORLU
Sayın Cumhurbaşkanı körfez ülkelerine yapacağı seyahat öncesi havaalanında gazetecilerin sorularını cevaplandırırken iki şey söyledi, o dönene kadar evir tartış, çevir tartış.
İlk dikkat çektiği nokta, ‘Hayır’ diyenlerin bu kadar fazla görünmesinin nedeni ile ilgili ve ‘Daha biz sahaya inmedik’ deyiverdi.
Bu sözlerin açılmışı, “Sağdan sola oluşan Hayır ittifakı, daha biz sahaya inmediğimiz içindir. Sahaya çıktığımızda göreceksiniz. “ şeklinde okunabilir.
Bu da gösteriyor ki, 16 Nisan’a kadar, iktidar partisi elinde ne varsa kullanacak. Hilafet denilecek, Osmanlı denilecek. Göklerden gelen bir emir vardır denilecek vs..
Ama gördüğüm kadarıyla bu sefer Evetçilerin eli hayli zayıf. Buna karşılık Hayırcılar demokrasi diyecek. Hukuk diyecek. Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı diyecek. Partili Cumhurbaşkanı olduğunda, o partiden olmayanları kim temsil edecek diyecek.
Yani, ‘Cumhur siyasi bakımdan farklı görüşlerde olabilir. Ama onların başkanı, herkese eşit mesafede olmalıdır’ anlayışı ön plana çıkarılacak.
Sayın Cumhurbaşkanının asıl büyük tartışma yaratan sözlerine gelince, aynen aktarıyorum ki, spekülasyon yaratmasın;
“Halkımız, 16 Nisan'da evet diyerek gereken cevabı verecektir. 16 Nisan, 15 Temmuz'un bir cevabı olacaktır. Hayır diyenlerin konumu, 15 Temmuz'un yanında yer almaktır”
Hemen 16 Temmuz’un ilk saatlerine gittim.
Ellerinde Şanlı Bayrağımızla meydanlara çıkanların gündeme getirdiği söylemleri bir kez daha hatırladım.
Herkes ‘Yaşasın demokrasi’ diye haykırmıyor muydu?
Herkes, meclis bombalanırken patlamaların altında toplanarak ‘Demokrasi deklerasyonu’ yayınlayan AKP’li, CHP’li, MHP’li hatta HDP’li milletvekillerini alkışlamıyor muydu?
Hepimiz, Türkiye’yi Fetullah Gülen’in insafına terkedecek, onun dediğinin dışında hiçbir şeyin hükmünün olmayacağı darbe kalkışmasına lanet okumuyor muyduk?
AKP Genel Merkez Binasına bile bina büyüklüğünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dev portresi asılmamış mıydı?
Tankların karşısında demokrasi için göğsünü siper eden şehit ve gazilerimizi ‘Demokrasi kahramanı’ olarak anmamış, omuzlamamış mıydık?
Şimdi çıkar da, “16 Nisan’da hayır diyecekler, 15 Temmuz’un yanında yer almış olur” diye bir söylemle milletin huzura çıkmayı düşünüyorsanız;
Kendi kendinizle çelişirsiniz.
Bu milletin demokrasi kararlılığını hafife alırsınız.
Zira Türk Milleti, Atatürk ile birlikte demokrasiyi çok sevdi.
Çünkü, kaderi bir adamın iki dudağı arasından çıktı.
Sen anlamazsın, sen tebasın diyen anlayışa karşı, ‘Hayır ben her şeyin farkındayım, ayrıca teba değil, seninle kanun önünde eşit haklara sahip bir ferdim” anlayışını benimsedi.
Kadını evde doğuran, çamaşır yıkayan ikinci sınıf bir yaratık olarak gören anlayışa karşı kadının erkeği ile yan yana, omuz omuza hayatın her alanında olması gerektiği gerçeğini benimsedi.
Ve siz şimdi, demokrasi denilen bir rejimi orta çağ karanlığına götürmek için millete kurşun sıkan köhnemiş bir zihniyetin darbe girişimine karşı alanları dolduranları, ‘Hayır derseniz o karanlığın yanında yer alırsınız’ diyerek tek adam yönetimine razı etmek istiyorsunuz öyle mi?
Olmaz, tutmaz..
Eğer ki, bizi yönetenler başta olmak üzere, siyaset mekanizmasının başındakiler şu gerçeği görmez ve kabul etmezlerse, yenilmeleri mutlaktır..
“Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim şekli demokrasidir. Demokratik rejimi ortadan kaldıracak, yaralayacak, hasar verecek her türlü uygulama önerisine bu millet kapalıdır.”
Bu gerçeği kabul ettikten sonra, diyebiliyorsanız ki, “Bizim getirmek istediğimiz anlayış, Demokrasinin bir adım daha ileriye taşınmasıdır..”
O zaman bunu tartışır ve konuşur bu millet.
Ama siz demokrasi kahramanı ilan ettiğiniz bir kitleyi, kitle tanımının bile hafif kalacağı milyonları referandum tercihlerinden dolayı, gerici, bağnaz, Fetullah Gülen ile aynı safta gösterme cesaretinde bulunursanız, korkarım o milyonların tepkisi ağır olur.
O nedenle iktidar partisi mensupları ve Devlet Bahçeli’ye önerimdir.
Eğer savunabiliyorsanız, Anayasa değişikliği önerisinin ülkenin demokrasisine, insan haklarına, özgürlüklere, eşitliğe katkı ölçüsünü ortaya koyun.
Aksi takdirde, 16 Temmuz’un ilk saatlerinden itibaren meydanları ‘Demokrasi’ diye inleten kitleler bu sefer bu kararlılıklarını sandıklarda gösterir ve size asırlarca unutulmayacak bir hayal kırıklığı yaşatır.