ÖĞRETMEN..
Ahmet ZORLU
Bu gün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Millet Mektepleri Başöğretmenliği'ni kabulünün yıldönümüdür.
24 Kasım aynı zamanda öğretmenler günüdür.
Bu yıl da yine buruk etkinliklerle kutlanıyor 24 Kasım Öğretmenler Günü.
Zira her öğretmen biliyor ki, yüzbinlerce meslektaşı, atanamadıkları için çok sevdikleri çocuklara ve gençlere eğitim imkanından mahrumdur.
Ve yine her öğretmen biliyor ki, meslektaşlarının yüzde 84'ü bankaların kredi batağından çıkma mücadelesi vermektedir.
Ayrıca, öğretmen olma hevesi ile eğitimini tamamlayan ama atanma imkanı bulamadığı için bu gün Polis olmak, gaydiyan olmak, inşaatta çalışmak zorunda kalanları ise saymak bile istemiyorum.
Bu gün binlerce öğretmen adayı, zor şartlarda eğitimlerini tamamlamalarına rağmen, göreve başlayamadıklarından kendi geleceklerine yön çizme noktasında bile çaresizdir.
Bir çoğu, meslekleri ile ilgisi olmayan işlerde çalışarak geçimlerini temin etmektedir.
Bu gün 24 Kasım.
Atatürk'ün hedef olarak önümüze koyduğu muasır medeniyetler seviyesine çıkmamız için, toplumsal altyapımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimiz için anlamlı bir gün.
Ama istisnasız, tüm öğretmenler eğitimimizin geleceğinden kaygılıdır.
Atanamayanları ise gelecek için kaygılanmanın ötesine geçmiş, yaşama sevincini yitirmiştir,
İdealistçe görevini yerine getirenlerin meslek aşkını, yaşama sevincini ortadan kaldıracak uygulamalar ise gittikçe yaygınlaşmaktadır.
Bu gün eğitim kurumlarında ‘Atatürk’ adını telafuz etmekten çekinen bir eğitim ordusu işbaşındadır.
Ve Atatürk’ten bahsettiklerinde, başlarına gelecek kararname belası korkulu rüyalarından sadece birini oluşturmaktadır.
Ayrıca, aynı okulu bitiren atanan öğretmen ile aynı okulda görev yapmak zorunda kalan sözleşmeli öğretmenin yaşadığı ruh halini bilmem hesaplayabilir misiniz?
Sırf iktidara yakın isimleri yönetime getirmek adına, atama yönetmelikleri allak bullak edilmiştir.
Müfredat, her bakanın keyfine göre, sınav sistemleri ise bir tek kişinin emirleri doğrultusunda neredeyse yılda bir yenilenmektedir.
Yani, Eğitim Sistemimizin hali tek kelimeyle içler acısıdır.
Ama her şeye rağmen, öğretmenler tüm imkanları zorlayarak, aydın, düşünen, sorgulayan bir gençlik yetiştirmek adına emek ve çaba sergilemektedir.
Öğretmenlik kutsal bir meslektir ve bu işi yapan öğretmenler, her şeyden önce mesleklerine gönül vermiş insanlardır.
Zira, tüm meslek gruplarında görev alanlar öğretmenler tarafından yetiştirilmektedir.
Atatürk "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" derken, maalesef yeni nesili kendi eseri haline getirmek isteyen köhnemiş bir zihniyet okullarda söz sahibi olmuş, geleceği karanlık bir gençlik yetiştirmek için büyük bir gayret sergilemektedir.
Yine Atatürk, "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir." demekle, öğretmenliğin önemini nezih bir şekilde dile getirmiştir.
Meclis açıldığında, milletvekillerinin maaşlarının belirlenmesi sırasında rakam konusunda görüşüne başvuran Maliye yetkililerine Atatürk, "Milletvekillerine vereceğiniz maaş, öğretmen maaşını geçmesin" diyerek öğretmenlik mesleğine verdiği önemi dile getirmiştir.
Bu gün ise öğretmene, görevini yapma hakkını vermek istemeyen bir yönetim anlayışı, türlü icatlar çıkararak öğretmenin gelecek güvencesini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.
Bir milletin milli, ahlâki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çabalarına bağlıdır.
Milli birlik ve beraberliğimizin teminatı da öğretmenlerdir.
İlköğretimimi bir köy okulunda tamamladım. Adını hiç unutmadığım, 4. sınıf öğretmenim Ali İhsan Demirtaş bize sınavda kompozisyon yazma görevi verdi. Bir hafta sonraki derse geldiğinde yazılı sınavımızdaki notları okudu. Daha sonra beni çağırarak yanına alıp, öğretmenler odasına götürdü. Burada bulunan ve içerisinde 20-30 dolayında kitap olan kitaplığı göstererek, "Bu kitaplıktan artık sen sorumlusun diyerek dolabın anahtarını bana verdi.
Verirken de, "Bir ay içinde buradaki tüm kitapları okuyacaksın. Her kitaptan sana soru soracağım" dedi.
Daha 20. gününde hepsini okudum.
Bu gün hasbelkader elim kalem tutuyorsa, bazı konularda fikir ortaya koyabiliyorsam bunu, bana 11 yaşında kitaplık teslim eden öğretmenime borçluyum.
Yani öğretmen rehberdir.
Bu gün 24 Kasım öğretmenler günü.
Bizler, "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum" diyebilecek kadar tevazu sahibi din önderlerinin mensup olduğu bir dine, Ulusal Egemenlik kavramını çocuklara, ülkenin geleceğini gençlere emanet etmiş bir Atatürk'e sahip nezih bir milletiz.
Her ikisinin de değerini bilmek zorundayız.
Ama bunu yaparken, eğitimin çağdaş standartlarda verilmesi gerektiği gerçeğini de kabul etmemiz gerekir.
Bu gün, bir çok sınıf ders kitabını incelediğinizde, körpecik dimağları zehirleyen, hiçbir bilimsel yanı olmayan hurafelerin beyinlere sokulmaya çalışıldığını görürüz.
Ondandır, bilimsel başarıyı mumla arar hale gelişimiz.
Eğer, bilimsellikten uzak bir çok bilgiyi bu gün eğitimi hurafe ambalajına sarmalayarak çocuklarımıza vermeye çalışıyorsak, bunun sıkıntısını millet olarak gelecekte çok ağır şekilde çekeriz.
Bu millet camiye, kışlaya ve okula siyasetin girmemesi gerektiğini bilen ve bunu her fırsatta savunan bir kültüre sahiptir.
Ama okullarımızdan, eğitim sistemimizden Atatürk Devrimlerini kazıma adına olağanüstü bir çabanın sergilendiğini maalesef üzülerek izlemekteyiz.
Nitekim eğitimde geldiğimiz noktada, sapla saman birbirine karışmıştır.
Siyaset eğitim kurumlarında, hatta camilerde kürsü nutukları atar hale gelmiştir.
Bu durum ise öğretmenlerimizin omuzlarındaki yükü bir kat daha artırmaktadır.
Tüm öğretmenlerimizin, sadece 24 Kasımlarda değil, yılın her günü gönlümüzde ayrı bir yere sahip olduğunu belirterek kutluyorum Öğretmenler Günü'nü.