Ahmet ZORLU

16 NİSAN-23 NİSAN…

Ahmet ZORLU

Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden yıldırım hızıyla geçirilen ve Türkiye’de tek adam rejiminin temellerinin atıldığı Anayasa değişikliğini onayladı. 16 Nisan’da, Türk Milleti sandık başına giderek, Yasama, Yürütme, Yargı gibi kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmazsa olmazı, demokrasinin bu bölümüne rötüş yaparak kuvvetler birliğini hayata geçirecek Anayasa değişikliği konusunda son sözü söyleyecek.

Aslında, düşünülmemiş olmalı, bir hafta daha beklenseydi referandum 23 Nisan Tarihine denk gelecek, seçim yasakları nedeniyle Milli bir Bayramı daha kutlamasız geçirebilecektik.

Böylece bazı memleket büyüklerinin! Anıtkabir’e gitmemek için yurtdışı gezisine, ya da doktor raporu almalarına gerek kalmayacaktı..

16 Nisan’a kadar daha çok konuşacağız referandumu, yeni anayasayı, tek adamlığı..

Ama şimdiden mizah mekanizması da gülümseten buluşlara imza atmaya başladı..

Mesela birinde diyor ki, “Recep  Tayyip Erdoğan, sergilediği olağanüstü çabaları için 23 Nisan’da bir günlüğüne başkanlık koltuğuna Devlet Bahçeli’yi oturtacak”

Sabah sosyal medyadaki bu paylaşım beni olduğu gibi bir çok kişiyi de acı acı gülümsetti sanırım.

Sonra Ümit Özdağ’ın, yeni olduğunu sandığım bir konuşmasını izledim yine sosyal medyadan.

Diyor ki Özdağ,  “Doğu ve Güneydoğu’da Hüdapar adındaki oluşum, referanduma evet çıkması durumunda ülkeye Şeriat ve Hilafet’in geleceğini öne sürerek propaganda yapıyor, karşı çıkanları ise dinsizlikle itham ediyor..”

Ardından bazı gazetelerin gündeme getirdiği bir iddia. MİT Başkanının, Katar’da Fetö ileri gelenleri ile görüşmeler yaptığı yolundaki bir haber. Eğer doğruysa, Mart sonuna kalmaz nasıl ki, Meclis Araştırma Komisyonu’nun işi alel acele bitirildi ise, Fetö davaları da hızla bitirilir.

Ve asıl vahim iddiayı Meral Akşener her gün dillendiriyor. Başkanlık sisteminin Apo’nun bir projesi olduğunu ve İmralı ile evet oyu için görüşmeler yapıldığını iddia ediyor Akşener.

Sayın Bahçeli de çıkıp, zorunluymuş  gibi birisinin kuyruğuna takılması “Perinçek ile Recep Tayyip Erdoğan arasında tercih yapacaksak, seve seve Recep Tayyip Erdoğan’ı tercih ederiz” diyor.

Televizyonlarda her akşam programlar yapılıyor. Kimi neden hayır denmesi, kimin neden evet denmesi gerektiğini anlatıyor, ancak enteresandır AKP ve MHP Milletvekilleri bu programlardan özenle uzak duruyor. Sadece Hayır diyen MHP Milletvekilleri ortada ve her gün Hayır’ın Türkiye’nin hayrına olacağını, aksi takdirde bölünmenin kaçınılmaz olduğunu anlatıyorlar.

Kamuoyu Araştırma Şirketleri’nin verilerine bakıyoruz, iktidara en yakınından en uzağına kadar birleşilen ortak nokta, ‘Kafası karışıkların’ sonucu belirleyeceği çizgisinde hemfikirler.

Referandum hayatımızın her noktasında yani kısacası  Ne El-Bab’da verdiğimiz kahraman şehitlerimiz ve yaralılar, ne varlık şirketleri, ne yerelde siyasilerin omuz dalaşları hiç biri ama hiç biri ön plana çıkmıyor.

Ha bu arada, Sayın Cumhurbaşkanı’nın işletmelerden talep ettiği  ‘Fazladan en az birer elemanı Mart Sonuna kadar işe başlatmaları’ çağrısına da büyük bir destek! geldiğinin altını çizeyim.

Sanayi Odası, Ticaret Odası ve OSB Yönetim Kurulu Başkanları, Sayın Cumhurbaşkanı ve TOBB Başkanının ortaya koydukları bu dahiyane reçetenin Türkiye’de istihdam sorununu ortadan kaldıracağını ilan ettiler bile.

Bu çağrıdan önceki SGK’lı sayısını bir köşeye not ettim. Bakalım bu çağrıdan sonra Kayseri’de SGK’lı sayısı ne kadar artacak. Gerçekten kaç işletme ihtiyacı olmadığı halde, kaç kişiyi işe alacak, bekleyip göreceğiz.

Sürekli tekrarladığım bir uyarı ile bitirmek istiyorum bu bölümü;

Yüce yaradan hepimize akıl vermiş, fikir vermiş, idrak gücü vermiş, dil vermiş. Bilim insanları da ülkelerin yönetim şekilleri konusunda  alternatifler  belirlemiş. Bunlar, demokrasi, teokrasi, sosyalizm gibi adlar altında bir çok ülkede uygulanagelmiş, içlerinden en zararsızı, topluma en yararlısı tercih edilmiş.  Yapacağımız tek şey, önce hazırlanan Anayasa Metnini ayrıntılı olarak incelemek. Sonra da, dünyada uygulanan rejim kalıplarının içine tek tek koymak. Gerçekten demokrasi kalıbına uygunsa, tereddütsüz evet diyelim. Ama teokratik bir anlayış dayatıyorsa, tavrımızı gösterelim.

Zira, bu referandum köprüden önceki son çıkış gibi geliyor bana..

TACİZ İDDİASI NE OLDU

Geçtiğimiz Cumartesi köşe yazımda dile getirdim. Alpaslan Mahallesi Farabi Caddesi’nde ‘Okuyucu evi’ olarak faaliyet gösterdiği bilinen bir konutta yaşandığı iddia edilen öğrenci çocuğa taciz iddiasını.

Tacizde bulunduğu bildirilen ev sahibinin, çocuğun yakınları tarafından nasıl hastanelik edildiğini, 15 Temmuz öncesi bu evin Fetö’ye yakın isimlerce Perşembe toplantıları için kullanıldığını, bir belediye başkanımızın da bu toplantıların müdavimi olduğunu..

Bu belediye başkanı aradı,  tacizci olduğunu iddia edilen kişi ile Erciyes’te kayak sırasında tanıştığını, ev toplantısına da bir kez katıldığını söylüyor.

Ama polisten bu konuyla ilgili şu ana kadar bir açıklama gelmedi.

M.K. isimli bu şahıs hakkında ne gibi işlem yapıldı?

Fetö’ye yakın isimlerin çok sık toplandığı iddia edilen bu eve gelen gidenler kimler?

Taciz iddiası doğru mu?

Doğruysa bu evde hala yabancı öğrencilerin kalmasına nasıl izin veriliyor?

Yazarın Diğer Yazıları