Ahmet ZORLU

NEDİR BU SUSKUNLUK?

Ahmet ZORLU

Kayseri'nin yetiştirdiği ve Türk siyasetinde etkin olan Kayseri'den kaç isim sayabilirsin diye sorsalar, iki isim sayarım.
Merhum Turhan Feyzioğlu ve Sayın Abdullah Gül.
Sayın Feyzioğlu yaşamını siyasete adamış biriydi. 3-5 sandalyesi bulunan partisi ile Türkiye'nin en etkin politikacılarından biri olmayı başarmıştı. Kayseri Halkının kendisine sevgisi, saygısı hiç bir zaman eksik olmamıştır.
Sayın Abdullah Gül'de Türk siyasetinde Kayseri'den çıkan ve Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığının yanısıra uzun süre bakanlık yaparak, Türk Siyasetinin önemli kilometre taşlarından biri haline gelmiştir.
Ancak, Türk Milleti'nin bu kadar uzun süre güvenine mazhar olmuş bir isme, yaşanan tüm olumsuzlukları Köşkünün Balkonundan seyretmek yakışmıyor.
Cumhurbaşkanlığı Makamında iken yaptığı ender açıklamalarda çok sık dile getirdiği bir gerçek vardı. 
Diyordu ki, 'Bu Anayasanın Cumhurbaşkanına tanıdığı yetkiler çok fazla. Cumhurbaşkanlığının yetkilerinin yeniden düzenlenmesi lazım.."
Şimdi, koltuğu bıraktığı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, kendisinin daha geniş yetkilerde donatılacağı, 'Tek karar verici' olacağı bir sistem konusunda, Başkanlık sistemi konusunda ayak diretiyor.
Adına da 'Yerli ve Milli' başkanlık sistemi diyor.
Sadece bu kadar mı, Türk Ekonomisi bırakın yerinde saymayı geri geri gitmeye başladı. Dış Politikamızın hali içler acısı. Katar ve Suudi Arabistan'ı saymazsak, Dünyanın öteki ucundaki ülkelere gidebiliyor artık bizi yönetenler. Ama orada bile yuhalanır hale geldiler.
Bütün bu karamsar manzara, bu ülkede yaşayan herkesin tavır koymasını, yanlışa yanlış demesini, doğruyu da alkışlamasını gerektirir.
Hele bu ülkede yıllarca bakan, bir süre Başbakan ve bir Dönem de Cumhurbaşkanı olarak görev yaptıysanız.
Bu konuda sessiz kalmak, yaşananları bir kenardan seyretmek, nemelazımcı bir tavır ortaya koymak, geçmişte bu milletin güvenine mazhar olmuş bir isme yakışmaz.
Ak Parti iktidarı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan kadar, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener gibi isimlerin verdiği söz ve taahhütler sayesinde bu kadar güç kazanmıştır.
Bu millet zor zamanda, 'Ne haliniz varsa görün' diyerek köşelerine çekileceklerini bilseydi bu isimlere bu kadar itibar eder miydi.
Abdüllatif Şener, kendisine yönelik tüm kısıtlamalara rağmen, inandığı doğruları her fırsatta dillendirmeyi başarmış biridir. Sayın Arınç da, bazı yanlışlıkları kısık sesle de olsa seslendirmeye başlamıştır.
Ama Sayın Abdullah Gül'ün yaşananlar konusundaki düşüncelerini bu millet çok merak etmektedir.
Hayır belki Sayın Gül'ün görüşüne göre, güzel bir konuma gelmiştir, getirilmiştir Türkiye. 
Sayın Gül böyle de düşünüyor olabilir. En azından çıkıp, 'Sayın Erdoğan ve ekibi iyi yoldadır. Güvenim tamdır. Güzel gelişmeler olacaktır' dese, millet anlayacaktır Sayın Gül'ün yaşananlarla ilgili düşüncelerini.
Ama o da yok.
Sağır ve dilsizleri oynamak, belli dönemlerde, belli insanlara yakışmayan bir durumdur.
Türkiye bir iç savaşın içerisinde, sınırötesi bir savaşın da eşiğindedir.
Millet, fütursuzca yapılan zamlar, durgun piyasa, gerileyen ihracat kıskacında inim inim inlemektedir.
Böylesi bir dönemde, bu milletle geçmiş dönemde akit yapan insanların, "Hele biraz daha işler kötüye gitsin, sonra çıkarız, sonra bakarız' diyerek, pusması, milleti değil, kendi geleceğini düşünmek ile eş anlamlıdır.
Unutulmasın ki, Yüce Peygamberimiz, "Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır." diye buyurmuştur.
Bu nedenle, Türkiye'nin geleceğini, çocuklarının geleceği için bile olsa düşünen herkesin, ama herkesin tavrını ortaya koyması, doğruya, doğru, yanlışa yanlış, yalana yalan demesinin tam zamanıdır. 
Aksi takdirde yarın çok geç olabilir.
Konuşsanız bile sesiniz millete ulaşmayabilir.

Yazarın Diğer Yazıları