MÖNÜ..
Ahmet ZORLU
Beştepede 30 Ağustos Resepsiyonu var.
Onbinlerce isimsiz Kahraman’ın kanıyla, canıyla kurtarıp bize hediye ve miras bıraktığı Aziz Devlet’i yönetenler, bu onur gününü şaşaalı bir resepsiyonla kutluyorlar.
Kimler yok ki.
Sağ Seçmenin umut bağladığı İyi Parti Genel Başkanından tutun da, Türkiye’de laik, demokratik, çağdaş hukuk devletini rotasından çıkaran, bu ucube sistemin ülkemize kazandırılmasına! büyük emek ve çaba veren MHP Lideri Bahçeli’ye kadar.
Bahçeli demişken, herhalde 2019, 30 Ağustos Resepsiyonunu da, Malazgirt Zaferi Resepsiyonu ile birleştirerek Ahlat’taki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde yaparlar.
Ne de olsa, Ahlat’taki Sarayın fikir babasıdır kendileri.
Anadoluda, seyahatten dönenlere ‘Yediğin içtiğin senin olsun, ama gördüklerini anlat’ derler.
Ama, bu resepsiyonda yenilen ve içilenlerden bahsetmezsek olmaz.
İçeceklerden başlayalım isterseniz;
1) 1)Ejder Meyveli Smoothie (Chia tohumu eşliğinde),
2) Efuli (Liçi meyvesi eşliğinde),
3) Aloevera (Starex meyvesi eşliğinde),
4) Orman Meyveli Special,
5) Bahçe Naneli Limonata,
6) Taze Sıkılmış Portakal,
7) Taze Sıkılmış Greyfurt,
8) Taze Sıkılmış Havuç,
9) Taze Sıkılmış Elma.
Gördüğünüz gibi, alkollün zerresi yok, ama israfın her türlüsü var içecek mönüsünde. Birinci Kalemde yer alan Ejder Meyveli Smoothie’yi tarif edeyim diyecektim ama özetlemem daha doğru olur.
Tropikal meyvelerin suyundan yapılıyor ve bir bardak içecek için 120 Tl’lik tropikal meyve kullanmak zorundasınız.
Yiyeceklere gelince, onlar biraz daha milli ve yerli;
1) Pataşur (ne demekse) içerisinde Çerkez Tavuğu,
2) Zencefilli Somonlu Suşi,
3) Tartalet içerisinde Antakya usulü Humus,
4) Susamlı Levrek Simidi,
5) Aydın usulü kuzu çöp şiş.
İtibarın israfı olmaz penceresinden baktığınızda mütevazi bir mönü.
Ammmaaaaa, tablo hiç de öyle değil.
Yönetenlere göre, paramızın dış güçlerce kemirilip yok edildiği bir dönemde, zamların yağmur gibi yağdığı günlerde, vatandaşın adını bile bilmediği yiyecek ve içecek mönüsünü milletin gözünün içine sokmak, haberleştirip görkemi, şaşaayı, israfı ön plana çıkarmak, sonradan görmeliğin, aczin, millettanımazlığın, toplumla alay etmenin özet halidir.
Unutmayalım Beyler, Lale devri 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça antlaşması ile başlayıp 1730 yılında Patrona Halil İsyanı ile sona eren 12 yıllık bir dönemdir.
Bilmeyenler için bir hatırlatma;
Lale Devrinde, “Halkın büyük bir kısmı zor durumdayken İstanbul'da bazı devlet büyüklerinin rahat bir yaşam sürdürmeleri, eğlenceye düşkünlükleri huzursuzluklara sebep oluyordu.İran savaşı sırasında Sultan'ın, fethedilmiş kaleleri para karşılığı sattığı söylentisi üzerine, halktan Sultın'ın sefere çıkması isteği gelmişti. Sultan III. Ahmet, göstermelik bir sefer alayı düzenler. Akşam olunca kayıklarla saraya geri dönülür. Bu durumun anlaşılması bardağı taşıran son damla olur.İsyanın lideri Arnavut asıllı bir yeniçeri olan Patrona Halil aynı zamanda Beyazıt Hamamı'nda tellaklık yapıyordu. Asilerin isteği üzerine Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilerek cesedi isyancılara teslim edildi. Padişah III. Ahmed tahttan indirildi ve yerine I. Mahmud getirildi.”
Yani halkından kopuk olmanın, halkın sefaletini görmemezlikten gelmenin, halkı kandırmanın bir bedeli vardır.
Papatya Devri ise yakın Cumhuriyet dönemimizin iktidar partisi ANAP’ın yaşattığı bir dönemdir. Merhum Özal’ın yakın çevresinden başlayıp ülkeye halka halka yayılan, toplumdan kopuk lüks ve görkem hastalığı, Özal iktidarının sonunu getiren bir olgu olarak siyasi tarihte yerini almıştır.
Herhalde tarih, bu günkü iktidarın ülkeye yaşattığı bu dönemi yazarken, ‘Köşk ve Saray’ dönemi olarak kayıt edecektir.
Ve bir de hatırlatma;
Tarih yazılırken liderler, ülkesi, milleti için yaptıkları ön plana çıkarılarak yazılır.
Yine tarih yazılırken, ülkesini, milletini yok sayarak keyfince yönetenler ise hiç mi hiç iyi anılmaz, tarih kitaplarında.