1 MAYIS ÜZERİNE..
Ahmet ZORLU
Eğer bir ülkede işveren, sözleşme dönemlerinde veya canı istediğinde çalışanlarını toplayıp, “Şunu unutmayın, her birinizin dışarıda 10 tane alternatifi var, kuralları ihlal edeni kulağından tutup kapıya koyar, dışarıda bekleyen alternatiflerinizden birini işe başlatırım” diyebiliyorsa o ülkede, sendikal hak, çalışma barışı, alın teri, 8 saatlik iş günü, sosyal haklar, senelik izin gibi kavramları unutun..
Yine eğer bir ülkede, idare işverenin bir dediğini iki etmiyorsa, ülkenin meclisinde işçi sınıfının, ezilenlerin, işsizlerin haklarını savunacak bir tek milletvekili yoksa, o ülkede iş güvencesi, grev hakkı yerine, istihdam büroları, taşeron işçilik, kiralık işçi, fıtratında vardır, bir kilo şeftali mi, bir kilo demir mi gibi zihinleri bulandıran kavramlar her zaman gündemdedir.
Türkiye, yukarda sıralamaya çalıştığım, işçi aleyhine olan tüm olumsuzlukların bir arada yaşandığı bir dönemde 1 Mayıs’ı kutladı.
Daha da vahimi nedir biliyor musunuz. Neredeyse bir işçinin bir işsize eşitlendiği bir dönemde, 1 milyon üniversite mezununun iş aramaktan ayaklarına kar sulan indiği, psikologların çaycılık, öğretmenlerin pazarcılık yaptığı bir Türkiye’de kutlandı 1 Mayıs..
Taşeron işçilik felaketi, asgari ücretin düşüklüğü ve sendikalaşma oranındaki kara tabloya bir de kıdem tazminatı hakkını kısıtlayıcı düzenlemeler eklenmeye çalışılıyor iktidar edenler tarafından.
Türkiye'de yaşanan işsizlik, iş kazası nedeni ile gerçekleşen ölümler ve kayıt dışı istihdam ana sorunlar olarak varlığını sürdürse de, bu “emeğin en yüce değer” olduğu gerçeğini hiçbir zaman değiştirmeyecektir.
İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre; 2016 yılında 1970 işçi çalışırken yaşamını yitirdi ve Türkiye tarihinde en çok işçi ölümü geçen yıl gerçekleşmiş oldu. Yaşamını yitirenlerin 1682'si işçi ve memur, 288'i ise çiftçi ve esnaf. En güvencesiz işçi bileşenleri olarak 56 çocuk, 110 kadın ve 96 göçmen işçi hayatını kaybetti.
Ölümlerin en çok gerçekleştiği iş kolları şöyle; 442 inşaat, 389 tarım, 265 taşımacılık, 124 ticaret /büro,109 belediye, 96 metal ve 73 maden.
Avrupa İstatistik Kurumu, AB üyesi 28 ülkenin 22'sinde 1 Ocak 2017 tarihi itibarıyla asgari ücret olduğunu, Danimarka, İtalya, Güney Kıbrıs, Avusturya, Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde ise ulusal asgari ücretin olmadığını selirtiyor. AB üyesi ülkeler içinde en az asgari aylık maaş 235 Euro ile Bulgaristan'da verilirken, en çok asgari aylık maaş verilen ülke 1.999 Euro ile Lüksemburg oldu. Türkiye'de asgari ücret bugünkü kura göre yaklaşık olarak 363 Euro. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 1.481 TL, yoksulluk sınırının 4.823 TL olarak hesaplandığı bir ülkede asgari ücretin 1.404,06 TL olarak tespitinin bir izahı yoktur.
Yukarıdaki tabloya; taşeron işçilik felaketini, asgari ücretin net 1.404,06 TL olduğunu, sendikalaşma oranında OECD ülkeleri arasında sonuncu olduğumuz ve bu günlerde kıdem tazminatı ile ilgili yapılması düşünülen yasa değişikliği ile kıdem tazminatı hakkının da kısıtlanmaya çalışıldığı gerçeğini de ekleyince, Türk işçi sınıfı için durumun vahameti ortaya çıkmaktadır.
Gelinen bu noktada, 1970’li yıllarda başlayan ve her geçen gün etkisini artırarak sürdüren, kapitalist sistemin işçi sınıfı üzerindeki karalama politikalarının büyük bir rolü vardır.
1 Mayıs’tan başlayacak olur isek, ‘Yıllardır 1 Mayıs Birlik ve Dayanışma Günü, Komünistlerin Türk Milleti üzerine bir oyunu olarak sunuldu. 1977 yılında Gösterici İşçiler üzerine 5 Yıldızlı otelden açılan ateş, işçi sınıfının bilinçlenmesinin önüne geçmeye çalışan güçlerin bir tezgahıdır.
Daha sonra Sendikacılık kötülenmeye, karalanmaya başlandı. Kurulan sarı sendikalar, işçinin değil işverenin çıkarını ön planda tutarken, geçimlerini de işçinin maaşından kırpılan kesintilerle sağladı.
Alın terinin kutsallığı bir yana bırakılarak “Adamın ekmeğini yiyorsun” türü absürt kavramlar yerleştirildi işçi sınıfının beynine.
Emek, Barış, Özgürlük gibi kavramlardan öcü gibi korkan bir işçi sınıfı yaratıldı.
Buna bir de yüksek oranlı işsizlik eklenince, karın tokluğuna çalışacak iş bulabilmek bile başarı sayıldı.
Ve bu kavramlar Türkiye İşçi Sınıfını bitirdi.
Artık ayakta kalmaya çalışan sendikalar, kalan üyelerinden de olmamak adına, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde boş kağıdı işverenin önüne koyuyor ve onun karaladığı değerlerlere Evet demek zorunda kalıyor.
Böylesi bir dönemde kutlanmaya çalışıldı 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü.
Kutlu olsun..