KUTLU OLSUN
Ahmet ZORLU
Ulusal Egemenliği, Milletten alıp bir kişiye veren Yeni Anayasanın kabulünün ilk haftasını geride bıraktık dün.
Ne kadar ilginç bir zamanlama dün, yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah arkadaşlarının can vererek, kan dökerek kazandıkları Türkiye Cumhuriyeti’nde Ulusal Egemenliğin bir kişiden alınıp millete verilmesinin de 97’inci yıldönümüydü.
Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, tek kişi yönetimine son verilmiş, milletin temsilcileri Ankara’da bir araya gelerek, başta kurtuluş savaşını, sonra da ülkeyi yönetmek üzere, bir dizi görev üstlenmiştir.
Ne acıdır ki, bir hafta önce içi boşaltılan Ulusal Egemenlik için çıkıp dün törenlerde nutuk atanlar oldu.
Okullarda, meydanlarda, stadlarda, salonlarda kutlandı artık kalmayan egemenlik hakkımız..
Şimdi içinizden bazıları, “Yahu vekil sayısı 600’e çıktı. Güçlü bir meclisimiz var” diyecektir.
Ama biliyor musunuz Sevgili dostlar, o 600 kişilik meclis hükümetin çalışmalarını bile denetleyemeyecek, bol bol nutuk atılan ama hiçbir yaptırım gücü olmayan bir meclis olacaktır.
Neden mi meclis etkisizleştirildi?
Tek bir örnek;
AKP Hükümeti’nin ilk yıllarında, ABD Emperyalizmi Irak’a el koymaya karar vermiş, bizim topraklarımızı kullanarak işgal planını hazırlamıştı. Coniler geldi, sınır bölgelerinden, dolarla kiralarını peşin ödeyerek topraklarımızı kiraladı. Ama izin konusu meclise gelince, Yurtsever Milletvekilleri ‘Hayır’ dediği için ABD emperyalizmi topraklarımızı pis çizmeleri ile kirletemedi.
Bir hafta önce kabul ettiğimiz Yeni Anayasa’dan sonra sonra, yurtdışına asker mi gönderilecek, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yeterli, dış ülkelerle anlaşma mı imzalandı, onaylanması için meclise gerek yok, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yeterli. Başka ülkeye savaş mı açacaksınız, meclise gerek yok Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yeterli. Belde ve İlçe Belediyelerini, il belediyelerinin Şube Müdürlüğüne mi dönüştürmek istiyorsunuz, Meclise gerek yok, kararname yeterli olacak.
Yukarıdaki örnekleri iç ve dış kararlar için çoğaltmak mümkün.
Daha da vahimi, Türkiye gereksiz savaşa sürüklendi, ekonomi battı, milli değerlerimiz emperyalist ülkelere satıldı diyelim.
Bunları yapanlar hakkında hiçbir şekilde yargılama imkanı yok.
Yani Partili Cumhurbaşkanı ve kurduğu kabinenin dokunulmazlığı olacak.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulması döneminde, Saray Yönetimi, yani Padişah Vahdeddin Osmanlı ve kendi geleceğini İngiltere’nin emrine sunmuştu.
Ama Gazi Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları bir avuç yurtsever ile birlikte Samsun’dan başlayarak önce milleti uyandırdı, sonra da Vahdeddin’i de İngiliz teknesiyle, kölesi haline geldiği İngiltere topraklarına gönderdi.
Ta o günden İngiliz emperyalizmi ve diğer emperyalist ülkeler, çoğulcu yönetimleri kontrol etmenin zorluğunu bilerek, ülkenin değişik coğrafyalarında isyanlar tertipledi..
Meclisin kurulmasına karşı İstanbul Hükümetince çıkarılan ayaklanmaları;
Anzavur isyanı.
Kuvay-i inzibatiye ayklanması(hilafet ordusu)
İstanbul hükümeti ve işgalci devletlerin kışkıtmaları ile çıkan ayaklanmalar.
Bolu Düzce ,Hendek,Adapazarı ayaklanması.
Yozgat ayaklanması.
Konya ayaklanması.
Şeyh Eşref ve Koçgiri ayaklanması.
Urfa Milli Aşiret isyanı.
Azınlıkların çıkardığı ayaklanmalar
Ermeni İntikam alayları(Adana ve Doğu Anadolu).
Doğu Karadeniz’de Rumlar tarafından çıkarılan Pontus isyanı.
Kuvay-ı milliye yanlısı olup sonradan ayaklananlar şeklinde sıralayabiliriz.
Bu ayaklanmalar ve isyanlarla tek tek mücadele etmek zorunda kalan Meclis, bir yandan da Kurtuluş Savaşı’nı yürütmüş ve Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşması noktasında büyük bir özveri ortaya koymuştur.
Emperyalizm, 97 yıl sonra, isyanlarla açılmasını engelleyemediği Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, milletin oyları ile sembolik hale getirmeyi başarmıştır.
Kutlu olsun..