KOPYACILIK..
Ahmet ZORLU
Başbakan Binali Yıldırım’ın, Pazartesi akşam saatlerinde gündeme getirdiği ve geniş toplum kesimlerine dokunan uygulamalarla ilgili yorumları izledim gün boyu.
2017 Haziran’ı öncesine gittim.
CHP Kurmayları 3 ana proje açıklamışlar ve iktidar oldukları takdirde bu projeleri takvim vererek hayata geçireceklerini bildirmişlerdi.
Neydi o projeler hatırlayalım;
Asgari ücret 1500 lira olacak, taşeron sorunu kadro verilerek çözümlenecekti.
Emekliye dini bayramlarda birer maaş tutarında ikramiye verilecekti.
Merkez Türkiye Projesi ile Anadolu ayağa kaldırılacaktı.
İlk ikisi, milli gelirin tabana yayılması, diğeri ise üreten Türkiye’ye yeniden geçme adına umut verici projelerdi.
Merkez Türkiye Projesinin açıklandığı günlerde ilk tepki dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’ndan geldi ve “Bizim projemizdi bu bizden çaldılar” dedi.
Merkez Türkiye Projesi, bir Anadolu Kentini odak alarak planlanmıştı. 55 milyar dolarlık bir yatırım öngörülüyordu. İçinde üretim vardı, istihdam vardı, ihracat vardı.
Davutoğlu gitti, Binali Yıldırım geldi o da 24 Haziran’da gidiyor. Ama Merkez Türkiye Projesi bir daha gündeme gelmedi. Bir CHP yöneticisi de çıkıp, “Hani sizin projenizdi, niye yatırıma başlamıyorsunuz?” diye sormadı.
Bu üç temel taahhüdün diğer ikisine ise Haziran seçimlerinden önce iktidar çevreleri “Kaynak nerede?” diye karşı çıkmış ve AKP ilk kez tek başına iktidar olamamıştı, hatırlarsınız.
Yedek Kulubesinden Sayın Devlet Bahçeli, üzerine düşeni yaptı ve kendisine yapılan ‘Başbakan sen ol’ teklifini bile kabul etmeyerek, Türkiye Kasım’da yeni bir seçime gitmeye karar verdi.
Kasım seçimleri öncesi baktık ki, Asgari ücret konusunda AKP ilk kez 1400 rakamını telafuz etti, 1500 demedi ama, asgari ücreti 1400 liraya yükseltmek zorunda kaldı. Taşerona kadro sözü verdi, epeyce zamana oynamasına rağmen bunu da yüzde 60 oranında gerçekleştirdi.
Bir yandan da terör kontrolden çıkınca vatandaş ekonomik sıkıntılarını bir kenara atarak güvenlik endişesiyle yeniden AKP’yi tek başına iktidar yaptı.
O günlerde sohbet ettiğim bir çok emekli, 2 dini bayramda iki ikramiye fikrine şiddetle karşı çıkıyor, “Kaynak nerede, nasıl ödeyecekler” sorusunu soruyordu.
Hatta bir emekliye sordum Hizarın seçimleri sonrası, “CHP iktidar olur da iki dini bayramda iki maaş ikramiye verirse heralde almazsın bu durumda” diye.
Verdiği cevap hayli ilginçti;
“Niye almayayım canım..”
Sayın Başbakanın önceki akşam saatlerinde açıkladığı ekonomik pakette, emekliye 2 dini bayramda 1000’er lira ikramiye sözünü hatırlayınca aklıma 2017’deki tartışmalar geldi.
Dedim ya, hükümetin açıkladığı yeni ekonomik paket, insana dokunan uygulamalar bütünü. Ama içinde üretim yok, istihdam yok, belli toplum kesimlerine verilmiş seçim rüşveti olarak adlandırılabilir.
Mesela, İmar affı ile 10 milyon oy, emekliye verilecek 2 bayramda iki ikramiye ile 12 milyon oy, üniversitelerden kopan koparılanlara getirilen düzenleme ile 1 milyon oy hedeflenmektedir.
CHP, İyi Parti ve Saadet Partisi, AKP’nin bu atağına ayağı yere basan, sosyal dengeyi bozmayacak düzenleme taahhütleri ile cevap vermek zorundadır.
Aksi takdirde, 2 adet 1000 liralık ikramiye ödemesi için emekli CHP’ye teşekkür edecek, oyunu da AKP’ye verecektir.
İktidar Partisi sıraladığı bu taahhütlerle, siyasi popülizmin de ötesine geçmiştir.
Türk siyaseti, “O ne veriyorsa benden bir fazlası” dönemine maalesef geri dönmüştür.
İktidar, bu güne kadar yerden yere vurduğu, siyasi kurumların bol keseden taahhütte bulunma hastalığının pençesindedir.
Ben iktidar partisinden, seçim beyannamesi olarak, üreten, hakça bölüşen yeni bir anlayışın izlerini görmek isterdim.
Mesela yukarda belirttiğim ‘Merkez Türkiye Projesi’ modelinin bir benzeri kalkınma reçetesi beklerdim.
Gelelim, hükümetin aldığı son kararların beni nasıl etkilediği sorusunun cevabına;
Bir emekliyim yılda 2 bin lira fazla alacağım.
İki, vergi borcum var ve yapılandırdığım halde ödeyemiyorum, yeniden yapılandırıp birkaç ay daha nefes alabileceğim.
Yani iki açıdan faydalanabileceğim bir paket.
Ama, popülizm hastalığının ülkeye ve millete verdiği zararları da bu güne kadar yaşayarak izleyen bir gazeteci olarak, karamsarım.