Ahmet ZORLU

KIYAS..

Ahmet ZORLU

15 Temmuz ihanet kalkışması, iktidarların göz yumması ve desteğiyle palazlanıp içimize yerleşen bir ihanet şebekesinin, kendi milletine namlu çevirdiği, bir ihanet kalkışmasıdır. 

Tabii, ABD Emperyalizminin örtülü desteğini de inkar etmemek lazım. 

Ama Kurtuluş Savaşı, Çanakkale Savaşı yedi düvele karşı Türk Milletinin göğsünü siper ettiği, emperyalist işgalcilere dünyayı dar ettiği kahramanlık destanlarıdır. 

O nedenle kıyas yaparken dikkatli olmamız gerekir. 

Çanakkale Savaşı’nda, Kurtuluş Mücadelesinde cephedeki askerin ayağındaki çarık yırtık, sırtındaki askeri üniforma lime lime, yemek saatlerinde yağsız buğday çorbası bile lüks sayılıyordu. 

Buna karşı, ülkeyi işgale gelen askerler o günün tekniğinin ürünü silahlarla, toplarla  dayanmışlardı ülkemiz topraklarına. 

Mesela Birinci dünya Savaşı’ndan başlayalım. 

Tam 4 yıl, çaresizliğin pençesinde kıvranan bir ülkenin,  4 yıl savaştığını bir düşünün. 

Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen, Makedonya, Galiçya, Romanya Cephelerinde kan ve ateş içinde 4 yıl. 

İtilaf Devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.  

Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ı Rus ordusundan almak için savaştık. 90 bin asker  donarak şehit oldu. Lojistik destek gelememişti çünkü. Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler. Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek ölüm uykusuna daldı.  

Bir daha uyanmadılar… 

Çanakkale Cephesi. Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu. 
253 bini asker, gerisi sivildi. Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler. 
Bir de o dönem dört  lisenin mezun veremediğini. Kayseri Lisesi, Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri. 
Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi. Dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler. Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale’de yatıyorlar! 

Ve Kurtuluş Savaşı. Doğu Cephesi’nde Ermenilerle, Güney Cephesi’nde Fransızlarla savaştık. Doğu Anadolu tamamen kurtarıldı, TBMM resmen tanındı. Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık.. Şehirlerimize; Gazi, Kahraman, Şanlı isimleri verdik. 

Batı Cephesi daha kanlıydı. 

1. ve 2. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Savaşı yaşandı. Sakarya Savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi. İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi. Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu , “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum..” diyerek başlattı. 

Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra, “İlk hedefiniz Akdeniz ileri” dedi. 

Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı, İzmir düşman işgalinden kurtarıldı. Batı Anadolu düşmandan tamamen temizlendi.Konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar… 

Kurtuluş Savaşı da 4 yıl sürdü. 16 mevsim, 208 hafta, bin 460 gün… 

Binlerce şehit verdik. O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü. 

Aradan yıllar geçti.. 

Emperyalizm, Anadolu İnsanından aldığı darbeyi hiçbir zaman unutmadı. 

Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak adına hep çalıştı. 

Ermeni Terörü, PKK Terörü dedi, askeri  darbelerle istikrarsızlığı hep körükledi. 

Çünkü onların amacı, Türkiye’yi önce demokrasiden uzaklaştırmak ve ülkenin kaderinin tek adama emanet edilmesiydi. 

Zira bir meclise yanlış yaptıramazsınız, ama bir lideri etki altına almak için çeşitli yollar vardır. 

Fetullahçı Çeteyi musallat ettiler ülkenin başına. 

Fetullahn Çetesi 1980 öncesi filizlendi, 1980 sonrası palazlandı, mevcut iktidar döneminde meyve veren bir ağaç oldu. 

Önce Yargı yoluyla tasfiye etmek istediler, demokratça düşünenleri. 

Büyük ölçüde başarılı da oldular. 

Sonra kurumları ele geçirerek ülke yönetimine sahip olma yolunu denediler. 

Sonunda, kendilerini besleyip büyüten, tosuncuklar haline getiren iktidara darbe yaptırmaya kalkıştılar. 

O nedenle, Türk Tarihinin şanlı sayfalarında yer bulan bu zaferler serisini, bir avuç hainin kalkışmasının bastırılması ile özdeşleştirmek, tarih bilmemektir, geçmişe saygısızlıktır. 

Elbette, 15 Temmuz Kalkışması karşısında Türk Milleti’nin ortak duruşu inkar edilemez büyüklükte övgüyü hak etmiştir. 

Elbette Türk Milleti’nin demokrasi konusundaki kararlı duruşu her türlü takdirin üstündedir. 

Ama şu gerçeği de hepimizin görmesi gerekir. 15 Temmuz ihanetini planlayanlar Türkiye’de demokrasiyi ortadan kaldırmak istediler.. Amaçlarına da ulaştıklarını inkar edebilirmiyiz? 

20 Temmuz 2016’dan bu yana ülkemiz, OHAL Şartlarında yönetilmektedir. 

Ohal kararnameleri ile yargıda hak arama imkanları bile neredeyse askıya alınmıştır. 

Enteresan olan, 15 Temmuz ihanetinin her ayağı ortaya çıkarılmasına rağmen, siyaset ayağı adeta himaye edilmekte, koruma şemsiyesi altında tutulmaktadır. 

Oysa biz 15 Temmuz 2016 gecesinden itibaren meydanlarda demokrasi nöbeti tuttuk, demokrasiye sahip çıktık. 

15 Temmuz 2017’de ülkeyi yönetenlerden de demokrasiyi talep etmemiz gerekir. 

Onlar ise, OHAL’in 3 ay daha uzatılacağını, müjdeli bir haber gibi vermekte beis görmüyorlar Türk Milletine. 

Ben yönetenlerin fetö ile mücadele konusundaki samimiyetine, kendi içlerindebu hain yapıyı elleriyle besleyenleri yargı önüne çıkarmadıkları sürece, sahip çıktıklarını söyledikleri demokrasiyi köklü bir kurum haline getirecek düzenlemeleri meclise getirmedikleri sürece inanmıyorum, inanmayacağım. 

Yazarın Diğer Yazıları