KİLCİ- ELİTAŞ
Ahmet ZORLU
Gazetecilik Mesleğinde 40. yılımdayım.
20 Yıla yakın zamandır da emekliyim.
Ama herhangi bir kurumda aktif çalışmamakla birlikte her sabah, mesai saati kavramını da dikkate alarak çıkarım evden.
Kirasını cebimden ödediğim büroma gelirim, okur, araştırır, notlarımı alırım.
Bu bilgileri neden verdiğimi söyleyeyim..
Kayseri'de bu gün ve dün aktif siyaset yapanların, kurum yönetenlerin, gazetecilik yapanların dününü, bu gününü iyi bilir, yarınları ile ilgili de o nedenle rahat tahmin yaparım.
Günümüzde aktif siyasette olanları ikiye ayırmak mümkündür.
Birinci grupta ve ağırlıkta 'Her devrin adamları' vardır. Onlar için iktidara gelen düşünce önemli değildir. İktidar olması ve güçlü olması yeterlidir. Dün Ecevit'i, Türkeş'i, Erbakan'ı omuzlamaları, bu gün ise Recep Tayyip Erdoğan önünde reverans yapmaları sadece ve sadece kendi gelecekleri içindir. Bunlar siyaseti paraya, güce tahvil etmekte mahirdirler. Gelenin keyfi için geçmişe sövmekte beis görmezler. Onlar için tek geçerli değer saadet zincirinin bir parçası olmaktır. Omuz verdikleri lider teklemeye başlayınca da gemiyi ilk onlar terkeder, gelen ilk kurtarıcı filikaya kapağı atarlar. Aziz Nesin onları tek isim altında toplamış ve 'Zübük' demiştir bu tipler için. Yalan, iftira, milleti galeyana getirme, bürokrata baskı yapma, beğenmediği insanları harcama, bunların en temel meziyetlerinin başında gelir.
İkinci gruptaki siyasiler, inançlı insanlardır. Eğer ülkenin geleceğini sosyal demokraside görüyorlarsa, lider değişse bile o anlayış için karınca kararınca çaba gösterirler. Eğer Türkiye'nin sağ iktidarlarca kurtulacağına düze çıkacağına inanıyorlarsa da yine sessiz ve sakin biçimde vatandaşlık görevlerini yerine getirirler. Eğer inandıkları siyasal hareketin kendilerine verdiği bir yöneticilik görevi varsa, onu yaparken de hizmetle yükümlü kılındıkları insanların kafasının içine bakmaz, herkesi bu ülkenin öz evladı olarak tanımlar, büyük kayıpları bile göze alarak 'Doğru' bildiklerini söylemekten çekinmezler. Bu yüzden, fırıldak kesim onları hep önlerinde engel olarak görürler ve yeri geldiğinde harcamak için ellerinden geleni yaparlar.
Ben Mustafa Elitaş adını ilk duyduğumda, sol görüşlü biri olarak düşmüştü bilgisi kayıtlarıma. Baktı solda hayat yok. ANAP'ta hizmete başlamış, karşılığında Kocasinan Belediye Başkan adayı gösterilmiş, ancak kazanamamıştı seçimleri. Sonra birden bire Refah Partisi'nin önde gelen isimlerinden biri olarak siyaset yelpazesinde bir savrulma yaşadı. Ve en sonda ikbali, istikbali Ak Parti'de gördü, kapağı oraya attı. Yani, her anlayışın değer yargısını tattı, hayal edemeyeceği görevleri, yetkileri AKP'de elde etti ve gelecek için tehlike olarak gördüğü kişi ve kurumlarla mücadelesini orada sürdürdü. Kayseri Şeker Yönetimi ile baş edemediği için yasa değişikliği bile yaptırdı partili arkadaşlarına.. Şeker'e açılan kredinin nasıl dondurulduğu, operasyonlar, sonrası kumpaslar, adalete ayar verme girişimleri gibi konulara girecek olursam, köşe yazısı değil, kitap yazmak gerekir.
Yine ben Hasan Ali Kilci'yi ülkücü biri olarak tanıdım. Zaman zaman gençliğinden yansıyan bazı ihtilaflı konular noktasında hep kendisine uzak durdum. Ama Kayseri Ticaret Odası Başkanı olduktan sonra daha yakından izleme imkanım oldu. MHP'nin koalisyon ortağı olduğu bir dönemde bile Ticaret Odası Başkanı olarak belediye seçimlerinde Kayseri'de AKP adaylarını destekleyeceğini deklare edecek ve partisini karşısına alacak kadar kendi doğruları olan bir isimdi. Oda yönetiminde CHP'lisi, AKP'lisi, MHP'lisi vardı. Kadrosunu siyasi anlayışlarına göre değil, kurumun verimliliğine göre oluşturmuştu. Her kesimle dirsek teması vardı. Kayseri'nin değerleri olan sucuk-pastırma ve mantıyı Türkiye Pazarında iyi bir yere getirmek için elinden gelen çabayı gösterdi. Zorlu Yıllar kitabımda da belirttiğim gibi, Kayseri Ticaret Odası, Hasan Ali Kilci döneminde yıldızlaştı, Kayseri'nin gelişmesinde, tanıtımında ön plana çıktı..
Şimdi bu iki isim, bir konuda karşı karşıya geldi.
Geçenlerde Mustafa Elitaş'ın bir tv kanalına bağlanarak yaptığı açıklamaları da izledim, Hasan Ali Kilci'nin basın toplantısında söylediklerini de dinledim.
Sayın Elitaş, benim bildiğim bir gerçek var ki. Gerek Hasan Ali Kilci, gerekse Vedat Ali Özışık ve 50 dolayında sanık Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı ile beraat ettiler. Ama sen, bu canlı bağlantıda beraat etmediklerini iddia ederek Kayseri Halkı'nı salak yerine koydun. Eğer gerçekten beraat etmediklerini iddia ediyorsan yaptığın adliye ziyaretinde bu kararın bir örneğini de alsaydın keşke yanına.
Ve yine benim bildiğim, senin ve Sayın Karayel'in bizzat özel olarak seçilmelerine katkı koyup Kayseri Şeker'e yerleştirdiğiniz 3 Birim müdürü, bunlardan biri de genel müdür, şu anda Fetö'den tutuklu. 3 Birim Müdürü ise aynı suçtan tutuksuz yargılanacak. Senin bizzat Kayyum Başkanı olarak görevlendirilmesini sağladığın (Bunu Sayın karayel söyledi, Elitaş ile kafa kafaya verdik konuşması) Hüseyin Akay hakkında yurtdışına çıkış yasağı var. Ve sen, bu günün Ticaret Odası Başkanı ve arkadaşları gözaltında iken, Kayseri Adalet Sarayı'na ziyarete gidiyorsun, ikinci gün bu isimlerin büyük bölümü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Ayrıca Ergenekon-Balyoz gibi Fetö yanlılarının dürüst insanları içeri tıktıkları bir dönemde Ali Hoca ile yaptığın 'Yargı' konulu telefon konuşmanı bi Kayseri ezberledi. Son adliye ziyaretinden sonra, yandaş medyanın kalemşörleri bile isyan etti senin yaptığına ve iktidar yanlısı yayın organlarında 'Adalete ayar veren adam' ilan edildin. Yetmedi, şehit cenazesinde vatandaşın tepkisi ile karşılaştın..
Ve son bir gözlem;
Dün vasıflı yerel gazetelerin tamamını masaya koydum. 14 gazetenin 5 tanesi Sayın Hasan Ali Kilci'nin yaptığı açıklamaları ya hiç görmedi, ya da birinci sayfadan vermedi. 9 Tanesinin 'Yandaş' olanları da bir sütunla geçişçtirdi işi. 3 gazete ise geniş yer ayırdı. Enteresan noktada burada zaten. Bu gazetelerden birinin sahibi, 'dostum' dediğin ve haftada bir ziyaret ettiğin işadamına ait. Bir diğeri, Ülkücü Menşeili olarak bilinen ve Kayseri Şeker ile Ticaret Odası'ndan geçmişte iyi işler alan birine ait. Bir üçüncüsü de... Neyse onun kim olduğunu hiç yazmayayım..
Sonuç;
Dedim ya, Kayseri'de 40 yıl kalem sallarsanız bir konuda yorum yaparken, yoruma konu kişinin Cemazül-evvelini de bilir, ona göre değerlendirmelerde bulunursunuz.
Ve galiba, dost, gerçek dost, ikiyüzlü olmayan insanları tanımak için de kim olursanız olun, böylesi süreçler yaşamalısınız..
NOT; Gönül köprüsü başlıklı yazımla ilgili AKP İl Başkanından bir mesaj geldi. Şırnak gezisi için Kayseri'deki il başkanlarını bizzat arayıp davet ettiğini ama gelmediklerini söyledi. İkinci konu da yine aynı yazıda bahsettiğim hastane Kayseri Nimet Bayraktar Ağız ve Diş Sağlığı Merkezidir. Erciyes Üniversitesi ile ilgisi yoktur.