KEŞKE..
Ahmet ZORLU
Keşke, referandumda tarafların biri yüzde 80 alsaydı ve sonuçlar şaibe tartışmaları ile gölgelenmeseydi..
Keşke, Yüksek Seçim Kurulu, Seçim kanununda ve kendi yönetmeliklerinde açık açık belirtildiği halde, yüzbinlerce mühürsüz oyu geçerli sayarak Türkiye’yi bir tartışma ortamına sürüklemeseydi.
Keşke, kullanılan mühürsüz oylar, sandık açıldıktan sonra mühürlenirken çekilen görüntüler hakkında anında işlem yapılsaydı..
Keşke, 16 Nisan Referandumuna taraflar eşit şartlarda girebilseydi.
Keşke, referandum gecesi Atatürk’ün kurduğu Devletin Anadolu Ajansı manüplatif sonuçlarla milletin kafasını bulandırmasaydı..
Keşke, referandum mitingleri devlet imkanları kullanılarak yapılmasaydı..
O zaman dün sabahtan itibaren, sonuçları kabullenilmiş bir referandumdan çıkan Türkiye’ye uyanacak, ülkemizin geleceği ile ilgili tahminlerin, kendi geleceğimizle ilgili çalışmaların startını verebilecektik.
Ama şimdi, demokratik ülkelerin, Agit kanalıyla hakkımızda verecekleri hükmü bekliyoruz, bir suçlu gibi..
Paralı ve gönüllü troller aşağılayıcı, rencide edici dil kullanmaya devam ediyor.
Referandumun, oluşan çatlaklara kaynak olmasını umarken ve beklerken elde edilen tartışmalı sonuçlarla milleti karpuz gibi ikiye böldük.
Genel tanımı ‘Mutabakat belgesi’ olan, Anayasa’ya milletin tam yüzde 50’si hayır dedi..
Ondandır söze girişte vurguladığım, Keşke yüzde 80’le kabul edilseydi, o zaman yüzde 20’nin diyecek sözü bulunmayacaktı..
Bu neferandumun en dikkat çeken noktalarına gelince..
AKP-MHP İttifakı’nın Türkiye genelinde alması gereken oy, ortalama yüzde 60’tı.
Ama yüzde 50’si bile tartışmalı bir sonuç elde edildi.
AKP’nin tartışmasız her seçimden galip çıktığı Ankara, İstanbul gibi illerde, MHP’nin Evet desteğine rağmen toplumun çoğunluğu hayır dedi..
Kalkınmada, insani gelişmişlikte geldikleri düzeye gıptayla baktığımız Demokratik ülkelerde yaşayan yurttaşlarımızın kullandıkları oylarda çoğunluk evetten yanayken, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan gibi ülkelerde yaşayan yurttaşlarımız, tek adam rejimlerinin ne kadar sakıncalı olduğunu, sandıklarda Hayır oyu kullanarak bize gösterdiler.
Bu sonuçlar da bana, Hollanda, Almanya, Fransa gibi ülkelerde yaşayan ve tercihini Evetten yana kullananlara, bir çağrı yapma hakkı veriyor..
Bırakın o laçka demokratik sistemlerle yönetilen ülkeleri ve ellerinizle yarattığınız Yeni Türkiye’ye buyurun.
Ya da oylarınızla ülkemizin yönetimini benzeteceğiniz Katar’a, Sudan’a, Birleşik Arap Emirliklerine gidin de ekmek kavgasına burada devam edin.
Zira, yaşadığınız ülkelerde demokrasinin tüm nimetlerini yaşıyor, bize köklü demokrasiyi çok görüyorsunuz verdiğiniz oylarla.
Gidin o tek adamla yönetilen ülkelere de, insanın insana kulluğunu görün.
O zaman belki aklınız başınıza gelir.
Sonuç, Türkiye önümüzdeki haftadan itibaren bir çok yeniyi sindire sindire yaşamaya başlayacak.
Tarafsızlığı ve Cumhur’un genelini temsili ile gurur duyduğumuz Sayın Cumhurbaşkanı gidip bir siyasi partiye üye olacak.
Artık illerde valilerden, parlamentoda milletvekillerinden, yazılı olmasa da daha yetkili, partinin il ve ilçe başkanları olacak.
Devlet kademelerinde, şuursuzca bir Hamili Kart dönemi başlayacak.
‘Üniversiteyi birincilikle bitireceğine, partide dayın olsun’ sözü geçerli hale gelecek.
Yargı’nın kontrol edilemeyen bölümleri zaptı-rapt altına alınacak.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 5 yıldızlı otel lüksünde ve aramızdan seçtiğimiz 600 kişinin sırtüstü yatıp keyif çatacağı, yetkisiz bir kurum haline gelecek.
Avrupa ülkeleri Türkiye dendiğinde bize şüpheyle bakacak.
Türkiye’de oluşacak yeni rejimin bedelleri Evet diyen gurbetçilerimize de yaşatılmaya başlanacak.
Komşu ülkelerle savaş ilan etme, ABD Birliklerinin gelip ülkemizde konuşlanması gibi ulvi! konularda artık meclis değil, bir kişinin kararı yeterli olacak.
Hükümetin başındaki kişi, sabah partisinin ilgili birimlerini toplayacak, öğleden sonra bakanlar kuruluna başkanlık edecek, akşam üzeri de Milli Güvenlik Kurulu’nda ülkemizin Ali Menfaatleri üzerine toplantılar gerçekleştirebilecek.
Ekonomik yönden yarıştığımız G20 ülkeleri yerine bundan sonra tek adam rejimlerinin yönetimde olduğu, Gana, Malezya, Mısır, Sudan, Çad, Nijer, Mali gibi ülkelerle yarışa gireceğiz.
Demokrasi denilen kavram vitrinde süs malzemesi olmanın ötesinde işlev bulamayacak.
16 Nisan’da oy kullananların bir bölümü, bir süre sonra ‘Keşke’ diyecek ama kullandığı oyun ülkenin gelecek 100 yılını etkileyeceğini geçte olsa göreceğinden elinden hiçbir şey gelmeyecek.
Daha da Vahimi, 21. Yüzyılda, demokratik parlamenter sistemi, tek adam rejimi ile takas eden millet olarak Dünya Tarihine geçeceğiz.