KAYGILI GENÇLİK..
Ahmet ZORLU
Bu gün, Lise Çağını geride bırakıp üniversiteli olacakların belirlenmesi, işsiz liselilerin arasına yenilerinin katılması ve “Bu sınavda da tutturamadık” diyeceklerin sayısının biraz daha artması amacıyla düzenlenen sınav maratonunun ilk etabı koşulacak.
Baraj sınavı niteliğindeki bu sınavın ardından bir kaç kez daha salonlarda ter dökecek olan gençlik, umduğunu değil bulduğunu misali bir eğitim kurumuna kapağı atacak.
Bir de atamayanlar var ki, onları da derin bir işsizlik, dışlanmışlık, hayata küsmüşlük, karamsarlık bekliyor.
Tabii, bir bölümü de umutlarını gelecek yıl yapılacak sınavlara bırakacak..
Son yıllara bakıldığında, gençlere şöyle diyesim geliyor;
“Ah gençler, neler çektirdiler size.. Dersane tercihinde hocanın dersaneleri olmazsa olmaz olarak gösterildi. Buralarda arattılar size başarıyı. Oysa, başarı abi evlerinde, abla evlerinde beyinleri yıkanan ve kayıtsız şartsız biat eden gençler için önceden hazırlanmıştı bile.. Göstermelik namaz seanslarını kaçırmayan, hocanın risalelerini hatmedenlere soruların önceden verildiğini nereden bilebilirdiniz. Onlara sadece sorular verilmedi. Girecekleri eğitim kurumları, mesleki anlamda üstlenecekleri görevler bile önceden belirlenmişti. Orduya asker, Emniyete Polis, Adliyeye Hakim ve Savcı, Barolara Avukat olmaları sağlanmıştı. Alınları secde görüyor diye devletin kapıları sonuna kadar açıldı bu ayarlanmış gençliğe. İçlerinden bir tanesinden duydunuz mu, ‘Bana sorular önceden verildi. İyi bir eğitimkurumuna gitmem sağlandı. Sonra da kamuda önüm açıldı, basamakları onar onar tırmandırdılar. İnanmış bir müslüman olarak akranlarımın hakkı olan okulları kazandığım, akranlarımın hakkı olan kadroları itirazsız kabul ettiğim için Allahtan ve Milletten af diliyorum diyenini..”
Duyamazsınız zira, bu insanlar birer robot, birer beyni alınmış insan olarak yetiştirildiler.
Üstlendikleri görevlerde, biat etmeyenleri ezmek, onları kamudan sürmek için sınırsız yetkileri vardı.
Arkalarına Fetö’nün gücünü ve iktidarın desteğini almışlardı..
Modern, çağdaş, devletine bağlı insanlardan başladılar ezmeye yok etmeye. Ayarlanmış savcılar biat etmeyen, avanta vermeyen herkes hakkında uydurma soruşturmalar başlattılar ve insanları cezaevlerine doldurdular. Şimdi, o savcıların ortaya çıkarılanları kendileri cezaevlerinde hesap veriyor. ÖSYM denilen kurumun başına oturttukları adam, işini o kadar aleni yapar hale gelmişti ki, bazen soruşturmalar açılıp bazı sınavların iptilali bile gündeme geldi.
Ama memleketin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı kuruma giderek kurumun başındaki ile görüştükten sonra “İkna olduk, hırsızlık filan yok” diye açıklama yapmak zorunda kaldılar.
Gelinen noktada, yurtseverliklerini mahkeme kararları ile tescil ettirenler şimdi ödedikleri bedeller ile aramızda. Ama Fetö’nün önceden verdiği sorularla sınav kazanan, kamuya yerleşen ve hala beş vakit namaza 5 daha ekleyerek kandırmaya devam edenlerin, yapılanlara göz yuman siyasilerin tamamı, yönettikleri o kurumlarda görevlerini işlerini sürdürmeye devam ediyor.
Uzağa gitmeyin, halen milletvekili olan bir isim, Fetullah Gülen ile fotoğrafı medyaya düşünce ne demişti, “Dört artı dört artı dört yasası hazırlanırken milletvekilleri olarak gidip Fetullah’tan yasa hakkında görüş ve önerilerini aldık” dememiş miydi?
Yani bu adamın önerileri ile oluşturulan bir eğitim programından geçip geldiniz üniversitenin kapısına.
Biliyorum işiniz zor.
Biliyorum, kurunun yanında yaşta yanar denilerek tüm dersaneler kapatılınca veya kısıtlanınca merdivenaltı kurumlarda ders alarak hazırlandınız Üniversiteye.
Ama umudunuzu yitirmeyin.
Türkiye sevdanızdan hiç bir şey eksik olmasın.
Kararlılık başarmanın yarısıdır ilkesine inanarak girin salonlara.
Sükünet içerisinde, yapabildiğiniz kadarını yapın.
Bakın yönetenler sizin için gece gündüz demeden çırpınıyor!
Herhangi bir okul tutturamazsanız da şunun şurasında 2 yıl sonra seçimler var.
Aday olursunuz ve milletvekilliği gibi bal-kaymak bir işiniz olur.
Nasılsa 2-3 yıl sonra da bir erken seçim olur ve ondan sonraki hayatınızı emekli olarak ve iyi bir maaş alarak sürdürürsünüz, diyeceğim ama…
Kısacası gençler, hangi okulu tutturursanız tutturun. Okul bittikten sonra bu günkü sistemde önünüze, yeni engeller gelecektir.
Diyelim bu engellerden en önemlisini atladınız, KPSS’yi kazandınız.
O kadar kolay değil, hangi kuruma giderseniz gidin adınızın sınav komisyonuna önceden verilmesi gerekir.
Türkiye birincisi olarak KPSS’yi kazansanız da, eğer bir hamili kartınız yoksa işiniz zor hatta imkansız.
Zira torpilsizlere mülakatta ‘Tırtıl’ın kaç ayağı var’ gibi bilimsel! sorular soruyorlar.
Yani Üniversiteyi bitirmekte, iyi bir iş, güvenli bir gelecek için yeterli değil.
Ama size tek tavsiyem;
Hiçbir şart altında, inandığınız hayat biçiminden ödün vermeyin. Dürüstlük en büyük servettir ve bu ülkede bir gün dürüstler kazanacaktır..