Ahmet ZORLU

KAVRAM KARGAŞASI..

Ahmet ZORLU

ABD'nin iki numarası Türkiye'de.
Başkente gelerek, Bağımsız Türkiye'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunmak zorunda kalabileceğini dikkate alarak, görüşeceği kişileri ayağına çağırarak İstanbul'da görüştü.
Bu sözde demokrasi havarisi Joe Biden, basın özgürlüğünün önemine vurgu yaptı, PKK ile yeniden masaya oturmak gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizdi, Türkiye'nin iç ve dış politikası konusunda tavsiye ambalajlı talimatlarını sıraladı. Tabii, kapalı kapılar ardında neler görüşüldüğü ise bir kaç gün sonra ortaya çıkacaktır.
Adamı dinlerken, Işid'in mimarı, Kürtlerin hamisi olduğunu bilmesem ben bile kendisine hak vereceğim.
Çünkü diyor ki, "Kardeşim PKK ile masaya oturan sizsiniz. Onu meşru hale getiren bu hükümet. Şimdi PKK ile mücadele ediyoruz diye yakıp yıkmanın anlamı ne. Kalktığınız masaya geri oturun.."
Ya da, "Tutturdunuz, PKK ne ise PYD ve YPG'de odur diye. PYD Kobani'de sıkıştığında Kuzey Orak'tan yardım birlikleri, Türkiye Topraklarını kullanarak gitmedi mi Kobani'ye.. Hatta yakıt giderleri ve yemek paraları bölge illerinin valileri tarafından karşılanmadı mı.."
Hele bizim 'Hoca' Başbakanımız, Almanya dönüşü havada iken gazetecilere, 'Rahatsızlığımızı beyan edeceğim' diye ahkam kesiyor, ikili basın toplantısında ise tam 4 keş Biden'e teşekkür etmeyi ihmal etmiyor.
Sayın Cumhurbaşkanı ise, ikili görüşme sonrası planlanan basın toplantısında, "Şimdi ben ne diyeceğim" diye düşünmüş olmalı ki, basın toplantısını iptal ediyor.
Yani kısacası, bir Sömürge Valisi edasıyla ülkemizde iki gün geçiren Joe Biden, PKK konusunda, Suriye için masaya oturacaklar konusunda, Kerkük yakınlarından Türk Askeri Birliği ve biraz da demokrasi konusunda talimatlarını verip ayrılıyor.
Şimdi bekleyin, hafta içinde Suriye konusunda masaya kimler oturacak. PYD olacak mı, bizim ılımlı muhafelet olarak gördüğümüz, Biden'in teröristtir dediği El Nusra olacak mı.. Türkiye olacak mı, Rusya olacak mı?
Ve Gazi Mustafa Kemal'in temellerini attığı Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kavramına gönül vermiş biri olarak, yaşadıklarımıza baktıkça yüreğim burkuluyor, üzülüyor, kahroluyorum.
Eli kanlı bir emperyalist bozması geliyor, Türkiye Cumhuriyeti'ne talimatlar yağdırıyor, müfettiş edasıyla ortaya koyduğu talimatlara bizi yönetenler bol bol teşekkür ediyorlar.
Bizi yönetenlerin çıkış yolu kalmadı.
Mecburen ABD'nin dediklerini yapmak zorundayız.
Zira, sınırlarımızla ilgili Suriye topraklarına tek bir adım geçmeye kalksak, düşürdüğümüz uçağın intikamını almak için Rusya S400 füzelerini ateşleyecek.
Bölgenin bizim politikalarımıza göre şekillenmesi için Orak Hükümeti, Oran Hükümeti'ne yönümüzü çevirsek, yaptıklarımızı hatırlatıveriyorlar.
Avrupa'ya yönümüzü dönsek, 'PKK'yi rahat bırakın' uyarısı ile karşı karşıya kalıyoruz.
Esed'e yönümüzü dönecek yüzümüz yok.
Bakmayın, Avrupa'nın bu günlerde bizimkilerin sırtını sıvazladığına.
Bu sürec, geri kabul anlaşmasının uygulamaya geçeceği güne kadar geçerlidir.
Zira Avrupa, Türkiye üzerinden kıtanın Türkiye dışındaki bölümüne geçmeyi başaran Suriyeli, Iraklı, İranlı, Afgan, Pakistanlı, Nijeryalı, Malili, bilumum Asya ve Afrikalıları derleyip Türkiye'ye gönderecek.
Karşılığında da bizim hükümete 3 milyar avro cep harçlığı verecek.
Bu anlaşmanın uygulanmasından görün siz Avrupa'nın Türkiye'ye karşı tutumunu.
Bakın o zaman Akdeniz ve Ege'yi kullanarak tek bir mülteci geçebiliyor mu Yunanistan'a, İtalya'ya.
Sayıları yüzbinlerle ifade edilen bu mültecileri, kendi ülkelerine de gönderemeyeceğiz.
Burada tutacağız.
Zaten mevcut mülteci yığınları ile ülkemin başı dertte.
Bir de bunlara yüzbinlerce vasıfsızı, suça bulaşmışı, uyuşturucudan kadın ticaretine kadar her türlü pisliğe bulaşmışını da ekleyin.
Evet bunlar, niteliksiz insanlar.
Niteliklileri çoktan Avrupa ve ABD vatandaşı yapılıp işe yerleşti bile.
Diyeceksiniz ki, 'Canım Avrupa'da bize vizesiz seyahat imkanı verecek'
Bekleyin, bekleyin vizelisini bile kısıtlarsa şaşırmayın..

Yazarın Diğer Yazıları