KARAR VERMEDEN ÖNCE..
Ahmet ZORLU
Bu güne kadar, Nisan Referandumu için ne evet ne de hayırcıların doğru yolda olduğunu gündeme getirdim.
Ancak konunun, basit bir inatlaşma, bir siyasi parti tercihi veya küçük bir uygulamana izin veya yasak konusu olmadığını her fırsatta dillendirerek, “Neye evet, neye hayır diyeceğimizi iyi araştıralım. Zira yarın vereceğiniz kararın getireceği sonuçları tadil etme imkanını ortadan kaldırabilir, geri dönüşü olmayan bir yola girebiliriz” dedim hep.
Zira Nisanda oylayacağımız konu basit bir anayasa değişikliği değildir. 79 Maddeden oluşan Anayasa Hükmünün 18 Maddeye sıkıştırılmış halidir, bir rejim değişikliğidir, bal gibi başkanlık rejimidir, denge denetlemeyi ortadan kaldırmakta, tüm dinamikleri tek bir ismin emrine sokmaktadır.
Konuyu Sayın Recep Tayyip Erdoğan noktasında değerlendirmekte bir o kadar yanlıştır.
Diyelim ki, 2019 seçimlerinde sandıktan CHP birinci parti olarak çıkmıştır ve genel başkanı Sayın Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Ya da bir başka despot portre siyasi parti kurarak, AKP’nin 2002’de sağladığı başarıyı yakalayarak, tek başına iktidar olmuş, lideri de Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
O nedenle, Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanına veya gelecek Cumhurbaşkanlarına sağladığı yetkilerin çok iyi incelenmesi gerekir.
Her şeye rağmen, Meclis böyle bir Anayasa değişikliğini hazırlayıp onayımıza sunmaya karar vermişse, bunu bir demokrasi şöleni şeklinde yapmalıyız.
“Filan, filan, filan hayır diyor, o nedenle ben evet diyorum” ya da “Filan filan filan evet diyor, o nedenle ben hayır diyorum” gibi sığ, saçma görüşler dile getirmek, hele bu görüşlerin siyaset öncülerinin dilinden dökülmesi toplumu kamplaştırır.
Örneğin, Başbakan Binali Yıldırım’ın, “PKK ve Fetö hayır dediği için evet diyoruz” ya da “Hayır diyenler teröristlerle kol koladır” gibi sığ, kamplaştıran söylemleri kutuplaşmayı keskinleştirmenin ötesine geçmemektedir.
Başbakanın bu sözlerine, emekli bir Komutandan gelen cevap o kadar manidar ki, ne diyor Komutan, “Beni yanında gösterdiğin PKK ile ben ve kahraman Mehmetçik birlikte mücadele ederken sen PKK ile Oslo’da masada pazarlık yapıyordun”
O halde, gerek iktidar ve iktidara yakın oluşumlar, gerek muhalefet ve muhalefet çizgisindeki oluşumlar şunu demeli, diyebilmeli;
“Bu bir demokratik şölendir. Meclis bir konu gündeme getirdi, oyladı, onayladı ama sizin de onayınıza ihtiyacı var. Şimdi ise önünüzdeki Anayasa metnini okuyun, inceleyin, tartışmaları izleyin. Aklınıza yattıysa evet, yatmadıysa hayır bölümüne tercihinizi yapın.”
Bu anlamda ben MHP’nin muhalif kanadından çıkan bazı sesleri de yadırgıyorum. “Recep Tayyip Erdoğan bizim için şunu dedi, ondan hayır diyorum” gibi gerekçeler değil, “Bu Anayasa değişikliği ülkeyi böler, ülkenin geleceğini riske eder gibi görüşlerle hayır diyenleri anlarım, ama Recep Tayyip Erdoğan’a kızgınlıkla hayır demek ne kadar yanlış ise, Recep Tayyip Erdoğan sevgisiyle Evet demekte o kadar yanlıştır.
Ya da Devlet Bahçeli’nin “Perinçek ile Erdoğan arasında tercih yapmamız isteniyorsa, seve seve Erdoğan deriz” sözleri mesela. Niye ikisi arasında tercih yapmak zorunda kalasın, senin partinin programı, görüşleri yok mu? diye sorarlar adama.
Yukarıda dikkat çektim, bu konu ülkenin geleceği, çocuklarımızın geleceği ile ilgili bir konudur. Bu konu Cumhuriyet, demokrasi, parlamenter sistem, hukukun üstünlüğü ile ilgili bir konudur.
Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli konusu değildir. Zira hiçbir liderin 10 yıl daha yaşayacağı, 2 ay sonra hasta yatağına düşmeyeceği garantisi yoktur.
Bir de itiraz ettiğim konu, OHAL baskısı altında böylesi kritik bir konuda referanduma gidilmesidir.
Gün geçmiyor ki, kamunun en kritik noktalarında insanların görevlerine son verilmesin, gözaltılar yaşanmasın.
İnsanların, özellikle kamu çalışanlarının kendilerini olağanüstü ölçülerde baskı altında hissettiği bir dönemde, vatandaşın sandık tercihinin sağlıklı olacağına ihtimal vermiyorum.
Yönetenlerin, iktidar ve muhalefet gruplarının kentlerin meydanlarında kendilerini özgürce ifade etmelerini sağlayacak düzenlemeler yapmaları, demokrasi geleneğimizin kökleşmesine katkı sağlar.
Birbirimizin görüşlerine katılmayabiliriz, ama birbirimizin görüşlerine saygı ve tahammül göstermemiz demokratik kişiliğimizi ortaya koyar.