KARAMSARIZ EVET..
Ahmet ZORLU
Ak Parti iktidar olduktan sonra ilk 5 yıl Türk Milleti, bazı alanlarda karamsarlığı üzerinden atmış, umutvar bir dönem yaşamıştı.
Enflasyon kontrol altına alınmış, paramızın değeri eskisi gibi kaybolmuyor, ticaret güvene kavuşmuş, insanlar 3-5 yıl sonrasını hesaplar hale gelmişti..
Kendisinden önce göreve gelen Kemal Derviş’in yazdığı acı reçeteyi, Ali Babacan ve arkadaşları tavizsiz uyguluyor, ekonomi adeta rayına oturmuş bir görüntü sergiliyordu.
2007 hatta 2008’den sonra, israf ve yandaş ekonomisi yavaş yavaş hayatımıza girmeye başladı.
2012’ye kadar, Cumhuriyet tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin elde ettiği değerler haraç-mezat elden çıkarılıyor, fabrikalar, tesisler, üretme çiftlikleri, ardından değerli kamu arazileri ve ardından gelir getiren diğer kamusal varlıklar özel sektörün eline geçiyordu. Özel Sektörün bir bölümü yabancı ortaklıydı. Yani Yunan Banka sahibi, İsrailli maden sahalarının işletmecisi yapılıyordu.
Özal döneminde kapatılan bazı kamusal tesislerin arazileri bile özel sektörün eline geçmişti.
Ülkede bir tek alanda etkin faaliyet vardı, konut sektörü.
Ankara’nın kaymak arazilerine lüks binalar konduran yandaşlar, bu binaları hatırlı rakamlarla kamu kuruluşlarına kiralıyor, Türkiye’nin resmi kurumları lüks araç cennetine dönüştürülüyor, hükümet edenlerin altına çekilen lüks uçaklar Gaziosman Dolmuşu gibi hiç kontak kapatmadan uçuyor, uçuruluyordu.
Ankara’da, Atatarük’ün bu millete miras bıraktığı araziler üzerine, en zengin kral ve diktatörlerin bile gördüğünde gıpta ettiği 1150 odalı bir sarayımız, İstanbul’da saray bozması konukevlerimiz vardı artık ve yetmedi Göcek’te devet erkanımız için lüks bir sarayın inşaatını başlatmıştık.
Memleket büyüğümüz ikide bir faizin kötülüğünden bahsediyor, bahsettikçe ABD doları tırmandıkça tırmanıyordu.
Hükümetin müteahhitleri planlanan yatırımları anında yerine getiriyor, köprü, havaalanı gibi yapılanmalar tüm hızıyla sürüyordu. ‘Kaça mal olacak?’ diye soran hükümet yetkililerine de bu müteahhitler, Kayseri’nin gözaçık esnafı gibi “Kolay Hacı abi, parasını sonra verirsin” diyordu.
Kamuda liyakat yerine takkeli liboşlar kilit görevlere getiriliyor, artık bürokrat atamasında gelen adayların diz kapaklarının ütüsünün ne kadar bozulduğuna bakılır hale gelmişti..
Yaptırılan köprüler, havaalanları, Kent Hastaneleri sayesinde yandaş müteahhitler artık bir koyup on almaya başlamış, devlet kendi planladığı bu yapılanmalarda kiracı konumuna düşürülmüş, fahiş rakamlardan oluşan kiralar ödenmeye başlanmıştı.
Merkez Bankası yönetimi reisten çekindiği için döviz-faiz dengesini oluşturmaktan çekiniyor, ABD Doları arttıkça dış borcumuz, temel ihtiyaç maddelerine ödediğimiz fiyatlar kontrol edilemez hale geliyordu.
Üretmeyen, her şeyi satın alan, satın alırken de yüksek faizlerle borçlanan bir ülke haline gelmiştik.
Bankalarımız, sigorta şirketlerimiz, değerli arazilerimiz, stratejik kurumlarımız artık yabancıların elindeydi.
Katarlılar ülkemizde beğendikleri yerleri parasını bastırıp satın alıyor, ekonominin kumandasına oturtulan yetersizler, Çin Komünist Partisi’nin kapısını bile çalarak, Varlık Fonu olarak adlandırılan kuruma devredilen varlıklarımızı teminat göstererek para dilenir hale geliyor, getiriliyordu.
“İtibarın israfı olmaz” atasözü!, “İsrafla itibar edinilseydi, Brunei Sultanı, Dünya Lideri olurdu” halk deyimine dönüşüyordu, ama artık çok geçti.
Geldiğimiz noktada, yani 2017’nin Sonbaharında, ülkemin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.
Bitmiş, tükenmiş, takatsiz bir ekonomi, bütün dünyayla ipleri koparmış bir dış politika, ölüm döşeğindeki hastaya “Öldükten sonra gel” diyen bir sağlık anlayışı, ölüm döşeğindeki hastaları yaşatmaya çalışan değil, görevlendirilen din görevlileri ile bu insanları ölüm sonrasına hazırlayan! Sağlık Hizmeti, bilimden uzaklaştırılmış, hurafelerin ışığında hazırlanmış ders kitaplarının okutulduğu bir eğitim anlayışı, demokrasiyi lüks saymaya başlayan bir merkezi yönetimin hüküm sürdüğü Türkiye..
Pazartesi sabahı, ekonomi haberleri ve genel gazeteleri inceledikten sonra oturup, bunları düşündüm..
Düşüncelerimi kağıda dökerken Basın İlan Kurumu’nun bir haberi belirdi bilgisayarın alt köşesinde, başlık;
“Benzin ve Motorine zam”
Ve kendi kendime dedim ki, “Bu ülkede hala yanlışa yanlış diyen insanlar kaldı.
Öncelikle bunlara sahip çıkmak zorundayız.
Sonra da artık, özümüze dönmeliyiz.
Özümüzün temelinde ne var derseniz;
- Milli ekonomi..
- Üretim..
- İstihdam.
- Bilim..
- Parasız eğitim, parasız sağlık..
- ÖDÜNSÜZ DEMOKRASİ..
Bunları yeniden inşa etmediğimiz sürece, bu ülkede talimatla ne faizi, ne dövizi, ne fiyatları indirebilir, Bulgardan Saman, Sırp’tan et ithal etmeye devam eder, Kapütülasyon dönemini andıran ve onurumuzu yerle bir eden ekonomik gelişmeleri takibi sürdürürüz.
Zira, siz hiz Ohal ile, askeri rejimle, demokrasi dışı yönetimlerle yönetilen ülkelerde o ülkenin yerli yatırımcısının fabrika yaptığını, yabancı sermayenin o ülkede üretim yatırımı yaptığını gördünüz mü?
Yani; Çare önce Demokrasi..