KADIN VE KÜLTÜR..
Ahmet ZORLU
Kültürel ve sosyal alanda geri kalmış, az gelişmiş toplumların en büyük handikabı, toplumun yarısını oluşturan kadın gerçeğini bir türlü kabullenememesinden gelir.
Zira, ülke nüfusunun yarısı, sadece tüketiciliğe mahkum edilmiştir, ikinci sınıf insan muamelesi görmektedir.
Oysa çağdaş dünyada kadın fizikçidir, astronottur, bilim insanıdır, fabrikada işçidir, laboratuarda araştırmacıdır.
Üretendir, ışık verendir kadın.
Söyle bir dünyamızı gözlerimizin önüne getirelim.
Dünyanın en büyük gelir kaynaklarına sahip olan ülkelere bir bakalım..
Suudi Arabistan, Katar, Libya, İran, Irak..
Paraları var, zenginlikleri Dünyayı imrendirecek boyutta. Ama bu ülkelerde hala kadının insan olup olmadığı tartışılıyor. Kadının saçının teli kazaen gözükse, dayak yiyor, yanında eşi olmadan sokağa çıkamıyor, Sokak ortasında kırbaçlanıyor, recm ediliyor, kafasına kurşun sıkılıyor.
Sonra da başımızı aksi yöne çevirelim.
Yani yazı yazdığımız bilgisayarı, bindiğimiz otomobili, elimizden eksik etmediğimiz cep telefonunu, gecelerimizi aydınlatan ışık sistemlerini, robotları, insansız hava araçlarını, uçakları, kısacası hayatımızı kolaylaştıran buluşlara imza atmış toplumların sosyal gelişmişlik düzeyine göz atın.
Bu toplumlarda kadın her şeydir. Annedir, seçmendir, üretimde söz sahibidir, ülkede yöneticidir, fabrikada işçidir, eştir, sevgilidir, eğitmendir.
Kalkınmada, eğitimde, sosyal gelişimde kadın bir güçtür gelişmiş toplumlarda.
Maalesef ülkemiz, kadının toplumdaki yeri ile ilgili konularda, Atatürk’ün verdiği sosyal haklara Cumhuriyet tarihi boyunca bir şey eklememiştir.
O nedenle ülkemizde kadın hakları sürekli irtifa kaybetmektedir.
Cumhuriyet öncesi yaygın olan, kadını ikinci sınıf vatandaş olarak gören uygulamalar yeniden gündemdedir.
Berdel, 12 yaşındaki kızların evlendirilmesi, aile için şiddet, doğurganlığı teşvik, kadının ikinci sınıf insan sayılmasına yönelik uygulamaların başında gelmektedir.
Ülkemizde de kadın hakları, coğrafi bölgelere göre kullanım bakımından değişkenlik göstermektedir.
Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ve Anadolunun büyük bölümünde, kadına siyasi tercihini sorduğunuzda alacağınız klasik cevap, “Eşim bilir”dir.
Ama batı bölgelerimizde, bu kavram yerini toplumdaki yerinin bilincini kavramış , hakkını arayan, siyasette söz sahibi olan kadın profiline bırakmaktadır.
Toplumsal kültür de belirleyici olmaktadır, kadının yerinin belirlenmesinde.
Mensubu olmaktan her zaman onur duyduğum, çerkes toplumlarında kadının yerini özetleyen birkaç örnekle tamamlamak istiyorum yazımı;
-Çerkes kadını evlensede soyadı değişmez.
-Çerkeslerde protokol sırasında önde amca değil dayı olur.
-Çerkes kadının çocuğu, annesi hangi köydense o köyde yaşayan herkese dayı der , köydekilerde ona yeğen diye hitap ederler.
-Çerkes kadını sosyal yaşantıda erkeklerle iç içedir.
-Çerkes kadını dağda , bayırda,tarlada çok az görünür onun asıl görevi, evi, çocuğu ve ağırlıyacağı misafiridir. Ya da eğitimi gereği üstlendiği işidir.
-Çerkesler kız çocuklarını özellikle okula yollarlar, eğitimli kişilerdir.
-Çerkeslerde çocuk yaşta evlilik olmadığı gibi bazı toplumlarda sık sık görülen(akraba evliliği, berdel, beşik kertmesi, kan bedeli evlilik) gibi evlilikler olmaz aynı zamandı komşu kızı ile evliliklerde yoktur.
-Çerkes şarkılarında, kadınları aşağılayıcı şarkılar olmaz.(Komşu kızını zapt eyle yaylalar, yaylalar, emmi oğlu ele benzer, eniştem fışt dedi, baldız baldan tatlıdır vs)
-Çerkeslerde kadına (Köroğlu,kaşık düşmanı,eksik etek) gibi aşağılayıcı sözcükler kullanılmaz, kullanılamaz.
-Çerkeslerde karısını öldüren, karısını bıçaklıyan, karısını döven erkek yoktur.
-Çerkes erkeği karısını tanıtırken, çocuğu yoksa gelininiz, çocuğu varsa yeğeninizin annesi diye takdim eder..
Kadının toplumun saygın bir ferdi olarak görüldüğü ve hayatın her alanında söz sahibi olduğu günlerde 8 Martları kutlamak dileğiyle..