İYİ UYKULAR KARDEŞİM..
Ahmet ZORLU
Recep Tayyip Erdoğan, Fazıl Say’ın konserine giderek kendisinden Saray’da bir dinleti talep etti.
Domates 13, soğan 7 liranın altına düştü mü?
TBMM Başkanı Binalı Yıldırım, “Seçim bir siyasi faaliyet değildir” dedi.
Peynir ucuzladı mı?
Medarı İftiharımız Burhan Kuzu, “Hrant Dink cinayeti üzerinden tam 12 Yıl geçti ama hâlâ olayın karanlık yönleri tam olarak aydınlatılamadı maalesef. Esasen, Ülkemizde farklı kesimlerin toplumla bağlantısını kuranlara yönelik cinayetler, genelde müphem kalıyor. Bunun nedeni olayın dış bağlantısı olsa gerektir!” dedi
Kendisine, “Bu cinayetleri aydınlatması gereken makamda sizler oturuyoruz Sayın Kuzu” diyen oldu mu?
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Seçim güvenliği konusunda Türkiye örnek ülke” dedi.
Mezardan çıkardıkları ve seçmen kaydettikleri nineler-dedeler mezara döndü mü?
Nihat Hatipoğlu Hocaefendi, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne rektör oldu, artık cinler bilime hizmet edecek.
Türk Lirasının dolar karşısındaki erimesi durdu mu?
Milletvekillerine, maaşlarını aldıkları bankadan 6’şar bin lira promosyon dağıtıldı.
Sizin, olmayan maaşınız ne durumda?
İşsizlik Almanya’da yüzde 3, İsviçre’de yüzde 2, İngiltere’de yüzde 4, Türkiye’de yüzde 11.6, Ama İŞKUR Genel Müdürü çıkıp “İstihdam konusunda Avrupa’yı bile şaşırtıp büyük bir başarıya imza attık” diyor, diyebiliyor ve hiçbir yerden “Hadi be, neresi başarı bu tablonun” diye azar işitmiyorsa;
Amaç, senin açlığını, senin sefaletini, senin işsizliğini, senin çaresizliğini perdelemek.
Daha farkında değil misin?
Ya da Merkez Bankası 2018’in başında yüzde 5 enflasyon hedefi açıklamışken ve yıl sonunda yüzde 20.3 çıkmışken bunu “Hedefi tutturduk” pişkinliği ile ilgili bakan sana sunabiliyorsa ve sen de sessiz, tepkisiz kalıyorsan;
Kusura bakma kardeşim, ama gaflet içindesin, dalalet içindesin.
Hele ekonomiden sorumlu biri vardı eskiden hani, “Zamları biz yapmıyoruz, otomatik oluyor” demişti de kahkahalarla gülmüştün ya;
Kusura bakma ama adam seninle alay ediyordu, bunu bile fark etmedin.
Yani diyeceğim sevgili kardeşim.
Şairin dediği gibi;
Dünyanın en tuhaf mahlukusun kardeşim.
Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını,
Sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
Hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer,
Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,
Kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama,
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
Hadi Nazım’dan bir şey anlamam dersen, senden 600 sene önce yaşamış bir bilgeye, İbn-i Haldun’a kulak ver, bak ne diyor;
“Bir devletin çöküşü şöyle başlar,
Dayanışmanın yok olması,
Üretimin zayıflaması,
Fiyat ve vergilerin artması,
Liyakatin kaybolması,
Adaletsizliğin, kayırmacılığın artması,
Umutların kırılması,karamsarlığın hakim olması,
Göçün hızlanması..
Bunlar da bir şey anlatmıyorsa eğer sana..
İyi uykular, tatlı rüyalar kardeşim..”