İRTİFA KAYBEDİYORUZ..
Ahmet ZORLU
Evet her alanda irtifa kaybediyoruz..
AKP İktidarının ilk yıllarında AB’ye uyum çerçevesinde atılan adımları hepimiz hatırlarız.
Ve dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan’ın, “Biz demokrasi konusunda üzerimize düşeni yapalım, buna rağmen AB’ye giremezsen, Ankara Kriterlerine göre yolumuza devam ederiz” diyordu.
Aradan hayli zaman geçti. 2015 yılı ilkbaharında, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu “Haziran’da Avrupa’ya vizesiz gitmeye başlayacağız” müjdesini verdi.
Ama altına imza atılan bazı demokratik adımlarla ilgili taahhütlerin tersini hayata geçirdik.
Avrupa’ya kapağı atmayı başaran bazı Suriyelileri Gemiyle getirip bizim cami önüne bıraktılar.
Ama verdikleri vize sözü bir yana, Mültecilere yardım için öngörülen parayı bile ödemediler.
Ardından sistemli şekilde bir Avrupa Düşmanlığı körüklenmeye başlandı ülkemizde.
Ben AB’ye üyeliğinde değilim.
Ama bu millete verilen bir Ankara Kriterleri sözü vardı hatırlarsanız.
O Ankara Kriterleri, daha fazla demokrasi, daha fazla refah, daha yaygın sosyal paylaşım, daha kaliteli bir eğitim ve sağlık demekti.
Ama son zamanlarda yukarda saydıklarımın tamamında çöküş yaşıyoruz. Suçu da, bir zamanlar üye olmaya çalıştığımız bazı AB ülkelerine atıyoruz.
Günlerdir soruyorum kendi kendime.
Daha köklü bir demokrasi için adım attık da engel mi olundu.
Daha güçlü bir ekonomi için seferber edildikte, engel mi olundu.
Daha kaliteli bir eğitim için sistemi yapılandırdıkta engel mi olundu.
Milli gelirin daha geniş kitlelere eşit dağılımı için yola çıkıldı da yolları mı kesildi yönetenlerin.
Yolsuzluk söylentilerinin üzerine gidildi de engelle mi karşılaşıldı.
Evet bazı ülkelerce eleştiriliyoruz.
Neden, demokratik değerlerin tek tek yok edilişinden rahatsız oldukları için.
Güçler ayrılığı ilkesinin tersyüz edilmeye çalışıldığı için.
Zikzaklı politikalarla her ülkenin düşman sayılmaya başlamasından dolayı.
Devletlerle değil, örgütlerle dış politika yürütülmeye çalışıldığı için.
Demek ki, o zaman yaşanan sıkıntıların kaynağını dışarıda değil, içimizde, başımızda aramak zorundayız.
Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı Kayseri’de konuştu hafta sonu;
“Bir geminin iki kaptanı olmaz” dedi çıktı..
“Bir deprem olursa İstanbul yerle bir olur” dedi çıktı..
Şimdi sormak gerekmez mi, Sayın Bakan bütün demokratik ülkelerde, gemi olarak adlandırdığınız devletlerin en gelişmiş olanlarında geminin bir değil, birkaç kaptanı var. Birbirini denetliyorlar ve daha iyi çalışıyorlar..
Ama dünyanın en geri kalmış ülkelerinde ise her şey tek bir insanın iki dudağı arasına bırakıldı ve zenginlikler o insan ile çevresi arasında pay edildiği için bu ülkelerde açlık ve sefalet kol geziyor. Huzur ise hak getire.
İkincisi, İstanbul’u 20 yıldan fazladır sizler yönetmiyor musunuz.
Depremin yaratacağı büyük facia 20 yıldır birileri tarafından gündeme getirilmiyor mu..
Şimdi mi anladınız İstanbul’da yaşanması muhtemel büyük yıkımın ciddiyetini.
Ya da, önlem için sizin bakan olmanız mı gerekiyordu.
20 yıldır belediyelerinizin verdiği rantlı, ballı imar izinleri değil mi İstanbul’u ve daha bir çok kenti bu hale getiren..
Sonuç;
Ülkemi yönetenlerin ülkemin önceliklerini savsaklamaya devam ettiği sürece toplumun üzerine karabasan gibi çöken karamsarlık devam edecek ve Türkiye Gemisi da dalgalı denizlerde meçhule sürüklenmeyi sürdürecektir..