İNSAN OLMAK . . .
Ahmet ZORLU
Kadına Şiddet her geçen gün artarak sürüyor.
Kadınların şiddete karşı sessiz feryadı yine arttı bu günlerde.
Defalarca yazdım, söyledim, tekrarlıyorum;
"Bu sorunu polisine önlemler ile çözemezsiniz. Eğitim ile, toplumsal kültürün geliştirilmesi ile aşılabilecek bir sıkıntı.
Ama ne acıdır, Kadın için özel yasalar çıkarırken, kadını yok sayan uygulamalara da her gün bir yenisini ekliyoruz.
Dün sosyal medyada bir fotoğraf gördüm.
Genç bir kızın elinde bir pankart.
Aynen şöyle yazıyor;
"Baba beni okula gönderme, cennetin anahtarı okulda değil, camidedir"
Haydi buyrun.
Biri bu genç kızımıza, Kur-an'ı Kerim'deki ilk ayetin "Oku, Yaradan Rabbin adıyla" şeklinde geldiğini nasıl anlatacak.
Işığın, aydınlığın anahtarıdır okumak.
Ama malesef, uluslararası kuruluşların yaptıkları araştırmalarda okuma konusunda dünya ortalamasının çok çok altında olduğumuz ortaya çıkıyor.
Durum böyle olunca, kadın kendisine uygulanan dayağı, şiddeti bir kader, bir alınyazısı olarak görüyor.
Neyse sıkmakt istemiyorum bu gün sizleri.
Gelin kadına dair, anaya dair güzel bir hikaye ile noktalayalım bu günkü yazıyı;
Eşini kaybedeli çok olmuştu. Kimsesizdi ve yalnız kalıyordu. Son zamanlarda peydahlanan karnındaki ağrılara daha fazla dayanamayıp, doktora gitmeye karar verdi.
Ertesi sabah erkenden çıktı yola.
Şehre vardığında direk hastaneye koşturdu. Ağrı acı içinde apar topar girdi muayenehaneye. O sırada hastasını muayene eden bayan doktor, her halinden ağrı acı çektiği belli olan yaşlı kadını “Hoş geldin teyzeciğim” diyerek önce oturttu, hastasının muayenesi bitince de yaşlı kadını iğneden ipliğe muayene etti.
Fakat teşhisten emin olmadı ve yaşlı kadına dönerek şöyle dedi:
-"Teyzem şu tahlilleri yaptırıp gelir misin, önce hastalığında emin olalım sonra ilacını yazarız."
Yaşlı kadın başını öne eğer. Sessizce içini içine gömer.
Doktor, yaşlı kadının duymadığını düşünerek tekrar söyler.
Yaşlı kadın başını yerden kaldırır ancak ağlamaklı bir haldedir:
-"Kızım, benim köye dönecek param yok, tahlilleri nasıl yaptırayım?" der.
Doktorun yapacak bir sürü işi olmasına rağmen, bırakır işini, tutar yaşlı kadının elinden koridor koridor dolaştırıp tahlillerini yaptırır.
Tahlillerin sonucunda hastalığı teşhis eder, gerekli ilaçları da alıp teyzeye verir.
Bir güzelde ağrı kesici iğne yaparak acısını dindirir.
Yaşlı kadın yanından tam ayrılacakken, doktor hanımın aklına "Yol Parası" gelir ve yaşlı kadına köye gitmesine yetecek miktarın birkaç misli para verir.
Yaşlı kadın önce almak istemese de daha sonra 'mecburiyetten' parayı alır ve bayan doktora duayla teşekkür eder:
-"Allah senden razı olsun kızım. Köye nasıl döneceğim diye kara kara düşünüyordum, çok sağol" diyerek yanından ayrılır.
Aradan çok zaman geçmez. Bayan Doktor bakar ki, yaşlı kadın kan ter içinde, kalabalığı yarmış, oflaya puflaya geliyor. Şaşırmış bir halde "Herhalde giderken bir şey unuttu" diye düşünür ve:
-"Ne Oldu Teyze" diye sorar.
Yaşlı kadının yüzünde kocaman bir gülümseme vardır bu sefer:
-"Kızım ben anayola çıkınca bir köylüme rastladım. Meğer o, minibüsle zaten köye dönüyormuş. Beni köye o götürecek; sen al paranı nolur."
Kadın-erkek farketmez.
Önce insan olmayı öğreneceğiz.
İnsan olmayı öğrenmenin de yolu okumaktan kafa yormaktan, sorgulamaktan geçer.