Ahmet ZORLU

İNADINA YAZMAK. . .

Ahmet ZORLU

Çok sık karşılaştığım bir sorudur:
“Neden yazıların bu kadar eleştirel. Hiç mi iyi şeyler yapılmıyor, neden onları görmezden geliyorsun?”  
Ben ise onlara şu cevabı veririm;
“Yönetenler seçilmeden önce bir dizi taahhütte bulunurlar. Vadettikleri ile yaptıkları ters orantılı ise, halkın gönlünde yerlerini kaybettilerse, huzur vadedip yaşamı cehenneme çeviriyorlarsa, adalet vadedip adaleti bitiriyorlarsa, refah sözü verip sefaleti kurumsal hale getiriyorlarsa, eleştiren insanlar olmalı. Bedel ödeme pahasına da olsa eleştiren bir kalem olmak bana gurur veriyor. İyi şeyler elbette yapacaklar, çünkü onlara yetki veren halk onları iyi şeyler yapsınlar diye göreve getirdi..”
Ve bana göre keyiftir aslında yazmak ve hele de okunmak. 
Türkçenin büyük ustası Attila İlhan’ın deyişiyle “an gelir” yük olur yazmak. 
Fakat çare yoktur, yazılacaktır; yola çıkılmıştır bir kere ve bir tavır konmuştur dosta düşmana karşı hak bilinen yolda. 
Ne zoru görünce hedeften dönmek yakışır adam olana, ne de üç on paralık makamın kuyruğuna takılıp yoldan çıkmak. 
İnadına koşmak ileriye ve inadına yazmak tüm dönmelerin, tüm döneklerin alnının çatına vururcasına. 
Pir Sultan Abdal misali “Dönenler dönsünler ben dönmezem yolumdan“ diye salmak avazı gökyüzüne ve tarihe emanet etmek. 
Şaşmaz yargıçtır tarih ve yine Attila İlhan ifadesiyle “an gelir” herkes yargılanır tarih mahkemesinde;

Kaçarı göçeri, kurtuluşu yoktur o mahkemenin. 
Susarak suça ortak olmak diye bir kavram vardır. 
Zalimin zulmüne ses çıkarmayarak, haksızlığa, uğursuzluğa, adaletsizliğe, yalana, dolana, emanetin ehillere teslim edilmek yerine bendelere peşkeş çekilmesine sessiz kalarak suça iştirak etmek. 
İslamın ifadesiyle “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan” olmak.

“An gelir” dilsiz şeytanlar da yargılanır tarihin mahkemesinde. O andan kaçamaz kimse, şeytanlık para etmez o an geldiğinde.
Karşı çıkmak ve hesap sormak, herkesten çok, omuz verenlere borçtur. Farzdır desek maksadı aşmış olmaktan ve yanlış anlaşılmaktan korkarız ama omuzlarda borçtur. 
Omuz verip makama taşımanın keyfini sürmek mi yoksa hesabını vermek mi? 
Seçim konusu budur adam olana. 
Seçmek haksa, kontrol etmek, hesap sormak ve karşı çıkmak da görevdir.

“Bana ne, ben yapmadım ya, yapan düşünsün” demek, insanları belki bu dünyanın yargısından kurtarır ama tarihin yargısından ve Mahkeme-i Kübra’daki ilahi hesaplaşmadan kurtarmaz.
Yazmak yük olsa da yazmaya devam etmektir köşe sahibi olmanın sorumluluğu. 

Ondandır, her siyasi görüşe eşit mesafede olmak.

Eleştiri Hürriyetini ancak bu şekilde elde eder, elde tutarsınız.

Gün gelir, en sevdiğiniz, en yakın olduğunuz insanı geldiği siyaset mevkiinde eleştirmek, yanlışını yüzüne ve tüm yüzlere karşı  haykırmak zorunda kalabilme hürriyetidir, özgür olabilmek, özgür kalmak.

Evet, yazmak bazen yük haline gelse de, hak etmediğiniz tavırlar, hakaretler ve hatta küfürbazlar tarafından aşağılanmaya kalkışsanız da, çıktığınız ve doğru bildiğiniz yolda ilerlemek ve yazmak zorundasınız.

Zira yazdıklarınız, belli etmeseler de milyonların duygularını içerir.

Ondan diyorum, yazmak, uyarmak, okumak, bilgi yüklenmektir aslolan.
En ufak bir tereddüt göstermeden ve yalpalamadan çıkılan ve hak bilinen yolda yürümek. 
Onuru tüm cefasına bedeldir. 
“An gelir” ölüm gelir, ömür biter;
Ama dik yaşamanın, inandığını satırlara dökmenin onuru yeter.

Yazarın Diğer Yazıları