HER SABAH..
Ahmet ZORLU
Her sabah, dağarcığımda biriken, yerel konuları değerlendirmek kararlılığı ile geçiyorum bilgisayarın başına.
Ancak, güzel ülkemde yaşanan karanlık uygulamalar beni bundan vazgeçiriyor.
Ekonomide artık kapıya dayanan felakete 5 kala havası, Türk Lirası’nın önlenemez değer yitişi, günbegün biraz daha fakirlik basamaklarını hızla tırmanışımız, buna karşılık, emmi, dayı, amca, yeğen, asker arkadaşı, oğlanın kuzeni, kızın yurttan arkadaşı, damat ve gelin için kamu kapılarının sonuna kadar açılması, liyakat yerine itaat gözetenlerin kilit noktalara yönetici yapılması, gelecek adına kaygılarımı bir kat daha artırıyor.
Türk Ekonomisi artık dışardan gelecek sıcak paraya bağımlı hale geldi.
15 yıldır harfiyyen uygulanan üretimsiz beton ekonomisi ülkenin felaketini hazırladı adeta.
Sabah piyasalar açıldığında doların bir önceki güne oranla tırmanışına duraksamaksızın devam ettiğini görüyoruz.
Önceki gün Merkez Bankası’nın 2.2 milyar dolarlık müdahalesi bile doların ateşini söndürmedi.
Enteresan olanı ise, paramızın yağ gibi erimesinde hala birilerinin dış güçler faktörünün ayak izlerini aramasıdır.
Bir günde dolar lira karşısında yüzde 4.5 değer kazandı.
Ama birileri çıkıyor, “Bana ne dolardan, reisimin heybeti onları gömecek” gibi ucuz politik söylemlerle tabanı korumaya çalışıyor.
Bak canım kardeşim;
Bu ülkede son yıllarda yapılan tüm yatırımlar dolar üzerinden ihale edildi. Mesela köprü ve tünellerden geçiyorsun ya, işletmeci firmaya dolar üzerinden ödeme yapıldığı için dolar her arttığında fark senin cebinden çıkacak. Akaryakıtı dolarla satın aldığımızdan benzine mazota daha fazla ödeme yapacaksın. Domatesi, karpuzu kamyonlar taşıdığı için fiyatı bir misli artacak. Cebine giren asgari ücret, emekli maaşı eriyip gidecek ve açlığa, sefalete mahkum edilmiş milyonlardan biri de sen olacaksın. Şimdi anladın mı, artan dolar değil, Türk Lirasının yok oluşunu yaşıyorsun.”
Yabancı yayın organları, yabancı para uzmanlarının açıklamalarını izlemeye çalışıyorum Türk Ekonomisi konusunda. Hepsi karamsar, hepsi felaketin davul çalarak geldiğini söylüyorlar. Ama maşallah bizim yandaş medyamızın manşetlerinde ne ekonomi, ne dolar, ne de halkın adım adım ilerlediği sefalet var. Hepsi koro halinde CHP’ye kayyum atanmasından söz ediyorlar.
Böylesi dönemlerde, halk kendini hiç olmadığı kadar yalnız hisseder ve bir yerlerden gelecek ‘sağduyu’ sesi arar.
Ama ne acıdır ki, muhalefet partileri yaşanan onca sıkıntıya rağmen, sanki gündemi başka konuların almamasını sağlamak için iktidara koro halinde hizmet ediyor ve iç sorunlarını ön planda tutuyorlar.
Toplum, gelinen noktada CHP ve İyi Parti’den iç sorunlarını bir kenara bırakarak ekonomi gündemli bir araya gelmelerini ve gerekirse, çözüm önerileri ile birlikte Saraydan acil koduyla randevu talep etmelerini bekliyor.
MHP’den ise, bu günlerin oluşturucusu bir parti olarak özeleştiri yapmasını umuyor.
Yani Türk Siyaseti, her şeyi bir kenara koyup ‘Milli Birlik’ içerisinde ekonomi konusunda bir şeyler yapmazsa korkarım ülkenin mali felaketi tahmin ettiğinizden bile daha yakındır.
Yani diyeceğim o ki, Sevgili okurlar.
Türk Lirasının değer yitirmesi sanayiciyi, taciri, asgari ücretliyi, emekliyi, işsizi ve hatta dilenciyi bile etkileyecek bir ekonomik göstergedir.
O nedenle Liranın değer kaybını hayali dış güçlerde aramak yerine bizi yönetenlere ‘ama’ ve ‘fakat’ demeyi öğrenelim.
Sorguladığımız ölçüde yurttaşız.
Sorguladığımız ölçüde insanız.
Ekonomik gözlemlerine büyük önem verdiğim Sayın Mahfi Eğilmez’in bir okuyucusuna verdiği cevap, ekonomimiz ve ülkemizin geleceği açısından çok önemlidir;
Eğilmez bir takipçisinin, “Hocam suçu dış mihraklara atarak daha ne kadar idare edebiliriz” sorusuna öyle bir cevap veriyor ki, toplum olarak içinde bulunduğumuz çaresizliği özetler nitelikte.
Diyor ki Eğilmez; “Dış güçler masalının bitmesi ve yaşadığımız ekonomik durumun kavranması, Çin seddi nerede sorusunu doğru cevaplayanların oranına bağlıdır”
Demek ki eğitim, demek ki demokrasi, demek ki, üretim, demek ki toplumsal seferberlik.
Bunları sağlamadığımız sürece, avucunuzda kalan liracıkların da eriyip gitmesini izleme çaresizliğini yaşamaya devam edeceğiz.