HAZAN VE HÜZÜN
Ahmet ZORLU
Siyaset, ekonomi, huzursuzluk, terör, dış tehditler, dışa tehditler, gerilim, ‘Sen kimsin’li değeri düşük söylemler, aba altından sopa göstermeler, cafcaflı propaganda kokan törenler, ‘memleketin altı da üstü de oynak’ türünden düzeysiz kürsü konuşmaları, mahalle kabadayısı edasıyla güçlü dünyaya efelenmeler, sonra da yaltaklanmalar..
Biliyor musunuz, bu güzel ülke belki çok şey kazandı, ama bir daha gelmeyeceğinden korktuğum ‘Huzur’u kaybetti.
Devlet-i Ali’nin eliyle besleyip büyüttüğü ihanet odakları şimdi kendilerini besleyip büyüten ele saldırıyorlar.
Yukarda olup bitenlerin faturasını ise, besleyip büyütenler bize ödetmeye çalışıyor.
Diyarbakır Karpuzu gibi ülkem insanını tam ortasından ikiye böldüler.
Allah, bu bölünmeyi coğrafyamıza yansıtmasın diyor ve size, günün anlam ve önemini yazı konusu yapıyorum.
Hiç değilse bir dakikalığına da olsa, kendimizi hatırlamak ve hazırlamak için.
. . . .
Yaz sonu; Sonbahar.
Yaz hallerimizden kurtulma vaktidir.
Yeniden ayağa kalkma, hayatın gerçekleriyle yüzleşme mevsimidir, Sonbahar.
Sanki bir başlangıç mevsimidir.
Bizim gibidir, hüzündür ve gerçektir.
Sanki tüm hüzünler canlanmak için onu bekliyor.
İçten gülen yüzlerde biraz tedirginlik imzasını atmış.
Eli cebinde insanlar, gezinti yerlerini sabah akşam arşınlıyor.
Herkes yalan olsa da zorla gülüyor, güldürüyor.
Yakalıyorum sonbahar vurgunlarını, kendimden kaçıp onlarda buluyorum ruhumu.
Sahi siz bu satıları okurken hangi hatıranın eşiğinde üşüyorsunuz?
Sonbahara haksızlık ediyor da olabiliriz.
Yeniden var olmak için yok olmak gerekiyor, yavaş yavaş canınız yana yana yok olmak.
Canınızın acısı geçmeye başladığında köklerinizden filizleniyor umutlar.
Sonbaharda yaprak dalını bırakıyor insan baharda yarini.
Öyle ise akşam üstü kızıl rengine bürünen denize, gece gökyüzünde nazlanan yıldızlara kızmamak gerekir.
Sonbahar doğanın akşamı ve en rahat anıdır aslında, ne korkulacak ne de hüzünlenecek hiçbir şey yoktur sonbaharda;
Tıpkı tüm canlılar gibi doğada, günün tüm yorucu telaşından sonra soyunup atar kendi akşamında.
“Sonbahar sevimlidir.” Sizlere yazdan sıyrılan lodosların telaşlı bulutlarda yağmur aramalarını izletir.
“Sonbahar hüzünlüdür.”
İki elinizi paltolarımızın yan ceplerine soktuğunuzdan beri, ayaklarınızın altına serdiği sararmış yapraklarla bir başınıza yaptığınız düşünceli yürüyüşlerinize eşlik eder.
“Sonbahar son bakıştır.”
Güneşin solan yüzünü izletirken içinize hiç olmadığı kadar veda sözcükleri doldurur.
“Sonbahar belli ki bir hatırlatıştır.”
Yere düşen her yaprak, kuruyan her ağaç aslında hep kaçtığınız, ama kaçtıkça yaklaştığınız “o” son günün en büyük tanığı ve en büyük habercisidir.
Sonbahar bir şiirle karşılanır, bir hüzünle konuk edilir, bir masalla uğurlanır.
Onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz.''
Sanki tüm hüzünler canlanmak için onu bekliyor.
İçten gülen yüzlerde biraz tedirginlik imzasını atmış.
Eli cebinde insanlar deniz kıyılarını sabah akşam arşınlıyor.
Herkes yalan olsa da zorla gülüyor.
Yakalıyorum sonbahar vurgunlarını kendimden kaçıp onlarda buluyorum kaçaklığımı.
Sahi siz bu satıları okurken hangi hatıranın eşiğinde üşüyorsunuz?
Sonbahara haksızlık ediyor da olabiliriz.
Yeniden var olmak için yok olmak gerekiyor.
Öyle ise akşam üstleri kızıl rengine boyanan denize, gece gökyüzünde çıkmak için nazlanan yıldızlara kızmamak gerekir.
Doğa nasıl olsa uyanacaktır bir gün;
Kısacası sonbahar doğanın akşamı ve en rahat anıdır aslında.
Ne korkulacak ne de hüzünlenecek hiçbir şey yoktur sonbaharda tıpkı tüm canlılar gibi doğada, günün tüm yorucu telaşından sonra soyunup yorgunluğunu atar kendi akşamında.
Sonbaharı sevdiklerim gibi severim ve beklerim gelişini.
O da sevdiklerim gibi gelir ve haberim olmadan gider her şeye inat Sonbahar...
Çünkü onun adı hazan ve hüzün mevsimidir.
Çok sevsek bile ‘Son’u hatırlatır bize.