HAYAL DE OLSA..
Ahmet ZORLU
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Çelik, toplum katmanları ile bir araya gelerek, yapılacak yatırımları ve geleceğin Kayserisini konuşacak.
İlk toplantı bu gün.
Orada uzun uzun konuşmak yerine, özlediğim, olması gereken, düşlediğim Kayseri'yi buradan özetleyeyim. Belki gelecekte yapılacak programlarda yararı olur diye düşündüm..
....
Öyle bir kent var ki düşlerimde..
Giriş tabelasındaki bilgilerin üzerinde mutluluk ve huzur işaretleri olsun.
Şırıl şırıl akan bir nehrin çevresinde olmalı bu kent mesela..
Fotoğraflarda betonun grisi yerine, yeşilin, mavinin ön planda olduğu.
Ziyanı yok, deniz kenarında olmasın bu kent.
Ama betonlaştırılmasın, matruşka misali birbirine benzer çok katlı yapılar yerine bahçeli, yemyeşil evlerle süslü bir kent.
Kuş cıvıltılarının, akşam karanlığında yerini cırcır böceklerinin musikise terkettiği, leylak kokularının, gül kokularına karıştığı, sokaklarından huzur taşan, mahalle bakkalının önünde, otobüs durağında karşılaşan insanların birbirine güler yüzle 'Merhaba', 'Günaydın' dediği bir kent.
İnsanlarının akşamları, gelişigüzel patlatılan havai fişek gürültüleri ya da davullu sokak düğünlerinin gürültüsünü dinlemek yerine, Senfoni Orkestrası konseri için sıraya girdiği, İdil Biret'e, Suna Kan'a, Gülsin Onay'a, Fazıl Say'a aşina olan, onların dinletilerinde salonların tıka basa dolduğu, kapalı gişe Genco Erkal, Haldun Dormen, Rutkay Aziz, Arsen Gürzap etkinliklerinin sergilendiği bir kent.
Trafiğe kapalı, yayalara açık sokakları bulunan, sanatçıların tuvallerini açıp, sokak sanatçılarından gelen nameler eşliğinde resim yaptıkları, şairlere ilham verecek her türlü görüntüyü bir araya getirecek bir kent.
Akşamları, sayfiyelerinden silah sesleri yerine, musiki namelerinin yükseldiği, trafiği sessiz ve sakin işleyen, zonta ve magandalara fırsat vermeyen bir yönetim anlayışının hakim olduğu, huzurlu ve mutlu insanların, gelecek kaygısı yaşamadığı, komşuluk ilişkilerinin deforme olmadığı bir kent.
Parklarında, cafelerinde güler yüzlü gençlerin felsefe tartıştıkları, güler yüzleri ile geleceğe dair umutlarımızı yeniden yeşertecek, kültürel açıdan donanımlı insanların varolduğu, çocukların huzur içinde okullara gittiği, hiç bir dayatmanın, hiç bir önyargının varolmadığı bir kent..
Dini ritüellerin istismar edilmediği, siyasi ve ticari çıkarlar için kullanılmadığı, satıcının satarken kendinden önce müşteriyi düşündüğü, kitabevlerinin dolup taştığı, duraklarda araç bekleyen insanların bön bön sağa sola bakmak yerine elindeki kitap ya da gazeteye odaklandığı bir kent.
Gecenin bilmem kaçında gençlerin, cinsiyetine bakılmaksızın bir yerden bir yere yürüyerek gidebildiği, kapkaçın, tacizin, kadına yönelik şiddetin, hırsızlığın, cinayetin olmadığı, hukuk kurumlarının herkese eşit mesafede yaklaştığı, insanların dinlenme, gözaltına alınma, yargı daveti alma korkusu olmadan fikirlerini özgürce beyan ettikleri ve katılmasak bile, bu özgürlüğün, beyan edenin hakkı olduğu gerçeğini kabullendiğimiz bir insan topluluğunun yaşadığı kent.
İkiyüzlü siyasetçilerin meydan bulamadığı, dün ak dediğine bu gün kara diyebilen insanların siyasetten uzaklaşmak zorunda kalacağı, yönetenlerinin ara sıra da olsa, parkta, sokakta, çarşıda insanlarla iç içe sohbetler yapabildiği, milletine tepeden bakmayan, kibir çamuruna bulanmamış yöneticilerin yönettiği bir kent.
Yalan söylemenin, toplumu kandırmanın, toplumdan dışlanmakla cezalandırılacak kadar ağır bir suç olarak görüldüğü bir kent.
Yönetenlerin kimseyi ötekileştirmediği, bilime, sanata, teknolojiye açık, yönetirken toplum kesimlerinin istek ve önerilerine de kulak kabartan, onların görüşlerini dikkate alan bir kent.
Meydanlarında, insanların huzur içinde zaman geçirdikleri, hiç kimsenin potansiyel tehlike olarak görülmediği, kimsenin diğerinin yaşam tarzına, giyimine karışmadığı bir kent.
Demokrasi meydanları olan, burada herkesin görüşünü özgürce dillendirdiği baskı korkusu olmayan, birbirinin düşüncesine saygılı insanların forumlar düzenlediği ve görüşlerini dillendirdiği bir kent.
Hiç kimsenin doğduğu yere bakılarak, yilli-köylü ayırımına tabi tutulmadığı, yönetenlerin kadro oluştururken, ya da bir kültürel projeyi hayata geçirirken adama göre değil, işe bakarak hareket ettikleri, kendi görevlerinin ötesinde başka kurumların işleyişine parmak sokma hastalığına yakalanmadıkları bir kent..
Opera, Balo, klasik müzik, tiyatro gibi sanatsal gösteriler için günler öncesinden biletlerin tükendiğinin ilan edildiği bir kent mesela..
Doğanın, yeşilin taş ocağı için tahrip edilmediği, yapanın yaptığının yanına kalmadığı, 'Hamili kart'ın geçersiz olduğu, sanatçının sanatı için itibar gördüğü, şarlatanların meydan bulamadığı, üniversitelerinden ülkemin geleceğine damga vuracak mezunların yetiştiği, kula kulluk edilmeyen bir anlayışın hakim olduğu, güvenliği konusunda hiç bir endişesi bulunmayan, polisin halkla iç içe huzurun bekçisi olduğu, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerin yetiştiği bir kent.
Aslında hayal ettiklerimiz, kendine insan diyen herkesin yaşaması gerektiği kavramlar.
Ama ne kadar uzağız, ne kadar ulaşılmaz görünüyor yukarda saydıklarım.
Hiç düşündünüz mü bu hayalini bile kurmakta zorlandığımız hayat biçiminin bize neden çok görüldüğünü?