HASTALIK YAYILIYOR..
Ahmet ZORLU
Türkiye'de yaşanan gelişmeleri izledikçe, aslında emperyalizmin içimize ektiği 3 ayrı bölünme tohumunun gittikçe filiz verdiğini görüyor ve gelecek açısından güzel ülkem için endişe duyuyorum..
Altıncı filo İstanbul'da limana yanaşmadan önce onlar için özel hazırlık yapanlarla, 6. filo askerlerini İstanbul'a sokmayanların mücadelesinde, malesef kerhaneleri bile boyayıp conileri ağırlamak ve 3-5 dolar kazanmak umudunda olanların o gün olmasa da bu gün galip geldiklerini üzülerek izliyorum.
1980 öncesi istikrarsızlık yaşıyorduk, ekonomik yönden büyük bir sıkıntı döneminin içindeydik. Ama sokağa çıkanlar "Ne ABD ne Rusya, tam bağımsız Türkiye" sloganları ile inletiyorlardı alanları.
İşte emperyalizm, bu milli ruhu öldürmek için aramıza 3 ayrı nifak tohumu ekti. O tohumlar kök saldı, boy attı.
Bu tohumlardan en tehlikelisi 'etnisite' tohumudur. Bu gün ülkem coğrafyasının bir bölümünde yaşananlar, can güvenliğine hasret bölgeler, hemen her gün omuzlamak zorunda kaldığımız şehit cenazeleri, etnisite tohumunun geldiği noktayı gösteriyor.
İkinci tehlikeli virüs, mezhepçilik virüsüdür. Malesef bu virüste tutmuştur. Ülkemin insanları birbirini Alevi-Sünni gibi kavramlarla suçlamaya, kin beslemeye başladı. Elbette bunda yönetenlerin uyguladıkları resmi ideolojinin de büyük payı olduğu gerçeğini kabul etmek zorundayız.
Bir başka virüs ise, dini değerleri istismar virüsüdür. Bu virüs o kadar yaygın hale geldi, getirildi ki, Hac Farizesi, Cuma Namazı, kılık ve kıyafet bile istismar edilir duruma geldi. Bir çok fırsatçı, dini motifleri kullanarak dönülecek köşe bırakmadı. İslamı inancının gereği gibi yaşayan topluluklar bu istismarın farkındadır. Ama sesini çıkaramamaktadır. Zira istismarcıların sesi daha gür yankılanmaktadır.
Sol bile bu anlamda paramparça halde..
Hatırlayınız 2 yıl önce Barzani birlikleri Cumhuriyet Bayramında ülkemiz topraklarını kullanarak Kobani'ye giderken atılan sloganları, "Biji serok Obama" diye bağırmıyorlar mıydı.
Yani emperyalizm, askeri gücü ile nüfuz etmediği ve Lozan'da dize geldiği güzel ülkemin bağımsızlığını, uyguladığı kültürel ve ekonomik politikalarla maalesef yok etme noktasına getirdi.
Çok hızlı yayılan ve toplum katmanlarını birbirine düşman eden bu üç olumsuzluğun üstesinden gelmediğimiz sürece de ülkenin geleceği için kaygı duyma hassasiyeti olanların haklılığı devam edecektir.
Durum o kadar vahim boyutlara ulaştı ki, demokratik sistem içerisinde yer alan siyasi partilerimiz bile özellikle seçim dönemlerinde, milletvekili aday listelerini belirlerken etnik veya mezhepsel kotalar uygulamaya başlamışlardır.
Etnik veya mezhepsel kotalar bir yana, yörecilik hastalığı bile siyasi partilerimizi bir kangren gibi sarmıştır. Kayseri'deki aday listeleri hazırlanırken, Sivaslılar, Yozgatlılar, Avşarlar, Çerkesler, Yilliler gibi toplum kesimlerinin sıcak bulacağı isimler ön plana çıkarılmaktadır.
Kültür, birikim, siyaset deneyimi, ülke sorunlarına hakimiyet, liyakat gibi unsurlar alay konusu olmaya başlamış, birlikte yaşama irademiz yok edilmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesine baktığımız zaman, 1920'li yıllarda 90-100 yıl sonra yaşanabilecekleri adeta hissetmiş ve gençliği, bu günler için hazırlıklı olmaya davet etmiştir
"Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir."
Derken, gençlik bu gün kamu kurumlarından Türkiye Cumhuriyeti İbaresinin kaldırılışını büyük bir vurdumduymazlık içinde seyretmiyor mu?
" Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!" derken, bu vurdumduymazlığın yaşanabileceğini dile getirmiyor mu Atatürk.
"İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir."
Derken Türkiye Cumhuriyeti'nin bu günkü halini özetlemiyor mu?
Evet, Türkiye Cumhuriyeti zor bir zamandan geçiyor.
Cumhuriyete, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, güçlü bir parlamenter sisteme her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.
Bize bu ihtiyacı 15 Temmuz Musibeti bir kez daha hatırlattı. Ama Atatürk'ün mirasına sahip çıkması gerekenler, Atatürk'ü sadece 10 gün hatırlayabildi.
Hemen ardından, Atatürk ve Silah arkadaşlarının bu millete en değerli hediyesi olan, bağımsızlığımızın tapusu olarak kabul edilen Lozan'ı neredeyse ihanet belgesi olarak takdim ettiler.
Yarın-bir gün Kurtuluş Savaşı'nı, Çanakkale Savaşları'nı da 'Düşman yoruldu çekildi'ye bağlarlarsa kimse şaşırmasın..