Ahmet ZORLU

GÜVENİ YİTİRMEK..

Ahmet ZORLU

Eğer olması gerekeni bile bile, ülkede farklı uygulamalarda ısrar ederseniz, doğruyu gösteren biri çıkar, altınızdaki koltuğa kuruluverir.

Eğer, özünüze dönmemekte ısrar eder, geleceğinizi bazı dış oluşumların geleceği ile sağlama almaya kalkışırsanız, o dış yapılar sizi günü geldiğinde sap gibi ortada bırakıverir.

Eğer bir ülkede yönetime güven kalmadı ise, başta ekonomi olmak üzere, bazı konularda inisiyatif yönetenlerin kontrolünden çıkar, olumsuzluklar belli bir zaman dış etkenlere fatura edilir ve millet bu şekilde kandırılır.

Ama bu da uzun sürmez.

Hemen yanıbaşınızda, yıllarca sizinle birlikte yol yürümüş ama dışlanmışlar ortaya çıkar ve “Biz iktidara gelirken bu millete bu yaşattıklarımızı taahhüt etmemiştik. Zenginlik vaat etmiştik. Yasaksız bir ülke taahhüt etmiştik. Yolsuzluğu ülke coğrafyasından kazıma sözü vermiştik” der ve daha siyasal oluşumunu bile kurmadan size alternatif hale gelir.

Ali Babacan Hareketinin, özellikle yıllarca iktidarı sırtında taşımış ama derin bir hayal kırıklığı yaşayan kitlelerde uyandırdığı heyecanın tek nedeni budur.

Zira, ülkemin hızla sürüklendiği ‘tek adam’ rejimi bu güne kadar uygulandığı hiçbir ülkeye huzur ve mutluluk getirmemiştir.

Aksine kan ve gözyaşı, açlık ve sefalet, pranga ve sürgün hakim olmuştur bu ülkelerde.

Hürriyet’ten Abdülkadir Selvi dünkü yazısında diyor ki, “Recep Tayyip Erdoğan  partisindeki kopuşu önlemek için herkesle tek tek görüşüyor..”

Önleyemez..

Güzel ülkemde ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda yönetime güven kalmamış, vatandaş gelecekte yaşanması muhtemel ekonomik çöküş için kendi önlemlerini kendisi almaya başlar hale gelmiştir.
Şöyle bir düşünün.
Ülkenin tek adamı ‘Yüksek faiz, yüksek enflasyonun nedenidir’ tezini savunurken, tek adamın yönettiği aynı ülkede Merkez Bankası çıkıyor ve faizi ‘Dünyanın En yüksek’ noktasına yükseltiyor.
Tek adamın bunu engellemeye gücü yetmiyor?

Eeee ortada da söylenmiş bir söz, bir idda var.

Merkez Bankası Başkanını görevden alarak yerine, dediğini tutacak bir isim getiriyor.

Şimdilik faizler biraz indirildi.

Ama dolar da yükselmedi diyenlere de söyleyeyim.

Siz hele kış aylarına girelim, o zaman görürsünüz,

Şimdiden söyleyeyim.

Manav tezgahlarından tutun, Çarşı-Pazar, tüketicinin önünden geçmeyeceği alanlar haline gelecek.

Bu gün itibarıyla, her takvim günü ekonomi yönetimi 50 milyon lira borç faizi ödemek zorunda.

Ana borç demiyorum borç faizi.

Buna ekonomi mi dayanır, insan mı dayanır, yönetim mi dayanır.

O nedenle alınan hiçbir önlem, indirilen faiz, yapılan zamlar bile güveni geri getirmiyor.

Zira aldığınız önlemlerin içinde ve başında;

Demokrasi yoksa..
Hukukun bağımsızlığı yoksa..
Eğitimde nitelikli yapılanma yoksa..
Çalışma hayatının hiç değilse eski noktasına getirilmesi yoksa..
Yahyalı Üretme Çiftliği ve tüm üretme çiftliklerinden başlamak üzere, Şeker Fabrikalarının yeniden kamuya kazandırılması, ardından Pamuk, Fındık, Çay ve Tütün ekimini yeniden hayata geçirecek düzenlemeler yoksa..
Üretim Ekonomisi yoksa..
Her devrin günah keçileri, çağdaş demokrat kamu görevlerinin yeniden okullarına dönmeleri, eğitimin bilimsel bir noktaya taşınması için önlemler yoksa..
Ülke hayvancılığının, kırsal kesimde aile tipi işletmeleri destekleyecek önlemlerle yeniden ayağa kaldırılması yoksa..
Bedelini dolarla ödediğimiz yatırımların geri ödemesinde dolar kurunun, işin bittiği tarihteki kura endekslenmesi yoksa..

Yapılacak bir iç ve dış görüşme, alınacak hiç bir önlem sonuç vermez, vermeyecektir.

Zira,  “Eğer bir ülkede yönetime güven kalmadı ise, başta ekonomi olmak üzere, bazı konularda inisiyatif yönetenlerin kontrolünden çıkar”
Bu güne kadar yapılan her ekonomik düzenleme, bir avuç mutlu azınlık dikkate alınarak programlanmış o nedenle de uygulanabilirlik sahası bulamamıştır.
Türk Milleti’nin neredeyse tamamı, ekonomik konularda iktidara olan güvenini yitirmiştir.
Zira, bu yönetim her şeyden önce demokratik tüm değerlerimizi ortadan kaldırmıştır.

Hatırlayın, daha geçen yıl Havaalanı işçilerinin yaptıkları gösteriyi;

Tahtakurusundan yakınıyorlardı, Tahtakurusundan.
Biz de Millet olarak aynı durumdayız;
Fakirleştirildiğimizi bile göremez haldeyiz.
Sıkıntımız, hortlayan Verem..
Sıkıntımız, hortlayan Şarbon..
Sıkıntımız, hortlayan çocuk felci..

Sıkıntımız, kaynamayan tencere.
Sıkıntımız, Ülkenin Afganistan’a, Pakistan’a dönüştürülmesi, Mülteci Cenneti haline getirilmemiz.

Sıkıntımız, okula gönderdiğimiz çocuklarımızın, bilim yerine Hurafelerle dolu bilgilerle donatılması..
O nedenle, çöpe attığınız toplumsal değerlerimizi yeniden baş köşeye çıkarmadığınız sürece, Demokrasiyi eksiksiz olarak yeniden inşa etmediğiniz sürece korkarım yitirdiğiniz güveni yeniden kazanamayacağınız gibi, 18 yılda inşa ettiğiniz sistem elinizden kayıp gidecek.

Hem de içinizden çıkanlar hazırlayacak size bu sonu..

Yazarın Diğer Yazıları