Ahmet ZORLU

GÜVEN, İNANÇ, DOSTLUK ÜZERİNE..

Ahmet ZORLU

Çok eski tanıdığım, bir dostum bana geçen hafta ziyarete geldi.  
Sohbet sırasında şöyle dedi. 
'Sevgili dostum, tecrübe insanların yediği kazıkların bileşkesidir. 
Bu bileşke otuz yıldır sende neden oluşmuyor? 
Seni tanıdığım günden beri ne zaman insan sevsen mutlaka hüsrana uğrayıp bir darbe yiyorsun. Artık sevme beni de sevme, hayatta, etkin, yetkin, tecrübeli ama duygusal olamazsın ve sen bu konuda ezber bozamazsın dedi ve ekledi… 
İnsanlar menfaatleri olmasa gelmezler vecde… 
Vaat etmeseydi Allah cenneti, etmezlerdi secde… 
Aynı bu bağlamda ’Mevlana’nın müritleri ile yürürken, birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görür. Mürit; Ne güzel bir kardeşlik örneği der, keşke insanlarda bunlardan ibret alsa. Mevlana, tebessümle cevap verir. ‘Aralarına bir kemik atıver de gör kardeşliklerini’ der. 
Yine İngiliz yazar Daniel Defoe’nin ‘menfaat ve çıkar, ne dost, ne akraba, ne de hak tanır’ sözleri ile ellerimden tuttu ve artık bileşke oluşsun dedi, yanımdan ayrıldı.' 
Kal geldi desem abartmış olmazdım. 
Bu kadar mı vahimdi insanların içinde bulunduğu durum. 
Yoksa kabullenmek mi lazım maddiyatçılığı. 
Söz konusu menfaat ise; gerisi teferruat hali ve açgözlü oldukları için, kompleksiyle, kaprisleriyle temsil ettiği değerleri taşıyamaz halde olan bu insan grubu en tehlikeli insan tipi olarak değerlendirilebilir. 
Bu nefsi düşük, kompleksli ve inançlarını kaybetmiş insan topluluğu içinde yaşamak ve doğmasına sebep olduğumuz çocuklarımızı onlardan korunmalı yetiştirmek ve yine onlarla mücadele etmelerini öğretmek mi olacak, anne baba olarak bizlerin görevi. 
Ne acı ne hazin ne keyifsiz ve ne kadar zor bir yaşam böylesi sırtı duvara dayalı gezmek… 
Nerede dostluk, nerede sevgi ve anlayış, nerede unutuldu; menfaat ve bencillik peşinde sürüklenmekteler. 
Duygular sahteleşti, insanlar sırlarını açacak dost bulamaz, paylaşılan her güzel andan korkar oldu.  
Yapılan her işten çıkar arar, samimiyetten uzak, para esaslı ilişkiler ve şahsi menfaatler yüzünden örf, adet, gelenek, anane, inanç, itikat, itimat yalan oldu, konu maddiyat olunca… 
Padişahım çok yaşa muhabbeti, el öpme ile dudak aşınmaz halleri, doğru, etik, kimlikli, benlikli, onurlu, omurgalı, şerefli, şahsiyetli, haysiyetli bir yaşamın uğruna elde edilecek erdem ve asaletin önüne geçmiş. 
Bu yoldaki eziyete yenik düşülmüş ve yerine kontenjandan hemşerici olma, kayırmacı, yandaşçı ve yanaşmacı olma avantajını tercih eder hale gelmekse, insanlığın son durumu, “aşağılık hissini sindirmek zorunda kalmış” yaşam şeklini benimsemiş hale gelmiştir. 
Kayırmacılık, yandaşçılık, dalkavukluk hali ile nerede ise tek tip haline dönüşmeye doğru bir yol tutulmuştur, 
İman ve paranın kimde olduğu bilinmez hali, aksine herkesin rengi nerede ise aynı olmuştur. 
Bütün bunlardan sonra özetle şunu söylemek isterim ki, bir doğru bin eğriyi düzeltebilir. 
Zorda olsa ben sevmeye ve insanlara olan güven ve inancımı kaybetmemeye gayret gösteriyorum. 
Ama yaşadığım olaylar, çevremde gelişen çirkin ve tutarsız ikiyüzlülükler, beni zaman zaman sarsmıyor değil. 
Elbette ki nerede ise lüks olan bu inancın kaybına uğrayan insanlar, bunu bir kere tattıklarında kaybetmenin boşluğunu hissedeceklerdir. Ve her kayıp yaşayan, bir sonraki dost ve sevgi hislerini kaybetmeme telaşı yaşayacaklardır. 
Nitekim koşulsuz arkanı dönebilmenin zevki ve keyfini yaşamanın, tetikte yaşamaktan çok daha zevkli olduğunu onlarda öğrenmiş olacaktır. 

Yazarın Diğer Yazıları