Ahmet ZORLU

GÜL CEPHESİ ÇÖKTÜ..

Ahmet ZORLU

Dün köşe yazısını Bakanlar Kurulu listesi açıklanana kadar yazmadım.

Zira, Kasım Ayı başlarında neredeyse tartışmasız Çevre ve Şehircilik Bakanı olacağı iddia edilen Mehmet Özhaseki'nin, dolayısıyla Kayseri Milletvekillerinden hangisinin kabinede yer alacağı tartışmaları açısından konu  daha da önem kazanmıştı.

Hemen belirtmek istiyorum, kayıtsız şartsız biat edenlerin dışında hiç kimse kabinede yer bulamadı.

Kayseri'den başlayalım isterseniz.

Geride bıraktığımız Cumartesi ve Pazartesi Günkü yazılarımda Mehmet Özhaseki'nin Bakanlar Kurulu'nda yer almayacağını vurgulamış, bunun olası nedenlerini özetlemiştim.

Ancak Taner Yıldız'ın kesin olarak kabinede Enerji Bakanı olarak yer alacağı görüşü hakimdi kulislerde.

Listeye göz attığımızda, Mustafa  Elitaş'ın Ekonomi Bakanı olarak yer aldığı, ancak beklendiği gibi  Özhaseki'nin, sürpriz şekilde de Taner Yıldız'ın listede bulunmadığını gördük.

Bu durum ve Bakanlar Kurulu'nun yapısını başlıktaki 3 kelime ile özetlemek mümkün.

Yani, Abdullah Gül'e yakın isimlerin yanısıra, Gül dolaylı da olsa ile teması olan Taner yıldız gibi isimlerde kabine dışında kaldı.

2002 yılından bu yana kabinede sağduyunun sesi olarak bilinen Ali Babacan,  uzlaşı yanlısı çizgisi ile bildiğimiz Cemil Çiçek gibi isimler de kabinede yer bulamadı.

Buna karşılık, siyaset çizgisini Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a paralel olarak belirleyen Mustafa Elitaş, Bekir bozdağ, Yalçın Akdoğan, Faruk Çelik, Cevdet Yılmaz,  Mehmet Müezzinoğlu, Efkan Ala gibi isimler ya yerlerini korudular, ya da kademe atladılar.

Özellikle Enerji Bakanlığı'na Berat Albayrak'ın getirilmesi buna karşılık Taner Yıldız'ın üzerinin çizilmesi, genel siyaseti takip eden gözlemcileri de şaşırtmış oldu.

Önceliği Kayseri olan bizim gibi gazetecilerin önündeki en önemli soruya gelince, "Bundan sonra ne olacak?" sorusunun cevabıdır.

Sayın Mustafa Elitaş'ın partisindeki lakabı 'OSB Milletvekili' olarak geçerdi yıllardır.

Teşkilata mesafeli, Mehmet Özhaseki gibi yerelcilere uzak, Mahmut Cabat döneminden sonra teşkilatları ile sağlıklı   ilişkisi bulunmayan bir isimdir Sayın Mustafa Elitaş.

Dördüncü  dönem milletvekilliği yapmaktadır.

Partisinin Meclis Grup Başkanvekilliği döneminde atak bir çizgi izlemenin ötesinde,  Kayseri için duvarda tek çivisi bulunmayan bir siyasi portredir kendileri.

Birinci döneminde Bütçe Plan Komisyonu üyeliği yapmış, o dönem Kayseri geneline ayrılan kamu yatırım ödeneğinden fazla bir rakam Konya'nın Mavi Tünel Projesine   ayrıldığını Kayseri'de gazetecilerden öğrenmişti.

Hele, halen yürürlükte olan Maden Kanunu için komisyon başkanı olarak gösterdiği  özveri! unutulmaz hizmetlerinden! biridir.

Kayseri Şeker Fabrikası yönetimini görevden aldırabilmek için sergilediği, yasatanımaz çalışmaları yine kendi açıklamaları ile ve tape kayıtları ile mevcuttur.

Milletvekili olarak Kayseri Şeker ile ilgili yaptığı mahkemeye ayar görüşmesi halen Youtube de en çok tıklanan konuşmalardan biri olarak yer almaktadır.

Bu saatten sonra Kayseri'ye yatırım anlamında bir katkısı olur mu? diye soracak olursanız.

Açıkçası ben umutlu değilim.

Gelelim, Ali Babacan, Cemil Çiçek ve belki de Mehmet Özhaseki gibi isimlerin bundan sonra izleyecekleri politikalara.

Öncelikle onların gözü, İstanbul Merkezli arayışlara yoğunlaşacaktır.

Ve öyle sanıyorum, 2016 yılında Sayın Erdoğan Başkanlık ısrarını ısıtıp Türkiye'nin önüne getirdiğinde ise 5. parti formulü gündeme getirilecek ve partiden güçlü bir kopuş yaşanacaktır.

Zira, ne Bülent Arınç, ne Ali Babacan, ne Cemil Çiçek Türkiye'nin başkanlık sistemi konusunda istekli isimler değildir. Türkiye'nin böyle bir maceraya doğru yola çıkarılmasına izin vermeyecek ve sessiz kalmayacaklardır.

Yine Ali Babacan'ın 'Güçlü bir ekonomi için güçlü demokrasi olmazsa olmazdır' formulü kendisini kabine dışı bırakan özelliğidir ve demokrasi noktasındaki hassasiyetini bundan sonra da sürdürecektir.

Peki Mehmet Özhaseki bundan sonra ne yapacaktır derseniz.

Dün yazdım.

Uzun ve derin bir yalnızlığa ilk adımını bu kabinenin oluşması ile birlikte atmış oldu.

Ve bu duruma düşmesinin tek sorumlusu kendisi ve çevresindeki yalaka takımıdır.

Çünkü onlar 'Mağrurlanma ey Haseki' diye kendisini uyarmak yerine, Namık Kemal'in  'Yüksel ki yerin bu değildir/ Dünyaya gelmek hüner değildir" sözleriyle kendisini pohpohladılar ve bu acı sonu hazırladılar.

 

Yazarın Diğer Yazıları