GEMİ..
Ahmet ZORLU
Kutlanır kutlanmaz tartışmaları içinde, yastık altına attığınız bilete çıkacak ikramiyenin hayaliyle, hiçbir şeyin değişmeyeceği giderlerinizin artacağını bilmenize rağmen umutla beklediğiniz Yeni Yıl geldi çattı.
Kimi evinde çocukları ile portakal soyup tv seyrederek, kimi eğlence mekanlarında ‘Ekonomik mönü’ ile yeni yıla “hoş geldin” dedi. Kiminiz inancınız gereği, Suudi Arabistan’da bile kutlanmayan ve gerçek tarihi 3’mü 10 Ocak’mı olduğu Tartışılan Mekke’nin Fethini kutladınız.
Kiminiz ise, “Yeni yıla Türkiye’de girilir mi?” diyerek atladınız uçağa, Londra, Paris gecelerine aktınız.
Ama bu günden sonra hepiniz, hepimiz yine aynı gemide buluştuk, buluştunuz.
Bu geminin adı, Türkiye Gemisi..
Ama bu gemi yeni yılda yola çıkarken sorunlar yumağını da yeni yıla taşıdı.
Motor tekliyor. Gemi kendi enerjisini üretemez durumda. Borç parayla enerjisini temin ediyor. Geminin makineleri tekliyor. Kaptan Köşküne kurulanlar, bir toplumsal itiraz oluşmaması için üst kamaradakiler ile alt kamaradakiler arasında yaşanan kıskançlığı, çekememezliği sürekli körükleyerek birlik ve beraberliği önlemeye çalışıyor.
Geminin ambar kısmına ve makine dairesine Komşu Ülkeden sızmayı başaran kaçak yolcular isyan çıkarmasın diye Kaptan onlara sürekli gemideki imkanları kullanarak destek sağlıyor. Onlardan yolculuk boyunca ödemeleri gereken parayı talep etmediği gibi, kurdukları işletmeleri de denetlemiyor, ayrıcalıklı bir sınıf muamelesi gösteriyor.
Çok eskiden değil, daha iki yıl öncesine kadar bu geminin her bölümünü yöneten, geminin içerisindeki yaşamı düzenleyen kurullar vardı.
Bunlar Yasama, Yürütme ve Yargı olarak sınıflandırılır, bu 3 erk birbirinin işine karışmadığı gibi birbirini de denetlerdi.
Bu 3 erkin gözünden kaçan aksaklıkları da Gemi Gazeteleri ve Yayın Kurumları dile getirir böylece kaptan köşkünü haberdar eder, önlem almasını sağlardı.
Ama kaptan, “İşler ağır-aksak yürüyor” gerekçesi ile tüm yetkileri kendinde topladı.
Yardımcılığına aileden birini, damadını getirdi.
Şimdi, bırakın Ambarı, makine dairesini, alt katlardaki kamaralarda yolculuk edenlerin talepleri, beklentileri bile kaptan köşküne yansımıyor.
Kaptanın tek hedefi ise tam 3 ay sonra yapılacak geminin bölümlerini yönetenlerin seçimi. O zamana kadar işi idare etmek ve adamlarını bölüm yöneticisi yapmak.
Bu arada, Kaptan Köşkü’nü kontrolüne alan bir grup ise, geminin rotasının bilinmezliklere çevrilmesini sağladı ve hep birlikte ‘Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete..’
İşte 2019’un ilk sabahında baktığımda, Türkiye’nin fotoğrafı bu şekilde özetlenebilir.
Yani Sevgili dostlar bizi çetin ve zor günler bekliyor.
Bu bilinmeze yolculukta geminin çarklarının dönmesi için daha çok çalışacağız, diyeceğim ama iş yok, işsizlik var.
Daha çok üreteceğiz, diyeceğim ama üretimin önüne konulan engeller yüzünden ihtiyaçlarımızın neredeyse tamamını başka gemilerden satın alıyor, borçlandıkça borçlanıyoruz.
Daha çok vergi verip, geminin sağlıklı işlemesini sağlayacağız, diyeceğim vergiye verecek paramız kalmadı.
Yeni fabrikalar kuracağız, diyeceğim ama bu cazip faiz ortamında kimse parasını üretime yöneltmek istemiyor, faizin tatlı kazancı daha cazip geliyor.
Gemiye dışarıdan daha çok borç para alacağız, diyeceğim ama para babaları Japona yüzde 1, bizim talep ettiğimiz dolara yüzde 7,5 faiz uyguluyor.
İçine düştüğümüz, düşürüldüğümüz açmazları Kaptan Köşkü’ne iletelim, diyeceğim ama kalın duvarlara çarpan sesimiz yankı olarak bize geri dönüyor. Ya da sesini ulaştırmayı başaranlar geri dönerken alınlarında ‘Fetöcü’, ‘Hain’, ‘PKK lı’ gibi damgayla dönüyor ve sakıncalı hale geliyorlar.
Çözüm ne, diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum.
Çözüm, Liyakat.
Çözüm, Üretim.
Çözüm, Demokrasi.
Çözüm, Cumhuriyetin Fabrika ayarlarına yeniden dönmek.
Çözüm, Geminin en yakın Tersaneye çekilerek, Gemi Mekanizmasının bozulan değerlerini kalibre ettirmek.