EKONOMİ SIKINTILI..
Ahmet ZORLU
Eğer bir ülkede, dönen ekonomi çarklarına her yıl yenileri eklenmiyor, üretim yerinde sayıyorsa o ülkenin geleceği iç açıcı değildir.
Eğer bir ülkede, özel sektör yatırım için başka ülkelerde Pazar arayışına girdi ise, yastık altındaki nakdini ülke dışına çıkarıyorsa, geleceğini başka ülkelerde bina etmeye karar verdi ise, o ülke batmaya mahkumdur.
Eğer bir ülkede, devletin resmi eğitim sisteminden umutlar kesilmiş, ekonomik imkanı olanlar çocuklarını yurtdışına eğitime gönderiyor, daha az imkanı olanlar mantar gibi türeyen özel eğitim kurumlarını tercih ediyorsa, o ülkede eğitim uçurumun en dibindedir.
Eğer bir ülkede, sağlık özelleştirildiği halde, hastayı ticari meta haline getiren bir sağlık sistemi var ise, safra kesesi olmayan hastaya, ‘Safra kesesi normal ölçülerde’ diye rapor veren sağlık sistemi yerleşti ise ve mali durumu elverenler, ‘Mevlam Cleweland dedi’ diyerek ABD’de, Avrupa’da sağlık hizmeti almaya başladı ise, o ülkede sağlık sistemi çökmüş demektir.
Eğer bir ülkede, iktidar, inşaata, tüketime ve borçlanmaya dayalı ekonomi ile ayakta duruyorsa, o iktidar üstlendiği görevde uzatmaları oynuyor demektir.
Zira inşaata dayalı ekonomi, para tükendiğinde konut stoklarının elde kalması anlamına gelir. Kriz davul çalarak gelir sektöre ve kelepir fiyatına bile satamazsınız yaptırdığınız binaları. İstanbul’da yaşanan durum tam da bu noktayı gösteriyor.
Eğer bir ülkede, bankacılık sektörü ülkenin merkez bankasının belirlediği kur ve faiz rakamlarının çok çok üzerinde faizle para çekmeye çalışıyorsa, bankacılık sektörü için olduğu kadar tasarruf sahibi için de tehlike çanları çalmaya başlamış demektir.
Ve eğer bir ülkede, aile reisi aile bütçesini cebinde taşıdığı plastik karta endeksli hale getirdi ise, cebindeki 5 ayrı karttan birbirine aktarmalar yaparak ayakta durmaya çalışıyorsa, o aile bütçesini felaket bekliyor demektir.
Bu gün bankalar en büyük emlak şirketi, en büyük oto galerisi gibi çalışıyor ve her gün ülkenin her yanında haciz yoluyla onlarca konut, arsa ve araba satılıyorsa bu iç açıcı bir tablo ile karşı karşıya olmadığımızı gösteriyor
Tüketiciler Birliğinin verilerine göre artık tüketici, cebinde taşıdığı plastik kartı tefecilerin hizmetine verdi.
Şöyle ki;
Kredi kartı ile tüketici kredileri arasında ağır borç yükü altında kalan birçok vatandaş, borcunu ödemek için mal almadan kredi kartına taksitle işlem yaptırıp nakit para buluyor. Kredi kartı tefecileri, kendisine başvuran borçlunun kredi kartına mal satmadan taksit yapıyor.
Kredi kartı tefecilerinin kartvizit bastırıp üzerine "Tüm kredi kartı borçlarınız taksitlendirilir ve nakit çekim yapılır" yazarak müşteri arar hale geldi.
Böylece vadesi gelen borçlarını ödeyemeyen tüketici bu işi yapan kişilere gidiyor ve kredi kartından örneğin Bin Lira çektiriyor. Kredi kartı tefecisi parayı alınca kart sahibi mağdur tüketiciye nakit olarak 700-800 lira arasında bir ödeme yapıyor. Borçlu da bu nakit parayla borçlarını ödüyor. Tefeciler, kart borçlularının borcunu kapatıyorlar ve aynı karttan bu kez faiziyle verdikleri parayı tahsil ediyor. Faiz belirlenirken de yapılan vade dikkate alınıyor. Çek-senet yerine POS makinesiyle çalışan tefeciler, yüzde 2-6 arasında aylık faiz uyguluyorlar. Örneğin, 30 bin liralık kredi kartı borcunu 12 ayda kapatmak isteyen bir kişi, tefeciye 39 bin Tl. para ödüyor. Vade uzadıkça, ödenen miktar da artıyor.
Yani tıpkı hükümet, ülkenin tüm varlıklarını nakde çevirerek ekonomiyi nasıl döndürüyorsa, vatandaşta aile bütçesini, bedeli ağır olsa da kredi kartı ile döndürmeye çalışıyor.
Özetleyecek olursak; 2002 yılı sonunda, tüketicinin bankaya olan borcu 6.6 milyar lira iken, bu gün bu borç 450 milyar liraya yükseldi. Bankalara borçlu olan vatandaşların sayısı 28 milyonu buldu.
Ondandır, kendini yakan çaresizlerin haberlerinin sık sık gazelerde yeralması.
Aklıma, Ecevit’in Başbakanlığı döneminde, Rahmetlinin önüne yazar kasa fırlatan esnaf geldi.
Yazarkasa vakasından sonra, bir yerlerden yönlendirilen esnaf gösterileri de cabası.
Ama şimdi, esnaf kepenk indirirken, siftahsız dükkan kapatırken esnafın sesi çıkıyor mu?
Biraz bunu iktidar korkusuna bağlamak lazım.
Eski Bakanlardan Ali Babacan’ın bir sözünü hemen burada hatırlatmak gerekir;
“Ekonomi ile demokrasi birbirine bağlı ikilidir.”
Ben de aynı kanaatteyim. Demokratik kriterleri güçlü olmayan ülkelerde ekonominin iyi olmasını bekleyemezsiniz. Ama yaşanan felakete rağmen, sakat demokrasilerde bunu dillendirecek adam da bulamazsınız.
Yazarkasa fırlatamazsınız yani..